Alevilikte kadının yeri: Makam Hüseyin’in makamıdır ama Hüseyin kimindir?

Alevilikte kadının yeri: Makam Hüseyin’in makamıdır ama Hüseyin kimindir?
Yayınlanma:
Güncelleme: 10 Ağustos 2022 18:13
A+ A-
'Alevi inancının batini yönünü anladığımızda oradaki temsiliyetin dünya düzlemindeki (eril-dişil) dengeler korunarak, kadın lehinde oluşturulduğunu fark ediyorsunuz.'

Bir toplumun kadına bakışı o toplumun medeniliği hakkında bir fikir vermektedir. Gerek dünyada gerekse de Türkiye’de kadına verilen haklar gelişmişliğin bir ölçütü olarak algılanmaktadır. Toplumlarda kadına bakış, o toplumun tarihinde yaşadığı sosyal hadiselerin etkisiyle oluşmakta, din vb. olguların da katkısıyla olumlu ya da olumsuz bir süreç yaşamaktadır. Alevi toplumunda ise kadın-erkek eşittir. Bu eşitlik iddiasının teolojik kökleri, iddianın tartışılmadan kabul edilmesindeki temel nedenlerdendir. Bu teolojik mirasa göre Alevilikte kadın-erkek yoktur, "Can" vardır. Bir ibadet biçimi olarak cemlerde, kadın-erkek bir arada bulunur. Güncel yaşamın yanı sıra her türlü dini ritüele kadın hiçbir sınırlamaya tabi tutulmaksızın katılır. İslam’da bir erkeğin birden fazla kadınla evliliği hoş görülürken, Hristiyanlık ve Yahudilikte kadın üst düzey dini makamlara layık görülmezken, Alevi inancı kadını erkekten ayrı tutmaz. "Ana" olarak tanımlanan dini önderler Cem töreni gibi Aleviliğin en önemli ritüellerini bile yönetebilir.

"EŞİTLİK ARGÜMANININ EN TEMEL DAYANAĞI "CAN" KAVRAMIDIR"

Yazar Nimet Altıntaş Alevi teolojisinde kadının eşitlikçi bir dünyanın parçası olduğunu, Alevi kimliğinin sınır işaretlerinden birisi olan eşitlik argümanının en temel dayanağının ise "Can" kavramı olduğunu belirtiyor. Cem’e katılanların kadın ve erkek olarak değil, cinsiyetlerinden arınmış bedenler olarak Cem’de var olduklarını söyleyen Altıntaş, cinsiyetten arınmış bedenlerin ise "Can" olarak tanımlandığını belirtiyor. Kadıncık Ana, Hüsniye, Anşa ve Elif Ana gibi birçok kadının Alevi inancının taşıyıcısı olarak önemli konumlarda bulunduğunu, Aleviler tarafından saygıyla anılan isimler olduğunu söyleyen Altıntaş, ancak bu kadın şahsiyetlerin kuşkusuz en önemlisinin Fatma Ana olduğunu belirtiyor. On iki İmam silsilesinin İmam Hüseyin üzerinden Fatma Ana’ya bağlandığını, Alevi ibadetlerinden birisi olan Cem’lerde Dede’nin yanında oturan annesi ya da eşinin Fatma Ana’yı temsil ettiğine inanıldığını söyleyen Altıntaş, çok sık olmamakla birlikte Fatma Ana’yı temsil eden ana ya da bacılardan posta oturanlarında olduğunu ifade ediyor.

"KADIN-ERKEK BİRLİKTE CEM YAPARLAR"

Hubyar Sultan Ocağı evlatlarından araştırmacı-yazar Naz Atmaca’da, Altıntaş gibi, en önemli şahsiyet olan Fatma Ana’nın önemine değiniyor. "Evet yol Hüseyin’indir. Post bu yolda serini veren Hüseyin’ e aittir. Posta oturan dede de Hz. Hüseyin’i temsilen posta oturur. Makam Hüseyin’in makamıdır ama Hüseyin kimindir? Hüseyin kimin kuzusudur? Kim Hüseyin’i kurban olarak vermiştir ve Hüseyin kurban olarak kime, neye hizmet eder? Yola denebilir. Peki o zaman yolun başı kimdir? sorusunu sormamız gerekir. Gerçek Kamilullahlar yolun başının Fatıma Ana olduğunu söylerler. Kuzusunu yol için kurban veren Fatıma Ana'dır. Yani orada kurulan yol- erkan, yapılan hizmetlerin tamamı Fatıma Ana’ya yani kadınadır" diyen Atmaca, mitolojik olarak aktarılan Kırklar Cem’inin karşılığının, görgüden-sorgudan rızalı bir şekilde geçilerek yapılan Cemler olduğu belirtiyor. Cemlerdeki tüm hizmetleri kadın-erkek beraber yürüttüklerini, kadın olmadan ya da erkek olmadan Cem yapılamayacağını, yapılır ise de onun Cem olmayacağını söyleyen Atmaca, her daim inanç gereği kadının tüm yaşama yön verdiğini, Yol Satıniyette (Güruh-u Naci, Naciye Ana) ile zahiren Fatma Ana, Zeynep Ana ve ardılları bacılar ile başladığını ifade ediyor.

