Suriçi ve Hevsel Bahçeleri'nde tahribat sürüyor: UNESCO raporuna rağmen tarihi ve ekolojik yapı yok ediliyor

UNESCO'nun, Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri'nin 'Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi'ne alınmasına dair hazırladığı taslak rapora rağmen konuya ilişkin nasıl bir çalışma yapıldığı hâlâ bilinmiyor. Uzmanlar tahribata karşı önlem alınmasını istedi.

Şirin BAYIK


DİYARBAKIR - Diyarbakır’ın Dünya Kültür Mirası Listesi'nde bulunan Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Mirası tehlikede mi? UNESCO’nun taslak raporunda yer alan tespitlere rağmen nasıl bir çalışma yapıldığı hâlâ bilinmiyor. Diyarbakır’da çalışma yapan sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütleri, UNESCO’nun işaret ettiği risklerle ilgili önlem alınmasını istedi.

Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri, UNESCO tarafından 2015 yılında Dünya Kültür Mirası Listesi’ne eklendi. 2015 yılında ilçede uygulanan sokağa çıkma yasağı ve yaşanan çatışmalar nedeniyle UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne bulunan tarihi yapılarda büyük yıkım yaşandı. Bu yıkıma devletin icracı kurumlarının Suriçi ve Hevsel Bahçeleri'nde "restorasyon" adı altında yürüttüğü çalışmalar da eklenince tahribatın boyutu daha büyük oldu.

Tahribatın yaşandığı Suriçi ve Hevsel Bahçelerinde inceleme yapan UNESCO heyeti, Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri’nin 'Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi'ne alması yönünde ön rapor hazırladı. Raporda Dünya Kültür Miras alanında yapılan tahribatla ilgili hükümete sert eleştiriler yer aldı.

Ön rapora göre, restorasyon çalışmalarında yeterli arkeolog bulundurulmadığına, 'On Gözlü Köprü'nün üstün evrensel değerinin erozyona uğradığına ve Anzele Suyu’nun tehlike altında olduğuna dikkat çekildi. Bu taslak rapor, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da düzenlenen UNESCO Dünya Mirası Komitesi Genişletilmiş 45. Oturumunda görüşüldü. 15 Eylül’de yapılan oturumda gündeme getirilen Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri'nin Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi'ne alınma önerisi kabul edilmedi.

TÜRKİYE’YE ŞUBAT 2024'E KADAR SÜRE VERİLDİ

Bu karar basında “iyi haber” olarak yer alsa da bölgedeki tehlike devam ediyor. UNESCO hazırladığı ön rapora rağmen, Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçelerini Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesine almadı ancak koruma çalışmaları yapılması için Türkiye’ye 1 Şubat 2024’e kadar süre verdi. Kentte bulunan uzmanlar ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri, alınan kararın ne anlama geldiğini, Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçesi'nde mevcut durumun ne olduğunu ve nasıl önlem alınması gerektiğini Artı Gerçek’e anlattılar.

SUR'DAKİ İNŞA TAHRİBATI KALICILAŞTIRILDI

nevin-soyukaya.jpeg
Nevin Soyukaya

2014 yılında Diyarbakır Müze’sinden emekli olan Arkeolog Nevin Soyukaya, uzun yıllar Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı Alan Başkanı olarak görev yapan bir isim. Aynı zamanda kayyım tarafından 2011 yılında lağvedilen Alan Yönetimi Başkanlığını da yapan Arkeolog Nevin Soyukaya, Diyarbakır Surları'nın UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmesi için çalışmalarda bulunan biri.

Sur'daki mevcut durumu “Suriçi'nin yüzde 50’si yıkılıp dümdüz araziye dönüştürdüler” sözleri ile özetleyen Soyukaya, yaşanan yıkım ve tahribatı iki başlıkta ele aldı; ilkinin 2015 yılında çatışma sürecinde yaşanan tahribat olduğunu belirten Soyukaya, ikinci yıkımın ise yeniden inşa çalışmaları sırasında yaşandığını söyledi. Özellikle yeniden inşa çalışmalarının Surdaki yıkımı geri dönülemez noktaya getirdiğini belirten Soyukaya, “Çatışma sürecinde elbette ki tahrip oldu. Ancak Suriçi geri dönüşü imkansız değildi. Eğer yıkım ve hafriyatın dışa atımı olmasaydı, alan düz bir araziye dönüştürülmeseydi, çatışmanın zararlarının geriye dönüşü mümkündü” dedi.

