Şebnem KORUR FİNCANCI


ARTI GERÇEK- Merhaba. Bu Söz Sırası'nda denk düştüğüm, sevgili Orhan Pamuk'un Veba Geceleri'ni okuyordum ve tabii içinde bulunduğumuz pandemi süreciyle çok yakından ilişkili. Zaman zaman bizi pandemiyle mücadele etmeyen iktidarı düşünmeye sevk eden paragraflar, cümlelerle karşı karşıya kaldım. Bunlardan bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Belki bu paylaştıklarım üzerinden de biraz karantina nedir, nasıl uygulanır, kimler uygular; onun üzerine konuşmak mümkün olabilir. 

Veba Geceleri'nin 72. sayfasından bir alıntı: "Bir karantinacının işi yalnızca asker zoruyla yasakları dayatmak değil. Halkı bu yasaklara kendi gönlüyle katılmaya da ikna etmektir. Mangalı denize atılan hacı, o sert ve kaba İngiliz'e düşman olur, inadından yasağını dinlemez ve karantina da böyle böyle bozulur. İngiliz memurlarının bu sert ve aşağılayıcı tutumlarından dolayı Bombay'da isyan çıktı, hasta taşıyan arabalar taşlandı, doktorlara saldırıldı. İngiliz memurları sokaklarda öldürüldü. Daha da fazla isyan etmesinler diye İngilizler koleranın Ganj Nehri'nden yayıldığını söylemiyorlar artık." 

Evet, karantinanın yasaklarla uygulanmaya çalışılması, pandemiyle mücadelede yasakların ortaya çıkması, insanların bu yasakları tümüyle yok saymasıyla sonlanabiliyor. Bu bir edebiyat eseri, bir roman; ama gerçek hayatta da bundan farksız değil. Çünkü yasaklar zaman içinde, hele ki anlamını yitirdiğinde ya da zaten akılcı ve bilimsel bilgiye dayalı olmadığında geçerli sayılmıyor. Ve zaman içinde toplumda ciddi bir duyarsızlaşmaya da yol açıyor. Bu yok sayma davranışı, uyulması beklenen bir takım önlemlere de uymamayı beraberinde getiriyor ne yazık ki. 

Tabii, biliyoruz, kapalı ortamlar, özellikle de havalandırması uygun olmayan ortamlar, Covid-19 bulaşmasında en riskli bölgeler. Ancak iktidar, kapalı ortamları kapatmak yerine açık ortamları kapatmayı yeğliyor. Biliyoruz, bu tam kapanma adını verdikleri dönemde, aslında kapanamadıkları, bizi evlere kapattıkları dönemde, ilk başta pazarları kapatmışlardı. Pazarlar açık alanlar, sayı sınırlamasına gidilerek, pazar içinde dolaşan insan sayısını gözeterek bu pazarlarda alışveriş yapılmasının önünde bir engel yok. Bu pazarlara gelecek olan sebzenin, meyvenin tedarik edilmesi için de herhangi bir sıkıntı olmayacaktır, önlemlere uyulduğu koşullarda. 

Ama biz pazarları kapattık. Sonrasında tabii ki bu mantıksız, akıl dışı, bilim dışı uygulamadan vazgeçildi. Ama sınırlamalar gene de çok anlamlı düzeyde bir değişime uğramadı. Marketleri kapattıkları kararda, AVM'leri açık tutmayı sürdürdüler örneğin. Bu tam da ticaret aklıyla, ekonomik çıkar aklıyla aslında pandemiyi idare etme davranışının bir örneği. AVM'lerin kapalı alanlar olması, havalandırma sistemlerinin içerideki havayı döndüren bir sistem olması, riski yükseltiyor. Ama biz AVM'leri açık tutup, pazarları kapatabiliyoruz. 

Tabii, turistler, denize girebilirken, gene kapatma sürecinde, bizi eve kapattılar ya, biz denize giremedik örneğin. Turiste herhangi bir yaptırım uygulanmazken, denize giren kendi yurttaşımızı denizden çıkarma ve cezalandırma yoluna gittik. "Cezalandırma" demişken, tabii Veba Geceleri'nde karantina sürecinin Dışişleriyle yürütüldüğünü, dolayısıyla Dışişleri Bakanlığı üzerinden yürütülmenin bir mantığı olduğunu da aktarıyor Orhan Pamuk. 

Diyor ki, diğer ülkelere aslında bir pandemi olmadığını ya da bir salgın olmadığını kanıtlama arayışının bir parçası, böyle bir yaklaşım. Tabii ki uluslararası seyahatler boyutu nedeniyle ve karantina, 40 gün anlamına gelen, insanların bu dönemde sağlam, sağlıklı kişilerden ayrılması süreci itibariyle o dönemde deniz yolculuğunun da yaygınlığı düşünüldüğünde, belki Dışişleriyle ilişkilenebilir.

Peki, İçişleriyle? Türkiye'de şu an İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülüyor. Tabii İçişleri Bakanlığı'yla ilgili tartışmaları bir kenara koyuyorum, son günlerde yapılan tartışmaları. Ama bir pandemiden söz ediyoruz, bir sağlık probleminden söz ediyoruz; ama sağlık sorununa güvenlik sorunuymuş gibi yaklaşan bir iktidarla karşı karşıyayız. Güvenlik sorunu olunca, her şey kendi düşüncesinde olanların güvenliğiyle ilgili bir endişeleri olmadığından onlara cenazeler mubah, onlara gösteriler açık ama muhaliflerine asla böyle bir izin söz konusu değil. 

Son olarak, gene aynı kitaptan, 105. sayfadan bir cümleyi okumak istiyorum sizlere. Bir karantina sürecinde isyan çıkar ve ne yazık ki asker bu isyanda yer alanların üzerine ateş açar ve insanlar ölür. Bununla ilgili bir örtbas sürecinin işlediğini görürüz. Vali Sami Paşa, burada sorumlu idarecidir: Bu konuda en iyi savunmanın vakanın unutulması olduğuna karar vermişti. Evet, ne kadar benzer değil mi? Unutturarak, hesap verilebilirliği ortadan kaldırarak yürüttüğümüz bir idareyle karşı karşıyayız. Ve bize düşen de bu hesap verilebilirliğin her dönemde geçerli olduğunu unutmamak ve tabii ki hiçbir vakayı unutturmamak. Hepinize sağlıklı günler diliyorum.