"ANŞA BACI ALEVİLİKTEKİ KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ SÖYLEMİNİN BİR BAŞKA SEMBOL İSMİDİR"

Alevilikte Kadın konulu doktora tezini de Anşabacılar üzerine yapan yazar Nimet Altıntaş, 1800’lerde Tokat’ın Zile ilçesi Acısu köyünde yaşamış olan Anşa Bacı’nın kocası Veli Baba’nın ölümünden sonra posta oturarak cem yürüttüğünü ve topluluk üzerinde iktidar kurabilmiş bir diğer önemli kadın figür olduğunu söylüyor. "Kızılbaşlık propagandası yapmakla suçlanan Anşa Bacı, 1894 yılında Babalı Topluluk hakkında hazırlanan bir raporla Kazova’daki Haruk Çiftliği’nin sahibi Bekir Sami Paşa’ya şikâyet edilir. Anşa Bacı, çocukları ve akrabaları Tokat’ta sorgulanır, işkenceye uğrar. Altı ay sonra İstanbul’a gönderilen Anşa Bacı, yapılan sorgulama sonucunda çocukları ve damadı ile Şam’a sürgüne gönderilirler. Üç yıl boyunca Şam’da sürgünde kalan aile, sürgünün sonunda köylerine, yani Tokat’ın Zile ilçesi Acısu köyüne döner" diyen Altıntaş, sürgün sonunda Anşa Bacı’nın tekrar posta oturarak topluluğun dini lideri olarak yaşamına devam ettiğini belirtiyor.

"ANŞA BACI’NIN POSTA OTURMASI, BACI STATÜSÜNDEKİ DİĞER KADINLARIN DA POSTA OTURMASININ YOLUNU AÇMIŞTIR"

Nimet Altıntaş, Anşa Bacı’nın bir kadın olarak Osmanlı yönetiminin kovuşturmalarına karşı koyabilmesi, topluluk üzerindeki hakimiyeti ve gösterdiği kerametlerin, Anşa Bacı’yı sözlü kültür içinde efsanevi bir kadın karakterine dönüştürdüğünü söylüyor. Anşa Bacı’nın topluluk için Osmanlı’ya karşı verilen mücadelenin adı olduğunu söyleyen Altıntaş, Hubyar Sultan Ocağı içindeki bir ayrışma sonucu ortaya çıkan ve babalı olarak bilinen topluluğun, yaşanan bu süreçle birlikte Anşa Bacı adını aldığını, Anşabacılılar olarak adlandırıldığını belirtiyor. Bu düzlemde Anca Bacı’nın Alevilikteki kadın-erkek eşitliği söyleminin bir başka sembol ismi olduğunu söyleyen Altıntaş, Anşa Bacı’nın posta oturmasının, bacı statüsündeki diğer kadınların da posta oturmasının yolunu açtığını, ancak bir kadının posta oturmasının belirli koşullara bağlı olduğunu ve bu koşullar oluşsa bile, bacı olarak bir kadının posta oturmasını devreden bir geleneğe dönüşmediğini ifade ediyor.

"ALEVİ MAKAMINDA KADIN MÜRŞİT MAKAMINDADIR"

Naz Atmaca’da Alevilikte kadın ve erkeğin eşitliğine vurgu yapıyor. Alevi inancının batini yönünü anlamayanlar tarafından, Alevi inancı içerisinde bir hiyerarşi varmış gibi anlatıldığını, buna kanıt olarak da posta dedenin oturmasının gösterildiğini belirten Atmaca, "Halbuki Alevi inancının batini yönünü anladığımızda oradaki temsiliyetin dünya düzlemindeki (eril-dişil) dengeler korunarak, kadın lehinde oluşturulduğunu fark ediyorsunuz" diyor. Alevi makamında kadının mürşit makamında olduğunu ve mürşidin hizmet alan konumda olması gerektiğini söyleyen Atmaca, Alevi inancının Cem erkanına bakıldığında, Fatıma Ana’nın hakikat eşiği geçmenin de pek çok zorlu aşamaları olduğunu belirtiyor.