‘DİYARBAKIR HALKI VE STK'LAR SÜREÇTEN UZAK TUTULDU’

UNESCO’nun taslak raporunda Sur’da yapılan peyzaj çalışması, millet bahçesi, çevre düzenlemesi gibi çalışmalarda kültürel dokunun tahrip edildiğine ilişkin tespitler ve bu çalışmalarda yeterli düzeyde arkeolog bulundurulmadığı yönünde eleştiriler vardı. Dünya Kültür Mirası Listesinde bulunan bu bölgelerde yapılacak çalışmaların önceden UNESCO’ya bildirilmesi gerektiğini vurgulayan Soyukaya, şunları söyledi: “Normalde Türkiye’nin yaptığı projeleri UNESCO’ya sunması gerekiyordu. Ancak ne imar planı değişikliğini ne millet bahçesi projesi sunulmamıştı. Sivil toplum kuruluşlarının UNESO’yu bilgilendirmesin ardından planlar gönderildi. Diyarbakır’ın önemli bir parçası yıkılıyordu ama Diyarbakır’daki STK’lar, Diyarbakırlılar hiçbir şekilde sürece dahil edilmedi, bilgilendirilmedi. Bütün süreç tamamen Ankara’da planlandı ve burada uygulandı. Önce yıkıldı sonra buna bir meşrutiyet kazandırılmaya çalışıldı. Bugüne kadar süreç hep böyle işledi. Aslında bütünlüklü bir yok etme planı vardı Sur’da ve adım adım uygulandı.”

'İYİLEŞTİRME YAPILACAKSA, KENTİN AKTÖRLERİYLE YAPILMASI GEREKİYOR'

UNESCO’nun taslak raporunda çok önemli tespitlerin yer aldığına, bu tespitlerin kentteki sivil aktörlerin raporları ile örtüştüğüne işaret eden Soyukaya, raporun üzerinden bir aydan fazla zaman geçmesine rağmen bu karara ilişkin hâlâ bir açıklama yapılmadığını hatırlattı. UNESCO’nun riskli alan raporunda, taraf devletin alanda uyguladığı projeler alanın bütünlüğünü ve özgünlüğünü yok etmiştir tespitinin yer aldığını belirten Soyukaya, raporda yer alan tespitleri ve atılması gereken adımları şu sözlerle sıraladı: “Bu bize göre çok değerli bir tespitti. En önemli tespit de aslında katılımcılığın olmadığına vurgu yapılarak alan yönetim sisteminin yeniden oluşturulması isteniyordu. Çünkü alan yönetim sistemi yok. Alan başkanı, Kültür Bakanlığı’nın personeli Ankara’da oturuyor. Bu kentin koruma planlarını nasıl bilecek ve nasıl iletecek? İletemez ve zaten istenen de buydu. Eğer taraf devlet sorumluluğunun bilincinde olarak burada UNESCO’nun da dikkat çektiği gibi iyileştirme çalışmalarını başlatacaksa, hayatı yeniden var edecekse öncelikle Diyarbakırlılarla, buradaki STK’larla, kent aktörleriyle birlikte ve bu işe kafa yoranlarla birlikte bunu yapıyor olması gerekiyor.”

‘YAŞAMIN YENİDEN VAR EDİLMESİ GEREKİYOR’

Fiziki dokunun kaybedildiği bu bölgede geri dönüş ne yazık ki imkansıza yakın. Ama kentin kültürel, sosyokültürel, iktisadi dokusu ile birlikte üretim araçları da önemli. Fiziki doku her ne kadar kaybedilse de hayatın buradan yeniden var edilmesi, alandan dışarı çıkarılan ama o kültürün taşıyıcıları konumunda olan insanların alana yeniden geri dönmesi gerekiyor. Burada yaşamın yeniden var edilmesi gerekiyor. Özgün dokunun izlerinin olduğu geleneksel yaşamın yeniden tesisi çok önemli ve bu mümkün. Fiziki dokuya gelirsek yeni yapılan absürt, tarihi dokuyla uymayan o yapıların yıkılıp yeniden dokuya uygun mimari ile özgün kent planlaması yapılmadı. Özgün arazi kullanımı ile iktisadi yaşamı canlandırmak da çok önem taşıyor.”

