Yas-ı Matem | 'En önemli ibadet başkasının yaşam tarzına müdahale etmemektir'

Yas-ı Matem | 'En önemli ibadet başkasının yaşam tarzına müdahale etmemektir'
Yayınlanma:
Güncelleme: 09 Ağustos 2022 03:42
A+ A-
Hz. Hüseyin’in haklı davası ve uğradığı katliamın unutulması, Ehl-i Beyt bendesi olan Alevi toplumu için mümkün değildir.

Esra Çiftçi 


+GERÇEK- Muharrem ayının başlamasıyla, Alevi toplumunda yas ve matem söz konusu olur. 12 günlük matem, Kerbela’da şehit olan İmam Hüseyin ve diğer 11 İmam için tutulur. 14. Asırdan günümüze intikal eden ve nice asırlar dilden dile gelenekselleşip sürecek olan Hz. Hüseyin’in haklı davası ve uğradığı katliamın unutulması, Ehl-i Beyt bendesi olan Alevi toplumu için mümkün değildir. 

İmam Hüseyin’in Muharrem ayı içinde şehit edilmesinden dolayı, onun sevgisini taşıyan ve yolun piri olarak gören Alevi toplumu, bu ayda mateme bürünür. Kerbela katliamında İmam Zeynel Abidin’in sağ olarak kurtulup Ehl-i Beyt soyunun devamına vesile olması, on iki imamların kutsallığıyla birleştirilerek, 12 gün oruç tutulması gelenekselleşmiştir. Alevilikte, oruç anlayışının zora dayalı olması söz konusu değildir. Oruçla ilgili aile fertlerine, komşulara ve toplumsal yaşama karşı herhangi bir dayatma yoktur. Bu konuda gönül rızalığına ve samimiyete dayalı olmasına özen gösterilir. 

MUHARREM AYI (MEHA MORKİRİ-MÜHÜRLÜ AY)

Tarihçi-Yazar Bülent Felekoğlu, Muharrem ayını, Mezopotamya halkları ve Kürt tarihinde mühürlü ay ya da karanlıktan aydınlığa, sıkıntıdan feraha çıkılacak olan ay olarak görüldüğünü, doğal toplumların düşün ve inanç yorumlamasına göre ise Güneş ve Ay takviminde kıştan çıkıp bahara erişmek günleri olduğunu söylüyor. Bu günlere erişmenin son demlerinin ise genelde oruç tutularak geçirildiğini söyleyen Felekoğlu,  Güneş takviminde eksik ayın bir nevi mehdi ayı olduğunu, aynısının Kameri takviminde ise eksik 10 gün üzerinden mehdi manası taşıdığını belirtiyor. "Reya Heq/Raa Heqi/Hakk Yol Alevi halklarda kadim geleneğin devamı olarak Xızır ile başlayan oruç, Heftemala Qicik, Heftemala Mezin ile Newroz’a bağlar. Bu oruç silsilesi İslam tarihi evresinde, Kerbela vakasında yaşanan Hakikat arayışına devriye ederek, Şah Hüseyin ve yarenlerine devriye ederek Yas orucuna dönüşmüştür" diyen Felekoğlu, hala bazı yaşlıların bahar devriyesinde 12 gün yas orucunu devriye etmeden sabit tuttuklarını belirtiyor. 

"YAS-I MATEM'DE AYNAYA BAKILMAZ"

