Can DÜNDAR


ARTI GERÇEK- "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, “Sınıraşan Örgütlü Suçlarla Mücadele” konulu uluslararası konferansta konuştu ve Venezuella’ya sağlık kiti götürme maskesi altında uyuşturucu kaçakçılığına bulaşanların, Başbakan’ın oğlu bile olsa yasal takibattan kurtulamayacaklarını söyledi…. desem inanmazsınız tabii…

Asıl “sınıraşan örgütlü suç” bu olduğu halde…

Savcının görevinin bu suçlarla mücadele olması gerektiği halde…
Başsavcı, son iki aydır Türkiye’yi yangın yerine çeviren Sedat Peker ifşaatları konusunda kılını kıpırdatmamış olmanın akıl almaz pişkinliğiyle, HDP’yi kapatma hazırlıklarını anlattı.

Çevrede gazeteci olmadığı için, bir Allah’ın kulu da çıkıp “6 milyon insanın oy verdiği partiyi, Erdoğan’ın iktidarını tehdit ediyor diye kapatmakla uğraşacağınıza, neden şu ortaya dökülen pisliğin üzerine gitmiyorsunuz” diye soramadı.

Sorunun cevabını hepimiz biliyoruz aslında:

Bir dönemin güvenilir yargı kaleleri birer birer iktidar kontrolüne geçti. Kimi zaman suçsuzu cezalandırarak, kimi zaman, suça göz yumarak peşine düşmeleri gereken suç şebekesine hizmet eder hale geldiler. Sadece şu son skandalda adı geçen Paramount Otel’in el değiştirmesi hikayesi bile “sınıraşan örgütlü suç örgütü”nü ve onun kullandığı mafya liderlerini, hâkimleri, gazetecileri, polis şeflerini, bürokratları ortaya çıkarmaya yeter. Ama bunu yapabilmek için önce Meclis’e ve yargıya hesap verebilir bir iktidar ile bağımsız bir yargıyı kayıt altına alan anayasa lazım. İktidarı denetleyen, yargıyı cesaretlendiren, en ufak yolsuzluğu takip eden parlamento, medya, sivil toplum lazım…

Denetimsiz Türk tipi başkanlık sisteminin nasıl bir bataklık olduğunu gören Türkiye, yakında güçlendirilmiş parlamenter rejime döndüğünde bu dengeleri de yeniden kuracak. Geçiş sürecindeki yargılamalarda bugünkü bataklığın kokusunu duymazdan gelen yüksek yargıçlar da hesap verecek. O zaman, “Ben emir kuluydum” lafını çok işiteceğiz ve o zaman da biz duymazdan geleceğiz."