TAHRİBAT SÜRÜYOR

Sur'da ve Hevsel bahçelerinde tahribatın devam ettiğini hatırlatan Soyukaya, kentte yerel yönetim olmadığını, kentin kayyımla yönetildiğini söyledi. Tahribatın birçok noktada sürdüğünü vurgulayan Soyulaya, “On gözlü köprü çevresindeki uygulamalar alana ciddi zarar veriyor. Kaçak yapılar, izinsiz yapılar ve kıyının korunamayışı alana ciddi zarar veriyor. Bu da belediye ile olabilecek bir şey. Kilometrelerce uzunlukta izinsiz yapılar görüyoruz. Olabildiğince açgözlü bir şekilde yapıları büyütüyorlar ama belediye yok. Bunlara dur diyecek bir kurum yok. Surlara baktığımızda Surların kullanımı da çok absürt. Dünya mirası tarihi Surlar ne yazık ki Diyarbakır Valiliği’nin ve Belediye’nin reklam panosuna dönüşmüş. Miras yapılarına billboard işlevi verilmiş. Ayrıca yine o tarihi surlar uyuşturucu kullanıcılarının mekânı haline gelmiş, tampon bölgede bulunan Fiskaya, Ferit Köşk Mahalle’sinde yine kentsel dönüşüm kararı alınmış, orada ne yapıldığı yine bilinmiyor. Orada da yeni trajediler üretiliyor, hak ihlalleri üretiliyor” sözleri ile yaşanan tahribatı sıraladı. Soyukaya, bu ihlallerin bir an önce son bulmasını istedi.

‘UNESCO’NUN KARARI MÜJDE DEĞİL’

2011 yılına kadar kentte oluşturulan Alan Yönetiminde olan isimler arasında bulunan Diyarbakır Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Absussamed Ucuman, Surluların göç ettirilmesi sonucu Hevsel Bahçeleri’nin de yapısının bozulduğunu söyledi. Hevsel’in on bin yılık bahçe kültürü ile gelişen sistemin UNESCO kriterine olduğu şekilde girdiği için ‘kültürel peyzaj’ olarak değerlendirildiğini vurgulayan Ucuman, “Şu anda orda da ciddi bir baskı oluşmaya başladı” dedi. UNESCO’nun Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçelerinin Tehlike Altındaki Kültürel Miras listesine almamasını eleştiren Ucuman, “UNESCO’nun son aldığı kararı müjde olarak değerlendirmiyoruz. Raporda tahribatın bizatihi icracı olan kurumlar tarafından yapıldığı yönünde tespitler mevcut. Tescilli yapıların, tescile değer yapıların ve oradaki arkeolojik kalıntıların resmi kurumlar tarafından bertaraf edildi yıkıldığı ile ilgili tespitleri var. Tehlike Altındaki Miras Listesi’ne alınsaydı belki biraz daha motive edici bir nokta olurdu. Yetkililer bundan sonraki süreçte daha hassas davranabilirlerdi. UNESCO’nun raporunda 2012 Koruma Amaçlı İmar Planı’na dönüş ile ilgi tavsiyesi vardı. Biz de bu gerekliliği söylüyoruz. Ortak bir proje ortaya konulduğu zaman ve burada yaşayan halkla birlikte bu yapıldığı zaman hem tarihi yapılara sahip çıkılmış olacak, hem de dünya mirası dediğimiz tarihi değerdeki hafızanın dünyaya mal edilmiş olması sağlanacak” dedi.

abdussamet-ucuman.jpeg
Absussamed Ucuman

‘MİMARİYE UYMAYAN YAPILAR TÜMÜYLE YIKILABİLİR’

Miras alanın tehlike altında olduğunu belirten bir diğer isim Diyarbakır Mimarlar Odası Eş Başkanı Selma Aslan. Yeniden inşa edilen alanın tarihi yapıya aykırı olduğunu, alanın tamamen ticarileştirildiğini belirten Aslan, “Geniş geniş yollar yapıldı, mimari ve tarihi dokuya aykırı çalışmalar yapıldı. Kullanıcıları bile değişti alanın. Artık kimsenin uğramadığı bir yer haline geldi. Alanın gece gündüz kullanımı bile değişti. Alanda inşa edilen ve tarihi yapıya uygun olmayan yapılar tekrar yıkılarak eski haline getirilebilmesi gündeme gelebilir mi bilmiyorum. Türkiye’ye verilen bir yıllık süreç var. Bu bir yıllık süreç içerisinde Türkiye devleti isterse tüm o tahribatı ortadan kaldırabilir diyorum” sözleri ile tahribatın ortadan kaldırılabileceğine dikkat çekti.

selma-aslan.jpeg
Selma Aslan

‘SUR'DA HAFIZA YOK EDİLMEK İSTENDİ’

