Kadifeden eldiven içine gizlenen çekiç

Kadifeden eldiven içine gizlenen çekiç
Türkiye’de Fransız ürünlerinin boykotunun, yaklaşık 150.000 kişinin işsiz kalmasına yol açacağını bilmiyor ya da bilse bile umurunda olmuyor.

Josef H. KILÇIKSIZ


Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki çatışma bir kez daha Fransız topraklarına taşındı. Bu çatışma Fransızların endişelerinden ve yakıcı gündeminden çok uzakta duruyor.

Çarşamba sabahı, birkaç düzine Ermeni gösterici, Lyon'un yaklaşık yirmi kilometre güneyindeki Vienne (Isère) gişesinde A7 otoyolunu trafiğe kapattı. Bu eylem, kilometrelerce trafik sıkışıklığına neden oldu.

A7’yi kullanan ve inşaat sektöründe çalışan birçok Türk zanaatkar bu bölgede yaşıyor.

Olaya bakan cumhuriyet savcısı, Ermeni göstericilere çekiçle saldıran aşırı milliyetçi "Bozkurtlar"ın, "ırkçı nefreti kışkırtmaktan" yargılanacaklarını belirtti.

Kurtarma ekiplerine göre A7 arbedesinde biri ciddi olmak üzere dört protestocu yaralandı. Ermeni asıllı bir Fransız başına aldığı çekiç darbeleri yüzünden hastaneye kaldırıldı. Sağlık durumu ciddiyetini koruyor.

Eylemler, Karabağ savaşı nedeniyle refleks olarak dışarıya çıkan somut rahatsızlıklar olarak değerlendiriliyor.

Bozkurt, İskandinav filmlerine yakışır bir şiddetle alet çantasından Thor’un çekicini çıkarıp Ermeninin kafasına kafasına vuruyor.

Burada şiddet, şiddet kelimesinden daha fazla bir gerçekliği kapsıyor.

Sahneyi değiştirmek isteyen aktörler, yol kapatıp gösteri yapan Ermenilere, ümmetin sancaktarlığı ve devletin yüksek menfaatleri gereği saldırıyor. Eylem sırasında saldırganların bozkurt işaretleri, Fransızların ağzında kül tadı bırakıyor.

Fransa ile sistematik biçimde tırmandırılan gerilim, tepkilerin dozunu arttırıyor. O çekiç Ermeni’nin kafasına, toz kondurmadığı liderinin adıyla iniyor.

Fransa’ya saldırmak, onunla sınırlı olmayan bir kapsama ulaşıyor. Türkiye’den yükselen düşmanca söylemin yankısı hiç beklenmeyen bir yerden duyuluyor.

Çatışma alanları iyice çeşitleniyor. Köktendinci şiddetin yol açtığı derin yaralar henüz tazeyken gündem alanının dışında vurulan çekiç, aslında aynı sıcak gündemle örtüşüyor. Zira Ermeni burada Hristiyanlığı, Fransız toplumuna başarılı entegrasyonu, seküler yaşam tarzını, Turancı projeye karşı engeli, Karabağ’daki savaşı, Türkiye’de her gün daha da kötüye giden ekonomi için alibiyi, bir çeşit günah keçisini temsil ediyor.

Ermeni bu bağlamda, operasyonel bozkurdun sınır ötesi eylemleri için cuk diye oturan bir hedef olarak görülüyor.

Aslında bozkurtların eylemlerinde bir çeşit iktidarsızlık deneyimleniyor.

Bozkurdun, reisleri Çatlı, Ağca, Çelik ve Şener realitesi dışında başka bir gerçeklik üretebilme imkânı bulunmuyor.

Sicillerinin çeşitliliğinde şiddete özgü olan her şey, genellikle devlet düzeneklerinin dehlizlerinde üretilip gölgede kalıyor.

En son Ahmet Çetin adlı bir Türk vatandaşı, Instagram üzerinden, devletin kendisine bir silah ve 2.000 avro vermesi durumunda, Fransa'nın herhangi bir yerinde Ermenilere karşı eylem yapacağını söylüyor. Daha sonra, bozkurt takipçilerine, "Herkes kendi kentiyle ilgilensin. Lyon'da biz idare ederiz. Mesela Marsilya'da çok fazla PKK yanlısı ve Ermeni var. Siz orayı halledin." diyor. Sanık bu söylemleri yüzünden, altı ay hapis cezasına, beş yıl seçme ve seçilme hakkından mahrumiyete ve iki bin avro para cezasına çarptırıldı.

24 Nisan 1915 sokağında yaşayan bozkurtlar tarihsel uzaklık duygusuna Turancı metafizik üzerinden ulaşıyor ve bu mahalleden tarihe açılan mesafeyi dinci bir faşizmle dolduruyor.

Bunların hiçbiri, Türkler ve Ermeniler arasındaki kanlı hesaplaşmayı yaşadıkları ülkenin modern gözlükleriyle okumaya meyilli değildir.

Aidiyet krizi, toplumların sara nöbetleri hacmindeki sarsıntılarını deşifre etmek için daha ikna edici, anahtar bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Sürü kavramı burada mutlak bir metafor rolü oynuyor. Aidiyet bunalımı ve sürü bilinci ister ev içinde ister çok çeşitli insan grupları içinde olsun, bir kolektifin ideal düzenini çağrıştırıyor. Sürü paradigması, bu kozmosun içinde şiddete akıcılık kazandırmakla kalmıyor, aynı zamanda aidiyet krizi ve siyasi iktidarsızlığı için saldırgana eşsiz alibiler sunuyor.

Fransa’da yaşayan yaklaşık 800.000 Türkiyeli insanın, aralarında anlaşacakları ortak bir dil bulunmuyor.

