ESRA ÇİFTÇİ 


ARTI GERÇEK- Öğrencilerin yurt ve barınma konusu milyonlarca öğrenciyi ve haliyle onların ailelerini yakından ilgilendiriyor. Özellikle salgın döneminde ağırlaşan ekonomik sorunlar ve düşen alım gücü sorunu daha da görünür ve hissedilir hale getirdi. Sınırlı sayıda öğrenciyle başlayan ‘yurtsuzlar’ eylemleri giderek yaygınlaştı. Üniversite öğrencileri seslerini duyurabilmek için parklarda, sokaklarda “barınamıyoruz” diyerek eylemlerine devam ediyorlar.

Kim bu öğrenciler? Parasız ve nitelikli yurtlara ulaşamamış, fahiş ev kiraları nedeniyle evsiz bırakılan, kalacak yeri ve parası olmadığı için okullarında kayıt dondurmak zorunda olan, geçinebilmek için üç kuruşa çalışmak mecburiyetinde kalan ve bunun mücadelesini veren öğrenciler. Birçoğu yoksul ailelerin çocukları olan bu öğrenciler seslerini duyurabilmek için eylem yaptıkları parklarda gözaltına alınıyor, tartaklanıyor. Öğrenciler ne istiyor? Talepleri neler? Bugün neden sokaktalar? Artıgerçek olarak bu haftaki dosyamızda tüm bu soruların cevaplarını masaya yatırdık. 


Taleplerimiz karşılanana kadar mücadele edeceğiz

İlk sözü, kendilerini “Yurtsuzlar” olarak tanımlayan öğrencilerin içinde yer alan İstanbul Üniversitesi öğrencisi Doğukan Gürbey’e veriyoruz. Gürbey, pandemi döneminde yönetilemeyen süreçte üniversiteliler olarak uzaktan eğitimle yeteri kadar zarar gördüklerini söylüyor. Gürbey, okulların açılması ile üniversitelerine kavuştuklarını düşünürken karşılarına bu sefer yurt ve ev sorunları çıktığını ifade ediyor. Gürbey’in sözleri şöyle, 

“Boğaziçi sürecinde bütün üniversitelere işleyişleri bozulana kadar müdahale edileceğini anlamıştık. Şimdi karşımıza çıkan tabloda görüyoruz ki, sadece üniversite içinde hareket ederken değil üniversite dışında da bir üniversitelinin ertesi gün yeniden üniversiteye hazır halde gelmesinin koşulları yok. ‘Yurtsuzlar’ olarak gördük ki, yüzbinlerce üniversiteliyi rahatsız eden bu durumun kendisi çözülemez bir sorun değil. Ancak bunu çözmek yerine gözlerin kapatıldığı bir tablo sergileniyor. Ne kadar görülmemeye çalışılsa da bu sorun bir şekilde sorumluların karşısına gelerek onları rahatsız edecek.” 

Sorunun kendisini iyi niyetlerle çözmeye çalışan, yardımcı olmayı deneyen kurumların olduğunu söyleyen Gürbey, bütün üniversiteliler için çözülebilecek bütçe ve planlamanın mümkün olmasına rağmen adım atılmaması karşısında, ‘Yurtsuzlar’ olarak talepleri gerçekleşene kadar eylemlerin süreceğini söylüyor.


Yurt sorununu tek başına belediyelerin çözmesi imkânsız

Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, öğrencilerin barınma sorununun çözüm sorumluluğunun merkezi hükümette olmasına rağmen uzun zamandır yerel yönetimlerin bu konu üzerinde çalıştığını söylüyor. Odabaşı, özelde ise CHP’li belediyelerin, konuyu tamamen üstlenme yolunu seçerek, lokal çözümler getirmeye çalıştıklarını ifade ediyor. Odabaşı sözlerini şöyle sürdürüyor, 

