Polen Ekoloji'den Cemil Aksu anlattı: İkili hukuk ilk başta çevre alanında hayata geçti

Polen Ekoloji'den Cemil Aksu anlattı: İkili hukuk ilk başta çevre alanında hayata geçti
Polen Ekoloji Kolektifinden Cemil Aksu iktidarın şirketlere ve yandaşlarına mahkeme kararlarını tanımama çağrısı yaptığını anlattı. Aksu, “Geçen hafta 55 ili kapsayan 200 maden sahası için ilan açıldı" bilgisini de verdi.

Oğulcan ÖZGENÇ


ANKARA - AKP’nin iktidarı boyunca gerçekleşen çevresel sorunlar, ortaya bir ekolojik kırım manzarası çıkarıyor. Marmara denizindeki müsilaj, Karadeniz bölgesine yapılan hidroelektrik santraller, altın madenleri sebebiyle oluşan siyanür havuzları, kuruyan ve kirlenen nehirler, yapımına devam edilen nükleer santraller ve son olarak kömür çıkarmak üzere Akbelen ormanlarının kesilmesi…

Akbelen direnişinin de gösterdiği üzere iktidarın çevreye yönelik müdahaleleri devam ederken Türkiye’deki çevre hareketi, güçlü bir direniş sergiliyor. Bu hareketin bileşenlerinden birisi de “Marksist Bir Ekoloji Hareketi İçin” sloganıyla yola çıkan Polen Ekoloji Kolektifi. Kolektif, Türkiye’deki ekolojik yıkımın sistemle ilişkili olduğu görüşünden yola çıkarak tüm yurttaşların ekolojik yıkıma karşı hareket etmesi için çalışıyor.

Kolektifin üyelerinden Cemil Aksu ile Polen Ekoloji Kolektifinin bir araya gelişini, Türkiye’de çevre politikalarını ve ekoloji hareketini konuştuk.

polen-aksu.jpg

Aksu, “Geçen hafta 55 ili kapsayan 200 maden sahasının ilanı açıldı. Deprem günlerinde buna benzer bir maden ihalesi yapılmıştı. Sadece Türkiye’deki ormanların, nehirlerin, yaylaların yüzde 63’ü maden sahası ilan edilmiş durumda” diyor.

‘İNSANLARIN TOPRAKLARINDAN KOPARILDIĞI BİR DÖNEM YAŞADIK’

Aksu, Polen Ekoloji Kolektifinin 2019’da farklı illerdeki ekoloji hareketlerinin bir araya gelmesiyle oluştuğunu belirtiyor. Türkiye’deki ekoloji hareketlerinin 2000’lerin başından itibaren enerji alanındaki özelleştirmelerle beraber önemli bir direniş göstermeye başladığını ifade eden Aksu, söz konusu direnişlerle beraber ekoloji konusunun toplumun gündemine girdiğini söylüyor:

“Bunun sonucunda Türkiye’nin hemen hemen her yerinde çevre platformları kuruldu. Aynı döneme denk düşen bir başka yıkım da kentsel dönüşüm hareketiydi. Bununla beraber; HES ve maden ocakları projelerinin senkronize bir şekilde yükseldiği, ekolojik yıkımın derinleştiği, insanların topraklarından koparıldığı bir yıkım dönemi yaşadık. Bu dönemde bir çevre hareketi gelişti.”

‘İKTİDAR MAHKEME KARARLARINA VE ANAYASAYA UYMADI’

Aksu, iktidarın bugün siyasal alandaki ikili hukuku ilk başta çevre alanında hayata geçirdiğini vurgulayarak, “İktidar; Yargıtayın, Danıştayın, yerel mahkemelerin aldığı kararlara ve anayasaya uymadı. Uymayacağını da açıkça söyledi. Şirketlere ve yandaşlarına mahkeme kararlarını tanımama çağrısı yaptı” diyor.

Çevre alanındaki ikili hukuk için 2005 yılının bir dönüm noktası olduğuna işaret eden Aksu, bu dönemde HES’lerin yapılmasına ve bu projelerin şirketler tarafından üstlenilmesine izin verildiğine dikkat çekiyor.

Aksu, Erdoğan’ın Rize’de kendi köyüne yapılacak HES için mahkemenin verdiği kararı tanımayarak projenin devamına ilişkin yaptığı açıklamanın çevre alanında ikili hukukun hayata geçirilmesi açısından önemli bir olay olduğunu söyleyerek, “Sonrasında yavaş yavaş yerel mahkemelerin kararlarının tanınmadığı ya da yerel mahkemelerin kararlarına neden olan proje dosyasındaki eksikliklerin sözde tamamlanarak yeni proje dosyalarının hazırlandığı bir süreç oldu” değerlendirmesinde bulunuyor.

