Demokratik İslam Konferansı'nın sonuç bildirgesinde barış çağrısı
Demokratik İslam Kongresi'nin düzenlenen 3. Büyük Konferansı'nın sonuç bildirgesinde 'Bütün halkları, vicdan sahibi herkesi barışın, adaletin, özgürlüğün ve demokratik toplumun inşası için ortak sorumluluk almaya çağırıyoruz' denildi
Artı Gerçek- Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyono (MİA-FED) tarafından düzenlenen Demokratik İslam Kongresi'nin 3. Büyük Konferansı'nın ikinci gününde son oturumla devam etti.
Oturum öncesi konuşan Demokratik Birlik İnisiyatifi Eşbaşkanı Mehmet Kamaç, kongrenin önemine değindi. Kamaç, İslam'ın zaten demokratik olduğunu belirterek, dinin sonradan amacından uzaklaştırıldığını belirtti. Kürt halkının varlık mücadelesini yüzyıllardır sürdüğünü söyleyen Kamaç, büyük zorluklar yaşandığını, büyük bedellerin verildiğini söyledi. Kamaç son olarak, "Demokratik İslam Kongresi'nin 3. Büyük Konferansı'nı kutluyorum. Biz ne olursa olsun birlik, birlik, birlik diyelim" diyerek konuşmasını sonlandırdı. Ardından diğer katılımcılar ve delegeler de yaptıkları konuşmalarda, barışın sağlanması için herkesin çalışma içerisinde olmasının önemine değindi.
MEDİNE SÖZLEŞMESİ VURGUSU
Müşerref Geçer'in moderatörlüğünü yaptığı oturumda ilk olarak söz alan İş Güvenliği Uzamanı Hadiye Yolcu, "Ekonomi, çevre ve bağımlılık ilişkileri, para sermaye ve kamusal sistem içinde siyasal İslam'ın konumu" başlığıyla sunum yaptı. Kur'an'ın adalet çağrısını ciddiye almak gerektiğini belirten Hadiye Yolcu, dinin doğruluğunun güçsüzlerle kurulan ilişkisine de bakılması gerektiğini söyledi. Kur'an'ın "ölçüde, tartıda hile yapanların vay haline" dediğini söyleyen Hadiye Yolcu, "Allah, ekmek, özgürlük" dedi.
Emekli Müftü Abdulbaki Erdoğmuş ise "Din ve siyaset ilişkisi" başlığında konuştu. Kürtler devlet talep edince, statü talep edince, hak ve özgürlük talep edince karşılarına ilk olarak çıkan cevabın din, İslam kardeşliği ve ümmet birliği olduğunu söyleyen Erdoğmuş, "Düne kadar ümmet birliği gibi sorunlar yaşanırken bugün de Kürtler demokrasi sorunu yaşıyor bana göre" dedi. Dine dayalı siyaset iddiasında olanlar için Resulü Ekrem'in Medine Sözleşmesi'nin önemli bir referans olarak sunulduğunu söyleyen Erdoğmuş, o dönem diğer halkların sözleşme metni etrafında birleştiğini belirtti. Medine Sözleşmesi'nin anayasa hükmü olmadığını belirten Erdoğmuş, "O günün kuralları ayrı. Bugün Müslümanlar arasında bunun ortak bir anayasa hükmü olarak görülmesini doğru düşünmüyorum" diyerek Medine Sözleşmesi'nin öneminden bahsetti.
Yazar Kadrican Mendi ise "Ortadoğu'daki iktidarlarda mezheplerin araçsallaştırılması" başlıklı oturumla konuştu. Son oturumun ardından serbest kürsü düzenlendi. Burada yapılan konuşmalarda da barış, adalet ve Medine Sözleşmesi'nin önemine işaret edildi.
ORTADOĞU'DAKİ KAOSA DİKKAT ÇEKİLDİ
Konferans sonuç bildirgesinin okunmasıyla sona erdi. Sonuç bildirgesini Dilan Aydın ve Emin Ay okudu. Okunan bildirgede şunlara yer verildi:
"Demokratik İslam Kongresi'nin 3. Büyük Konferansı'nda bir araya gelen alimler, akademisyenler, aydınlar, kadınlar, gençler, kanaat önderleri ve farklı toplumsal kesimlerin temsilcileri olarak; Türkiye, Kürdistan, Ortadoğu ve dünyada yaşanan siyasal, toplumsal, kültürel ve inançsal gelişmeleri Demokratik İslam perspektifiyle kapsamlı biçimde değerlendirdik.