Felekoğlu, Alevi inancına göre insanın bu kâinatın ilk hali, varlığın ilk hali olan karanlığa istinaden siyah giyinmeye dikkat ettiklerini ifade ediyor. Bu ayda cemallerini görmemek için aynalarını ters çevirdiklerini söyleyen Felekoğlu, cemallerinin görünebileceği yansımaya da bakmadıklarının altını çiziyor. Muharrem ayının en önemli ritüellerinden biri olan Aşura’nın Şir lokması olduğunu söyleyen Felekoğlu,  "Şir (Süt) ve Ana Yasası’nın paylaşım lokmasıdır. Kök olarak da Kürtçe Şir kavramı üzerine bina edilir. Aşiret, Şeriat aynı şekilde bu on temel Şir yasasından türemişlerdir. Kök kavram Şir (Süt) kavramıdır. Nuh’un kurtuluşu da bu minvalde Aşireti’n kurtuluşu olarak algılanmıştır" diye de sözlerine ekliyor.  Felekoğlu, Şah Hüseyin’in evladı İmam Zeynel Abidin’in kurtuluşunun da yine Ehl-i Beyt’in kurtuluşu olarak algılandığını, Aşura’nın bu olayın cümle varlık ile pay edilmesi için Ana Fatma’nın Şefaati ve Masum-u Pakların nuru için pay edildiğini, insanlığın külli varlık ile ikrar lokması olarak Aşura’nın Ana Kadının barış ve kemalet lokması olarak cümle varlığa şifa olarak pay edildiğini ifade ediyor.  

"AŞURA ALEVİLER İÇİN YAS ÇORBASI ANLAMINA GELİR"

Güvenç Abdal Ocağı evlatlarından, Emrah Çolak Dede’de,  Aşura’nın Aleviler için önemine değiniyor. Aşura’nın Aleviler için çok şey ifade ettiğini söyleyen Çolak, geçmişten günümüze Nuh’un tufandan kurtuluşu ile alakalı olduğu söylense de gemide sağ kalan insanların çantalarındaki lokmaları bir araya getirerek yapılan birlik çorbasından bahsedilse de, yine günümüzde restoran ve hastane menülerinde tatlı kısmında yer alsa da Aleviler için çok daha büyük anlam taşıdığını, İmam Hüseyin ve arkadaşlarına 12 gün boyunca yapılan işkence ve korkunç bir şekilde katledilmelerine atfen Aşura’nın Muharrem ayının 12. Gününde pişirilen matem lokması anlamına geldiğini belirtiyor. Çolak, bu yas ve matem geleneğini sürdürdüklerini ifade ediyor.

TAHTACI ALEVİLER MUHARREM’İ NASIL KARŞILIYOR?

Uzun yıllardır Tahtacı Alevilerle ilgili araştırma yapan Celal Necati Üçyıldız, Tahtacı Alevilerin ’de diğer Alevi Ocaklarından hiçbir farkı olmadığını, Muharrem ayında Tahtacı Alevilerin ‘de diğer Ocaklar gibi yas matemi tuttuklarını söylüyor. Oruç tuttukları 12 gün boyunca, et yemediklerini, su içmediklerini söyleyen Üçyıldız, hastaların, hamilelerin, bebek emziren kadınların ya da herhangi bir nedenden dolayı oruç tutamayanlarında bu yas sürecini yaşadıklarını onların da et yemediklerini, su içmediklerini belirtiyor. Tahtacıların ağırlıklı olarak orman işiyle uğraşmalarına rağmen Muharrem’de 12 gün boyunca hiç ormana gitmediklerini ve ağaç kesmediklerini söyleyen Üçyıldız,  yas süreci boyunca asla saz çalınmadığını, eğlence veya düğün olmadığını da ekliyor. Orucun 11. Gününde akşamdan köy meydanına kurulan dibeklerin içinde Aşura dövmelerini hep birlikte dövdüklerini, dibeğin etrafına bezler örtüldüğünü, hiçbir tanesinin dışarıya düşmemesi için özel bir çaba sarf edildiğini belirten Üçyıldız, 12. Gün oruç tutanlar için "Cebrail Kurbanı" olarak horoz kestiklerini, horozun ciğer ve taşlığının pişirilip oruç tutanlara dağıtıldığını, horozun diğer kısmının da hiç dokunulmadan büyük bir tencerede pişirildiğini, el değmeden akşam cemine getirildiğini, orada Dedenin herkese pay ettiğini, arkasından da sıcak bir şekilde Aşura’larını yediklerini belirtiyor. 