Diyarbakır Mimarlar Odası Eski Başkanı Şerefhan Aydın, Sur’da uygulanan mevcut planların miras alanındaki tehlikeyi büyüttüğünü söyledi. Surluların yeni yapılan yapıları benimsemediği belirten Aydın, “Birincisi Sur’da ciddi bir rant alanı olduğu görüldü. Ve şu an ki tabloda görüyoruz ki öngörünün somuta geçtiğini görüyoruz. Gelinen noktada alan tamamen ticarileşti zaten. Ancak olmadı diye düşünüyorum. Çünkü oradaki esnafın da çok ciddi problemler yaşadığını, alanın çalışmadığını görüyoruz. Bir diğer yaklaşım da burada 7 bin yıllık bir tarih vardı. Bir hafıza bir bellek vardı. Ve bu bellek Kürt toplumunun, Ermeni toplumunun hafızasıydı. Devletin yaklaşımı bu hafızayı yok etmek oldu. Sur politik bir kitle, politik bir alan, politik bir nüfustu. Devlet nezdinde bu politik nüfusun dağıtılması gerekiyordu ve öyle yapıldı. Şu an 2023 Ekim ayındayız, yapılar bitmiş, insanlara açılmış, sokaklar açılmış ve insanlar burayı tercih etmiyor. Çünkü acının üstünde gelip keyif sürmeyi insanlar tercih etmiyor” diye konuştu.

erefxan-aydin.jpeg
Şerefhan Aydın

‘SİYASİ DİZAYN YAPILIYOR’

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanvekili Metin Kılavuz, Suriçi’nde uygulanan tahribatın Sur’un, Sur içinin kimliğine yönelik politikalarla devam ettiğine işaret etti. “Dernekler vakıflarla Sur’u yeniden dizayn ediyorlar” diyen Kılavuz, bu politikaları “Siyasi dizayn” olarak tanımlayarak Sur’daki hafızanın yok edilmek istendiğini vurguladı. İktidarın politikalarını Osmanlı’nın son dönemine benzettiğini ifade eden Kılavuz, “Orda neydi? Türk olacaksınız. Türk değilseniz bile Türk gibi hissedeceksiniz ve Sünni İslam olacaksınız politikası vardı. Yeni yaptıkları yapılarda merkezi otoriteye bağlı dernekleri çalışmaları görebiliyoruz. Sur’daki bazı bölgelere çok ciddi zararlar verildi. Sonrasında yapılan işler de tarihi dokuya, o kimliğe uymayan işler olarak tanımlayabiliriz. İçimiz gerçekten kan ağlıyor. Böyle yapılacaksa yapmasınlar. Yanlış işi düzeltme daha zordur” dedi.

metin-kilavuz.jpeg
Metin Kılavuz

NE OLMUŞTU?

1988 yılında “Diyarbakır Kentsel Sit Alanı” olarak tescillenenden Diyarbakır Suriçi Bölgesi, 1990 yılında ilk koruma amaçlı imar planı yapıldı. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, kentin tüm bileşenlerinin katılımıyla 2012 yılında Koruma Amaçlı İmar Planı oluşturuldu. Çalışmayı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Bünyesinde olan ‘Alan Yönetimi’ ekibi yürütüyordu. 2012'de hazırlanan Koruma Amaçlı İmar Plan, UNESCO sürecinde de önemli bir belge olmuştu. Temmuz 2015’te düzenlenen Dünya Miras Komitesinin 39. Toplantısında “Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı” Dünya Mirası olarak tescillendi. Ancak 2015 yılında tarihi yapıların bulunduğu Suriçinde çatışmalar devam ediyordu. Alanının tampon bölgesi olan Suriçi bölgesinde Cevat Paşa, Dabanoğlu, Fatih Paşa, Hasırlı, Cemal Yılmaz ve Savaş Mahallesi olmak üzere altı mahalle yasaklıydı. 2016 yılında belediyeye atanan kayyımın ilk icraatı Alan Yönetimi’nin lağvetmek oldu. Aynı yılın Aralık ayında Surdaki tarihi yapılarla ilgili yetki Çevre ve Şehircilik Bakanlığına devredildi. Surla ilgili karar artık Ankara merkezli alınıyordu. Tarihi yapıların bulunduğu mahallelerdeki yasak yaklaşık 7 yıl sürdü. Çatışmalar sırasında tarihi yapılar tahrip olurken, yeniden inşa sürecinde geleneksel Diyarbakır Taş evleri yıkıldı. Yerine betonarme yapılar yapılarak yıkım kalıcılaştırıldı. Hevsel Bahçelerinde üretin yapan Surlular göç ettirildi. Tüm bu uygulamalar Surdaki tahribatın bir parçası olarak UNESCO taslak raporunda yer aldı.

Öne Çıkanlar