Konferansımız, insanlığın içinden geçtiği dönemin yalnızca ekonomik veya siyasal bir kriz dönemi olmadığını; aynı zamanda derin bir ahlaki, demokratik ve toplumsal anlam krizini ifade ettiğini tespit etmiştir. İnsanlık, bir yandan savaşların, eşitsizliklerin, yoksulluğun ve ekolojik yıkımın ağır sonuçlarıyla yüzleşirken, diğer yandan birlikte yaşamı mümkün kılan ahlaki ve demokratik değerlerin aşınmasına tanıklık etmektedir. Ortadoğu ise bu çok yönlü krizin en yoğun yaşandığı coğrafyaların başında gelmektedir. Filistin'de süren trajedi, Suriye'deki yıkım, Irak'taki istikrarsızlık, bölge halklarının maruz kaldığı savaşlar, zorunlu göçler ve derinleşen kutuplaşmalar mevcut siyasal paradigmanın çözüm üretme kapasitesini büyük ölçüde tükettiğini göstermektedir. Halkların tarihsel birikimi, kültürel çeşitliliği ve ortak yaşam potansiyeli, iktidar mücadeleleri ve hegemonik politikalar nedeniyle ağır bir baskı altındadır.
'ULUS DEVLET MODELİ YAPISAL KRİZ YARATTI'
Konferansımız, son iki yüzyıldır bölgeye hâkim olan ulus-devlet modelinin de ciddi bir yapısal kriz yaşadığını değerlendirmektedir. Ortadoğu'nun çok kimlikli, çok kültürlü ve çok inançlı toplumsal gerçekliği, tek dil, tek kimlik ve tek kültür üzerine kurulu siyasal modellerle uyumlu değildir. Ulus-devlet sistemi, birçok yerde demokratik bütünleşme üretmek yerine inkâr, asimilasyon, dışlanma ve çatışmaları derinleştirmiştir. Bu nedenle konferansımız, ulus-devlet anlayışının mevcut biçimiyle tarihsel sınırlarına ulaştığını; halkların özgür birlikteliğini, yerel demokrasiyi, kültürel çoğulculuğu ve demokratik katılımı esas alan yeni bir siyasal ve toplumsal dönüşümün gerekli hale geldiğini vurgulamaktadır. Değişim ve dönüşüm artık bir tercih değil, toplumsal barış ve demokratik gelecek açısından tarihsel bir zorunluluktur.
'DİNİN İKTİDAR MÜCADELELERİNİN ARACI HALİNE GETİRİLMASİ İSLAMIN AHLAKİ ÖZÜNÜ ZAYIFLATMIŞTIR'
Konferansımız, aynı zamanda son yüzyılda ortaya çıkan siyasal İslam deneyimlerini de kapsamlı biçimde değerlendirmiştir. Dinin iktidar mücadelelerinin ve devlet politikalarının aracı haline getirilmesi, İslam'ın özgürleştirici ve ahlaki özünü zayıflatmıştır. İnanç, devletleştiği ve iktidarın hizmetine girdiği ölçüde toplumun vicdanı olma gücünü kaybetmiştir. Oysa İslam'ın özü; adalet, merhamet, eşitlik, istişare, özgürlük ve insan onurudur. Demokratik İslam perspektifi, dini yeniden ahlaki toplumla buluşturmayı; inancı devletin ve iktidarın vesayetinden kurtararak özgürleştirmeyi hedeflemektedir. İnancın özgürleşmesi ile toplumun demokratikleşmesi birbirini tamamlayan süreçlerdir.
'KÜRT MESELESİ İNKAR VE STATÜSÜZLÜK POLİTİKALARININ SONUCUDUR'
Konferansımız, Kürt meselesinin de bu tarihsel ve yapısal krizlerden bağımsız ele alınamayacağını vurgulamaktadır. Kürt meselesi yalnızca güncel siyasal gelişmelerin ürünü değil; yüz yılı aşkın süredir devam eden inkâr, dışlanma, statüsüzlük ve demokratik haklardan mahrum bırakılma politikalarının sonucudur. Kürt halkının dili, kültürü, kimliği ve demokratik iradesi üzerindeki baskılar yalnızca Kürtlerin değil, Türkiye'nin ve bölgenin demokratikleşmesinin önündeki temel engellerden biridir.