Aksu, ikili hukukun hayata geçirilmesindeki yöntemlere dair ise şunları söylüyor:
“Örneğin bir şirket maden projesi ihalesi alıyor. Mahkeme bunu iptal ediyor. Sonrasında bakanlık, bu ihaleyi aynı dosyayla başka bir şirkete veriyor. Yani projeyi ilk başta sunan şirketin taşeronuna veriyor. Mahkeme aslında projeyi reddediyor. Bakanlık ise her defasında ya şirketi değiştiriyor ya da proje dosyasında ‘tedbir alınacak’ gibi göstermelik değişimler yapılıyor.”

‘GEÇEN HAFTA 55 İLDE 200 MADEN SAHASI İLANI AÇILDI’

Türkiye’nin elindeki tüm maden potansiyelini kullanarak küçük bir Çin olmayı hedeflediğini ve AKP’nin yandaş şirketlere maden sahaları kurmak üzere teşvikler verdiğini belirten Aksu, “Sadece geçen hafta 55 ili kapsayan 200 maden sahasının ilanı açıldı. Deprem günlerinde buna benzer bir maden ihalesi yapılmıştı. Sadece Türkiye’deki ormanların, nehirlerin, yaylaların yüzde 63’ü maden sahası ilan edilmiş durumda” diyor.

Maden ve Petrol Arama İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MAPEK) internet sayfasında paylaştığı ilana göre; müracaat edilebilecek saha sayısı bakımından listenin başında Sivas yer alıyor. 14 maden sahası için ilana çıkılan Sivas’ı, 11 maden sahası ilanı ile Erzurum takip ediyor. Listenin devamında 10 ilan ile Adana yer alırken, Adana’yı 9 maden sahası ilanı ile Akbelen direnişinin devam ettiği Muğla izliyor.

‘AKBELEN’DEKİ PROJE SAHASI ÇOK GENİŞ’

Aksu, LİMAK’ın üstlendiği maden sahası projesine karşı direnişin devam ettiği Akbelen için şunları söylüyor:

“İktidarın, devlet olanaklarını seferber ederek Akbelen’e saldırmasının nedeni, Akbelen’in önemli direniş noktalarından biri olması. Akbelen ormanının bir kısmı kesilmesine rağmen direniş sürüyor. Ancak LİMAK’ın termik santral için belirlenen projesi sahası çok geniş. Şirket, bölgedeki kömürleri çıkarıp termik santralleri işletmeyi hedefliyor. Bu yüzden, bu proje daha pek çok orman alanını, 40’a yakın köy, tarım, yerleşim alanını ve çevre illerin su kaynaklarını yok edecek.”

‘EKOLOJİK SORUNLARIN TOPLUMSAL ÜRETİMLE BAĞI KURULAMIYOR’

Aksu, ekolojik sorunların toplumsal üretimle bağının yeteri kadar kurulamadığı görüşünde. Planlı ve programlı bir üretim gerçekleşmediği sürece ekolojik yıkımın engellenemeyeceğini belirten Aksu, “Örneğin iklim krizi tartışılırken fosil yakıtlara ve karbon emisyonuna değiniliyor ve bunu aşmanın yenilenebilir enerji sektörü ile mümkün olduğunu söylüyorlar. Halbuki, enerji üretimi, bütün metaların nasıl üretildiği ile ilgili bir sorun. Karbon üretimindeki artışla meta üretimindeki artışların grafiklerini yana yana koyduğumuzda bunların arasında paralellikler bulunuyor” ifadelerini kullanıyor.

grafik.jpg

‘EKOLOJİ MÜCADELESİNİ SADECE EKOLOJİSTLER YÜRÜTMEMELİ’

Dünyadaki ekoloji hareketlerinin yüzünü sokağa döndüğünü belirten Aksu, Türkiye’deki ekoloji mücadelesinin diğer toplumsal mücadelelerden bağımsız olmadığını vurguluyor: “Bu açıdan sol/sosyalist örgütler, kadın örgütleri, LGBTİ+ örgütlerinin kendilerini aynı zamanda birer ekoloji örgütü olarak da görmesi gerekiyor. Bu bakımdan; ekoloji mücadelesi sadece ekolojistlerin yürüttüğü bir mücadele olmamalı. Bu mücadele; yeryüzünde eşit, özgür ve erdemli yaşamın nasıl mümkün olduğuyla ilgili bir mücadele.”

Öne Çıkanlar