“Elbette, bu süreci belediyelerin tek başına çözmesi imkânsız. Ancak, bütün olanaklarımızı seferber ederek, bölgemizde eğitim alan gençlerin barınma sorununu çözmek için çalışıyoruz. Bu sorun yeni bir sorun olmamakla birlikte; kapanan yurtlar, ekonomik sıkıntılar, ev kiralarının yüksekliği gibi nedenlerle hem görünür hem de daha can yakıcı halde ortaya çıktı. Bizim halihazırda bir kız öğrenci yurdumuz var. Toplam 162 öğrenci kapasiteli ve ilk günden itibaren doldu. Yurt yeri olabilecek yeni binalar arayışındayız. Ancak bir anda olabilecek bir şey değil”

Odabaşı, bu sorunun, yerel yönetimlerin kısıtlı olanaklarıyla çözülebilecek kadar basit olmadığını söylüyor. Odabaşı, üzerlerine düşeni yapacaklarını ama bu sürecin kanayan yaraya pansuman yapmaktan öteye geçemeyeceğini ifade ediyor. Odabaşı, konuşmasına şöyle devam ediyor:

“İktidarın, yıllardır oturtamadığı ve yaz-boz tahtasına çevirdiği eğitim politikasızlığının bedelini bu ülkenin gençlerinin çekmesi, gerçekten can sıkıcı. Fakat gençlerin, sorunlarının farkında olarak, harekete geçmeleri de bir o kadar umut verici. Parklarda, haklarını savunan gençlerin talebi, bir evden çok, maruz bırakıldıkları haksızlığa bir son verilmesini, barınma haklarının yasal güvence altına alınmasını kapsıyor. Kendilerini ziyarete gittiğimde söylemiştim, evimiz, yurdumuz olmayabilir ama Kadıköy hepimizin yurdu. Son tahlilde Kadıköylü, gençlerini yurtsuz bırakmaz”

Üniversiteliler için barınma ciddi bir sorun

Bir başka öğrenciye veriyoruz sözü. Yine kendilerini “Yurtsuzlar” olarak tanımlayan öğrencilerin içinde yer alan, Mimar Sinan Üniversitesi öğrencisi Umut Yıldız, üniversiteliler olarak barınmanın kolay bir durum olmadığını söylüyor. Yıldız, devlet yurtlarında kalmanın ayrı bir denetim ve baskı altında olmayı zorladığını ifade ediyor. Yıldız sözlerini şöyle sürdürüyor,  

“Üniversiteliler olarak barınmak kolay değildi zaten. Devlet yurdunda kalmak ayrı bir denetim ve baskı altında olmayı gerektiriyordu. Özel yurtlarda da alınan her hizmet için ayrıca sürekli katlanan fiyatlar oluyordu. Mahallelerde barınmak ise üniversiteli kimliğinin ayrışmasını sağlıyordu. Mahallede ev seçerken üniversiteli olmak özel bir dışlanma sebebine dönüşüyor, bulunabilen evlerse rutubetli bodrum katları ve şehrin depreme dayanıksız en eski evleri oluyordu. Şimdi tüm bu seçenekler için durum değişmediği gibi bunlar için istenen paraların ikiye üçe katlandığı bir tablo var Aslında zaten barınma için en altta olan sınırın artık katlanılamaz boyuta gelmesiyle tüm öfkenin açığa çıkması durumu var.”

Yurt sorunlarını çözmenin zor olmadığını, istediklerinin imkânsız bir talep olmadığını söyleyen Yıldız, sadece bunun için ayrılması gereken bütçeleri gereksiz yere harcadıkları yerlerden alıp, bu konu etrafında harcanmasına dair adım atmalarının gerektiğini belirtiyor. Yıldız şöyle devam ediyor:

“Pandemi sürecinde de gördük ki, yöneticilerin bu krizlere dair nitelikli planları ve buna dair adım atma niyetleri yok. ‘Yurtsuzlar’ çalışması olarak biliyoruz ki üniversitelilerin sadece kendi sorunlarını çözmeleri değil, bu sorunu çözdükten sonra da detaylı olarak yapılanları denetlemeye devam etmeleri gerekiyor. Üniversitelilere sürekli anlatılan ‘bunu çözecek nitelikli yöneticiler var’ hikayesinin yerine bizlerin de sadece bu sorunun çözülmesiyle yetinmemesi ve barınmaya dair sonraki aşamalarda da bizzat denetleme ve yönetme iddiası ortaya koymamız gerekiyor”