'KÜRT MESELESİN ÇÖZÜMÜ DİYALOG, MÜZAKERE VE TOPLUMSAL UZLAŞMADA ARANMALI'
İslam'ın adalet anlayışı hiçbir halkın inkârını kabul etmez. Bu nedenle Kürt meselesinin çözümü güvenlikçi ve çatışmacı yaklaşımlarda değil; demokratik siyaset, diyalog, müzakere ve toplumsal uzlaşmada aranmalıdır. Anadilde eğitim hakkının tanınması, kültürel hakların güvence altına alınması, demokratik siyaset alanının genişletilmesi ve halkların eşitliği temelinde yeni bir demokratik toplumsal sözleşmenin geliştirilmesi kalıcı çözümün temel koşullarıdır. Konferansımız, son yıllarda yeniden güç kazanan Barış ve Demokratik Toplum arayışlarını tarihsel bir fırsat olarak değerlendirmektedir. On yıllardır süren çatışmaların, güvenlikçi politikaların ve şiddet eksenli yaklaşımların çözüm üretmediği artık açık biçimde görülmektedir. Kalıcı çözüm ancak demokratik siyaset, toplumsal diyalog ve adalet temelinde geliştirilebilir.
'BARIŞ ADALETİN TESİS EDİLMESİ, HAKİKATLE YÜZKLEŞÖE VE ORTAM YAŞAM İRADESİNİN İNŞASIDIR'
Barış yalnızca silahların susması değildir. Barış; adaletin tesisi, toplumsal yaraların sarılması, hakikatle yüzleşme, demokratik katılımın güçlendirilmesi ve ortak yaşam iradesinin yeniden inşasıdır. Bu nedenle konferansımız, barışın toplumsallaştırılmasını ve demokratik toplum perspektifiyle güçlendirilmesini hayati önemde görmektedir.
'SİYASİ TUTSAKLAR MESELESİ TOPLUMSAL BARIŞ PERSPEKTİFİYLE ELE ALINMALI'
Bu çerçevede konferansımız, siyasi tutsaklar meselesinin de demokratik çözüm ve toplumsal barış perspektifiyle ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. İnsan hakları hukukunda giderek daha fazla kabul gören umut hakkı, insanın değişim, dönüşüm ve topluma yeniden katılma imkanının bütünüyle ortadan kaldırılamayacağı anlayışına dayanmaktadır.
İslam'ın rahmet, adalet ve ıslah anlayışı da insanı yalnızca geçmişiyle mahkûm eden değil, değişim ve yenilenme kapasitesine sahip bir varlık olarak ele almaktadır. Bu nedenle umut hakkının güvence altına alınması, yalnızca bireysel bir hak değil, aynı zamanda toplumsal barışın, demokratik uzlaşının ve ortak geleceğin inşasına katkı sunacak ahlaki ve insani bir gerekliliktir.
'UMUT HAKKI GÜVENCE ALTINA ALINMALI'
Konferansımız, insan onurunu zedeleyen her türlü tecrit ve izolasyon uygulamasının son bulmasını; hukukun evrensel ilkeleri ve insan hakları standartları temelinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın 'umut hakkı'nın güvence altına alınmasını demokratikleşme sürecinin önemli başlıklarından biri olarak değerlendirmektedir.
'KÜRT MEDRESELERİ YÜZYILLAR BOYUNCA KÜRT DİLİ VE EDEBİYATININ MERKEZİ OLARAK İŞLEV GÖRMÜŞTÜR'
Konferansımız, Kürt medreselerinin tarihsel rolünü de özel olarak ele almıştır. Kürt medreseleri yüzyıllar boyunca yalnızca dini eğitim kurumları olarak değil, aynı zamanda Kürt dilinin, kültürünün, edebiyatının ve toplumsal hafızasının korunup yaşatıldığı önemli merkezler olarak işlev görmüştür. Halkın en zor dönemlerinde ilim ve irfan geleneğini sürdüren bu kurumlar, toplumsal dayanışmanın ve ahlaki yaşamın taşıyıcıları olmuştur. Bu bağlamda günümüzde ilim irfan ve toplumsal dayanışmanın yeri olan medreselere alternatif siyasal İslam'ın güdümünde olan tarikat cemaat dergah gibi oluşumlar inançları tekellerine alıp sisteme entegre etmektedirler. Bizler buna karşı olup inançların özgün özgür şekilde yaşanmasını savunuyoruz.
Melayê Cizîrî, Ehmedê Xanî ve Feqiyê Teyran gibi önemli şahsiyetlerin yetiştiği bu gelenek, Kürt halkının manevi ve kültürel mirasının temel kaynaklarından biridir. Ancak tarihsel mirası korumak kadar onu çağın ihtiyaçlarıyla buluşturmak da büyük önem taşımaktadır. Konferansımız, Kürt medreselerinin özgür düşünceyi teşvik eden, kadınların ve gençlerin katılımına açık, sosyal bilimler, felsefe, insan hakları, demokrasi ve çağdaş bilimlerle etkileşim içinde olan bir anlayışla yeniden güçlendirilmesi gerektiğini düşünmektedir. Medreseler geçmişin muhafaza edildiği kurumlar olmanın ötesinde, geleceği kuran bilgi ve ahlak merkezleri haline gelmelidir.