Fransa’da, Türkiye aşırı Sol’unun altın devri kapanmış görünüyor. Devlet destekli (en azından maneviyat olarak) bozkurdun, Fransız polisine ve Türkiyeli Sol gruplara karşı direnç seviyesi ve dayanıklılığı, tabuları yıkacak şekilde, son eylemlerle test ediliyor. "Ermeni soykırımı yoktur, Hocalı katliamı vardır" Perinçekçi argümanı Türk aşırı sağı arasında epey prim yapıyor.

Türk aşırı sağı, bütün stratejisini Patty’nin kafasının kesilmesi krizini önemsizleştirilmek üzerine inşa ediyor. Köktenci denkleme Karabağ sorunu ekleyerek odak kaydırıyor.

Ak Parti'nin kontrol ettiği tabanı motive edebilmesi ancak odak kaydırmakla mümkün oluyor. Bazı gerçeklerle ilişki kurmamak ya da onları yok saymak temel strateji halini alıyor.

Ekonomik kriz, bozulan göstergeler, deprem, insanların başının kesilmesi, Karabağ’a cihatçı nakli, Ermeni soykırımı, artan otoriterlik, Ihvancı projenin rasyonel bir zorunluluk olarak işlemesinin önündeki engeller olarak görülüyor ve bozkurt için hiçbir kıymeti harbiyesi bulunmuyor.

Bu arada 26 Ekim Pazartesi günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Fransız ürünlerine yönelik boykot çağrısı, bumerang etkisiyle, ülke ekonomisinin aleyhine dönme riski taşıyor.

Ermenilere saldıran grup, daha sonra Fransız mallarına boykot çağrısı yapıyor. Tuzu kuru bozkurt, Fransa’da Fransız malını boykot ediyor, ama kahvaltısında gizlice Camembert au four ve Croissant yiyor. Türkiye’de Fransız ürünlerinin boykotunun, yaklaşık 150.000 kişinin işsiz kalmasına yol açacağını bilmiyor ya da bilse bile umurunda olmuyor.

Zira "Fransız" denen ürünlerin çoğu aslında Türkiye’deki fabrikalarda üretiliyor.

Türkiye’nin pervasız bir cesaretle bu çıkmaza kavramsal bir çözüm bulmaya istekli olmadığı biliniyor. Çözüm, toplumun düşünme biçimlerinin derinlemesine yeniden yapılandırılmasını gerektiriyor.

Bu arka plana karşı, Türk-Ermeni ilişkilerinin bir çözüme kavuşturulup iki halk arasında etkili dönüşümlere yol açması için öncelikle Kürt sorununun çözüme kavuşturulması gerekiyor.

Birçok demokratik ülkenin azınlıklar konusundaki deneyimleri, daha çok bir dizi siyasal denklemin birbirine karıştığı tuzakları ortadan kaldırmaya yönelik kaldıraçlar olarak görülmüyor.

Türkiye, sanayi devriminden doğan sınıf mücadelesinin sönümlenmesi ve köktendinci-laik antagonizması fonunda, toplumsal uzlaşmazlıkla birlikte dinci iktidar düzeneklerinin ortaya çıkışına işaret eden zamanların içinden geçiyor.

Küreselleşmenin etkisi altında laikliğin merkeziyetini kaybetmesi, demokratik ulus devletin gücünü çok güçlü bir şekilde istikrarsızlaştırdığını gösteriyor. Siyasal İslam hareketinin merkezinde, muhtemelen ulusal ve cumhuriyetçi paktın koptuğu duygusu yatıyor.

Laikliğin giderek daha da önem kazandığı günümüzde, Atatürk ismi, devrimin yüzüncü yılının cumhuriyetçi takvimiyle yankılanıyor.

Sol’un, laiklik denen bu cumhuriyetçi değeri sağın, hatta aşırı sağın tekeline almasına izin vermesini herkes hayretle seyrediyor.

Hangi geri çekilmenin, hangi rezervin, sessizce kurulan hangi mesafelerin kazılan boşluğa nasıl akıtıldığı bilinmiyor.

Ülke, Atina'nın Sparta'ya yenilmesinin ardından (MÖ 403) keyfilik saltanatını kuran oligarkların kanlı tiranlığından sonra Atina demokrasisinin yeniden kurulmasına benzer bir dönemden geçiyor.

İbranicede âdam, Yunancada anthropos, Latincede homo, Süryanicede brnushû, Arapçada bashar veya insân, görüldüğü üzere Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar olası ortak bir insanlığı ifade etmek için yetkin dilsel araçlara sahip bulunuyor. Bu dinlerin kutsal kitapları, insanlığın kökeninin benzersiz tek bir varlıktan olduğunu yazıyor. Ancak bir özellik bu iyicil perspektifi darmadağın ediyor. Erkeklerin kadınlardan daha fazla hakkı olduğu savı insanlık ailesi içinde daha "aşağı bir kasta" (kadına) gönderme yapıyor. Yahudilik ve İslam'da erkek çocuk, daha doğumdan itibaren ayrıcalıklarla donatılıp dini bir görev yükleniyor.

Hıristiyanlıkta ise, "baba oğlu" yeryüzüne ayrıcalıklarından ve eril kimliğinden bir nebze soyarak gönderiyor.

Bozkurdun gerçekle ilişkiyi kaybetme hali, marazın bir semptomu olarak görülmüyor. Fakat bu maraz, "İslam laiklikle bağdaşıyor mu?" tartışmasında, gerçekle rabıtayı iyice koparan bozkurdu fena halde açığa düşürüyor.

Öne Çıkanlar