İnşaat piyasası durma noktasına geldi

Emlak danışmanı Salim Kaplan, hatalı politikalar yüzünden, döviz, altın, banka kredi faizlerinin dalgalanmasının inşaat malzemelerinin fiyatını yükselttiğini, bu nedenle inşaat piyasasının durma noktasına geldiğini söylüyor. Kaplan, yeni bir inşaat olmadığından kiraların çok yükseldiğini ve satılık, kiralık dairelerin yükselmeye devam ettiğini ifade ediyor. Kaplan, emlak piyasasındaki durumu şöyle özetliyor: 

"Örneğin 2017 yılında 2+1 100 m2 bir dairenin maliyeti 60 ile 100 bin TL iken şimdi 100m2 2+1 dairenin maliyeti 250 ila 300 bin TL arasında. Durum böyle olunca haliyle satılık dairelerin fiyatı ikiye üçe katlanmış oluyor. 

Fahiş fiyatlar nedeniyle inşaat piyasası tıkandı, yüzlerce inşaat firması iflas etti. Örneğin 20 yaşında bir binada birinci katta 100m2 2+1 dairenin satış fiyatı 650 ila 800 bin TL arası.  Asgari ücreti bile tam alamayan vatandaşlarımız nasıl 800 bin TL verip daire alacak? Hadi diyelim 400 bin TL parasını bir şekil buldu geri kalan 400 bin TL masrafları hariç bankadan kredi çekmek istedi, bugün o 400 bin TL kredi 120 ayda 800 bin TL geriye dönük borçlanma çıkıyor. Aylık 6.600 TL gibi ödeme ile nasıl ev alsın? Alamadığı için de haliyle kiracı kalmaya mahkûm ediliyor. Bu sefer de ev sahipleri fiyatları kafasına göre yükseltip adeta insanları kendine muhtaç hâle bırakıyor. Sebebi nedir? Sebebi devlet kurumlarının denetlemesinin olmaması. Devlet, kurumları konumlandırma ve görevlendirmede maalesef yeterli tecrübe ve bilgiye sahip değil.”

Ev sahipleri öğrenciye ev vermiyor

Kaplan, bu fahiş fiyatlara rağmen mecbur kalıp ev kiralayan vatandaşlarında ev sahipleri tarafından memleket, din, dil, ırk ayrımına maruz kaldığını söylüyor. Kaplan, ev sahiplerinin “yok doğulu olmasın, yok bekar olmasın, yok memur olsun, kurumsal işi olsun” dediklerini ifade ediyor. Kaplan, ev sahiplerinin kiracı değil, kendilerinin evini ve hayatını geçindirecek insanlar aradığını dile getiriyor. Kaplan sözlerini şöyle sürdürüyor,  

“Ülkemizde yurt sorunu sebebi ile öğrencilerimiz, ev sahiplerinin bekara ev vermem, öğrenciye ev vermem dayatmalarıyla yurtlara yöneliyor, yurtta olmadığı için bu ev sahiplerinin anlayışı yüzünden evsiz kalıyorlar, eğitim ve öğrenim hayatını kötü etkiliyor bu durum. En önemli başka bir neden ise, yanlış politikalar yüzünden Türkiye’de artan göç. Zaten büyük şehirlerde var olan barınma sorunu ikiye katlandı. Haliyle bu insanlar savaştan kaçmış, ciddi barınma sorunları var, durum böyle olunca ne bulurlarsa kiralıyorlar. Dükkân, ev, iş yeri hiç fark etmiyor onlar için. Aynı zamanda bir evde yaklaşık 5-10 kişi kalıyor, bu da mal sahiplerinin işine yarıyor çünkü onlara kimse ev vermediği için, bu sefer yüksek fiyatla evlerini kiraya veriyorlar.”