'KADINLARIN İRADELERİNİN BASTIRILDIĞI BİR TOPLUMUN ÖZGÜRLEŞMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR'
Kadın özgürlüğü konferansımızın temel değerlendirme başlıklarından biri olmuştur. Kadınların dışlandığı, iradelerinin bastırıldığı ve şiddete maruz bırakıldığı bir toplumun özgürleşmesi mümkün değildir. Demokratik toplumun gelişimi kadın özgürlüğünün gelişimiyle doğrudan bağlantılıdır. Demokratik İslam anlayışı, kadınların toplumsal, siyasal, kültürel ve inançsal yaşamın bütün alanlarında eşit ve özgür biçimde yer almasını savunmaktadır. Gençlik de toplumun geleceğini belirleyen temel dinamiklerden biridir.
'GENÇLER İŞSİZLİK, GELECEK KAYGISI, GÖÇ VE YOKSULLUKLA KARŞI KARŞIYA'
Günümüzde milyonlarca genç işsizlik, gelecek kaygısı, göç, yoksulluk ve umutsuzlukla karşı karşıyadır. Oysa gençler yalnızca geleceğin değil, bugünün de kurucu öznesidir. Demokratik toplumun inşası, gençliğin özgür düşüncesi, yaratıcılığı ve örgütlü katılımıyla mümkün olacaktır. Konferansımız ayrıca mezhepçi ve milliyetçi politikaların Ortadoğu'da yarattığı tahribata dikkat çekmektedir. Hiçbir halk, mezhep veya inanç topluluğu diğerinden üstün değildir. Demokratik İslam anlayışı farklılıkları çatışma nedeni değil, ortak yaşamın zenginliği olarak görmektedir. Halkların ve inançların eşitliği, barış içinde bir gelecek için vazgeçilmezdir.
'DOĞANIN SÖMÜRÜSÜ YANLIZCA ÇEVRESEL DEĞİL AHLAKİ BİR KRİZDİR'
Ekolojik kriz de çağımızın en önemli sorunlarından biridir. Doğanın sınırsız sömürüsü yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ahlaki bir krizdir. İslam'ın insanı yeryüzünün sahibi değil emanetçisi olarak gören anlayışı, doğayla uyumlu yaşamın güçlü bir ahlaki temelini oluşturmaktadır. Bütün bu sorunlara rağmen konferansımız umudu büyütmenin tarihsel bir sorumluluk olduğuna inanmaktadır. Umut, gerçeklerden kaçmak değil; gerçeklerle yüzleşerek daha adil ve özgür bir gelecek kurma iradesidir. Ortadoğu halkları bütün acılara, savaşlara ve baskılara rağmen varlığını, kültürünü ve dayanışmasını korumayı başarmıştır.
'UMUT HALKLARIN EŞİTLİĞİ VE KARDEŞLİĞİNDEDİR'
Bugün de umut vardır. Umut; halkların ortak yaşam iradesindedir. Umut; kadınların özgürlük mücadelesindedir. Umut; gençlerin değişim gücündedir. Umut; inançların ahlaki özündedir. Umut; barışın ve demokratik toplumun imkanlarındadır. Umut; halkların eşitliği ve kardeşliğindedir. Konferansımız inanmaktadır ki adaletin özgürlükle, ahlakın siyasetle, inancın demokrasiyle buluştuğu yeni bir toplumsal yaşam mümkündür. Demokratik bir Türkiye, özgür ve eşit halkların ortak yaşamı, Kürt meselesinin barışçıl çözümü ve demokratik bir Ortadoğu mümkündür. Bu inanç ve kararlılıkla; bütün halkları, inanç topluluklarını, kadınları, gençleri, alimleri, akademisyenleri, demokratik kurumları ve vicdan sahibi herkesi barışın, adaletin, özgürlüğün ve demokratik toplumun inşası için ortak sorumluluk almaya çağırıyoruz. Çünkü umut hâlâ yaşamaktadır. Ve umut, örgütlü toplumun, demokratik siyasetin, özgür inancın ve halkların ortak geleceğinin en güçlü kaynağıdır." (MEZOPOTAMYA AJANSI)