"EN BÜYÜK İBADET BAŞKASININ HAYAT TARZINA MÜDAHALE ETMEMEKTİR"

Sultan Sinemillioğlu Ocağından Tacim Bakır Dede, orucun tarihsel süreç içerisinde bütün toplumlarda, bütün kavimlerde farklı ritüelleri olduğunu, Aleviler için ise matem orucu olduğunu belirtiyor.  "Alevilerin oruç tutalım, cennette gidelim, hurilerimiz olsun gibi bir derdi yok. Biz önce kendi nefsimizle yüzleşiyoruz. Fırat nehrinden bolca su aktığı bir yerde insanlar susuz bırakılıyorsa, Kerbela’da yaşananlar yüz karasıdır" diyen Bakır, Alevilerin iftarla, sahurla, dakikayla, saniyeyle bir işi olmadığını, kim ne niyetle ibadet ediyorsa etsin, en önemli ibadetin başkasının yaşam tarzına müdahale etmemek olduğunu belirtiyor. Tacim Bakır Dede son olarak, şekillere sığınarak değil, bulunduğu toplumun rızalığını alarak yol, erkanın yerine getirileceğini belirtiyor. 

"HER DEVRİN YEZİTLERİ VAR"

Okmeydanı Post Dedesi Eren Yıldırım Kerbela anlayışının bugün de devam ettiğinin altını çizerek konuşmasına başlıyor. Yıldırım, Kerbela’dan bu yana 14 asır geçmesine rağmen, medeniyetin geliştiği, insanlığın yol aldığı bir dönemde hala Kerbela lanetlerinin hedefi olmaya devam ettiklerini, Alevilerin hayatlarına yön vermeye, biçimlendirmeye devam edildiğini, Kerbela’nın yetim çocuklarının, anaların figanlarının günümüzde Cumartesi Annelerinin feryadı ile semayı yarmaya devam ettiğini ifade ediyor. Geçmişin inkâr edilmeyeceğini, yok edilmeyeceğini belirten Yıldırım, Kerbela’yı anmanın insanlığın gereği olduğunu, İmam Hüseyin’in Kerbela’da ileri sosyal demokrasinin öncüsü ve şehidi olduğunu söylüyor. Kerbela’yı anarken İmam Hüseyin’in şahsında bütün mazlumların anıldığını, Yezid’in şahsiyetsizliğinde bütün zalimlerin lanetlendiğini söyleyen Yıldırım, İmam Hüseyin’in her çağda Yezitlere karşı nasıl mücadele edileceğini canıyla, kanıyla öğrettiğini belirtiyor. 

"HER DÖNEMİN YEZİT’İ VARSA HÜSEYİN’İ DE VAR"

Kerbela olayının, İmam Hüseyin ve ailesinin şehit edilmelerinin sıradan bir olay olmadığını, Kerbela’nın Aleviler için insanlığın adeta dönüm noktası, cümle kötülük ve iyiliklerin çarpışması olduğunu söyleyen Yldırım, Hüseyin’in yolundan gidenlerin ölmediğini hala zamanın Yezitlerine direndiklerini şöyle örneklendiriyor: 

"Ankara garında ölen Hüseyin, Suruç’ta, Reyhanlı’da yitip giden de Hüseyin. Gezi parkında can veren Hüseyin, Soma’da yerin 7 kat altında bedenine ulaşılmayan da Hüseyin. Gözaltında kaybedilen Hüseyin, Sivas’ta, Maraş’ta, Çorum’da ölen de Hüseyin. Üniversite kapılarında vuruldu Hüseyin, darbelerde cellada bırakmadan kendi sehpasına tekmeyi vurdu Hüseyin, gözaltı, işkence ve cezaevlerinde bedel ödedi Hüseyin. Dersim dağlarında yandı Hüseyin, Hatun ana oldu toprağı utandırdı Hüseyin. Bu yüzden bir Yezit olup yaşayacağımıza yüz bin kere Hüseyin olup ölenleriz biz. Kerbela’dan beri düşene, dövüşene, Hüseyin’in yolunda gidenlere, din, dil, ırk, renk, cinsiyet ayrımı yapmadan, "önce insan" diyenlere bin selam olsun diyor, erenlerimizin yasını çekmeye, matem orucumuzu tutmaya devam ediyoruz" 

YARIN | ALEVİLİKTE KADININ YERİ: ALEVİ KADINLAR ANLATIYOR

Öne Çıkanlar