"KADINCIK ANA’NIN TASAVVUF İÇİNDEKİ KONUMU DİKKATE DEĞERDİR"

Alevilikte sembol isimlerden biri olan Kadıncık Ana’ya da değinen Nimet Altıntaş, Kadıncık Ana’nın tasavvuf içindeki konumunun dikkate değer olduğunu söylüyor. Vilayetname’ye göre Kadıncık Ana’nın, Hacı Bektaş Veli’nin yanında uzun süre kalarak dergâha hizmet ettiğini, Hacı Bektaş Veli’nin güvenini kazanarak gizli bilgilerin teslim edildiği bir kadın olarak tarihteki yerini aldığını söyleyen Altıntaş, Bektaşi tarikatının kurucusu olarak kabul edilen Abdal Musa’nın yetişmesinde büyük katkısı olan Kadıncık Ana’nın bir müridi olduğunu belirtiyor. Kadıncık Ana ile ilgili olan bu ayrıntının, Alevi teolojisine göre dinsel konumun cinsiyete değil, bireylerin tasavvuf içindeki düzeyine bağlı olduğunu gösterdiğini söyleyen Altıntaş, "Ancak böylesi güçlü bir teolojik zemine rağmen, günümüzde ana ya da bacı statüsündeki Alevi kadınların kocası ya da oğlu olmaksızın posta oturarak cem yürüttüklerini söyleyemeyiz" diye de belirtiyor.

"HER OCAĞIN BİR ANASI VAR"

Naz Atmaca, eril zihniyetin, özellikle son dönemlerde anaların yani kadının inanç ve günlük yaşam içindeki gücünü unutturmaya çaba harcadıklarını eleştiriyor ve unutulmaması gerekenin her ocağın bir anası olduğunu ve asıl o ocağı yakanın Analar olduğunun altını çiziyor ve şöyle örneklendiriyor.

"Kadıncık Ana’nın, Hacı Bektaş Veli’nin Anadolu’yu yer yurt edinmesine, ocağı yakmasından, yolun bu günlere kadar aktarılmasındaki edinmiş olduğu misyonu bunun en büyük kanıtıdır. Yine Yunus Emre’nin annesi, Taptuk Emre’nin eşi ve kızı, Yunus Emre’nin mürşidi makamındadır. Başta Yunus Emre’nin annesi olmak üzere çünkü Yunus Emre annesinin uyarısı üzerine Hacı Bektaş Veli’den buğday değil himmet ister. Taptuk Emre’nin dergahında ise Taptuk Emre’nin eşi ve kızı sayesinde yol alır. Kısacası Yunus Emre bu üç kadının bilgeliği sayesinde aydınlanmış ve Yunus Emre olmuştur. Bir diğer önemli örnek ise Hubyar ocağında, Hubyar Sultan’ın eşi Gönül anadır. Hubyar Sultan da Gönül Ana ile gönlünü birlediğinde ancak sır deme ermiş ve Hubyar Sultan olmuştur"

Alevi inancının kadıncıl bir inanç olduğunu, kadını ya da erkeği diğerine göre üstün gören bir inanç olmadığını söyleyen Atmaca, kadını ve erkeği birbirinde sır eder Can olan ve yol alan bir inanç olduğunu belirtiyor.

"ALEVİ KADINININ YAŞAMDAKİ KARŞILIĞINI FEMİNİST BAKIŞ AÇISIYLA TARTIŞMAK GEREK"

Alevi inancının, cinsiyetler arası eşitliği ulaşılması gereken bir hedef olarak görmekte olduğunu ve teolojik olarak bu yaklaşımın kimi inanç ve pratikler ya da şahsiyetler üzerinden gerekçelendirilebildiğini söyleyen Altıntaş, Alevilikteki kadın-erkek eşitliği söylemine güç katan teolojik kökler ne kadar önemliyse, bu teolojik mirasın günümüz Alevi kadınının yaşamıyla ne kadar örtüştüğünün de bir o kadar önemli olduğunu ifade ediyor. Alevi kadınının konumunda bir değişiklik sağlanmak isteniyorsa sıkı sıkıya tutunulan teolojik mirasın günümüz Alevi kadınının yaşamındaki karşılığını feminist bir bakış açısıyla tartışılması gerektiğini söyleyen Altıntaş, sözlerini şöyle bitiriyor.

"Nitekim Alevi kadınların kamusal alandaki görünürlükleri eşitlik iddiasını tartışılır kılan bir başka önemli parametredir. Alevi örgütlerinin yönetim kurullarındaki sayısal kadın temsiline baktığımızda eşitlik söylemiyle örtüşmeyen bir tabloyla karşılaşmaktayız. Bildiğim kadarıyla bugün Alevi örgütlerinin başkanları arasında bir kadın bulunmamaktadır. Politika üreten kurumlarda sayısal olarak temsil gücü oldukça zayıf olan Alevi kadınlar, sorunlarını kamusal alana taşıma ve çözüm önerileri üretme konusunda da güçlü değildir. Alevi kadınların hem Alevi hem de kadın olmaları nedeniyle katmerleşen sorunlarının gün yüzüne çıkarılması gerekmektedir.

 

Öne Çıkanlar