Gazeteci Hüseyin Aykol için tören düzenleniyor

Kürt basının duayen isimlerinden Hüseyin Aykol için Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi'nde tören düzenleniyor.

Gazeteci Hüseyin Aykol için tören düzenleniyor

Artı Gerçek- Geçirdiği beyin kanamasının ardından yaşamını yitiren gazeteci Hüseyin Aykol'un cenazesi, Sincan Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden alınarak Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi'ne getirildi.

TABUTUNA YENİ YAŞAM GAZETESİ VE KIRMIZI KARANFİLLER KONULDU

Aykol'un cenazesi, çalışma arkadaşları ve sevenleri tarafından omuzlanarak anma töreninin yapılacağı salona taşındı. Aykol'un tabutunun üzerine kırmızı karanfiller ve çalıştığı Yeni Yaşam Gazetesi'nin bugünkü sayısı konuldu. Aykol'un ölümünü manşetine taşıyan Yeni Yaşam Gazetesi "Basının devrimci öncüsünü kaybettik" manşetiyle çıktı. Tören salonuna, 'Özgür Basın’ın devrimci çınarı, seni unutmayacağız' pankartı asıldı.

BAKIRHAN, SANCAR, TUNCEL VE BASIN ÖRGÜTLERİNİN TEMSİLCİLERİ TÖREN KATILDI

Törene Aykol’un çalışma arkadaşları, ailesi ve sevenleri ile çok sayıda yurttaş, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Selman Çiçek, Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MGK) üyeleri, Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (Disk Basın İş) Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Mithat Sancar, DEM Parti Sözcğsğ Ayşegül Doğan, Tevgera Jinen Azad (TJA) aktivisti Sebahat Tuncel, çok sayıda milletvekili de katılıyor.

Gazeteci Hüseyin Aykol için tören düzenleniyor - Resim : 1

ÖZGÜR BASIN EMEKÇİLERİNDEN AYKOL İÇİN MESAJ

Törende Özgür Basın emekçilerinin mesajını Yeni Yaşam Gazetesi çalışanı Reyhan Hacıoğlu okudu.

Mesajda şu ifadeler kullanıldı:

"Mamostemiz, Hüseyin Hocamız, tüm sadeliği ve mütevaziliği ile yaşamımıza ortak olan ve öğreten devrimci sosyalist yoldaşımız…

Yaşamın, insan olmanın hakkını verenlerimizin ardından söz kurmak her zaman ağır olur. An gelir; yer ve gök yarılsın diye bağırmak isteriz sesimiz çıkmaz, haykırmak isteriz kelimeler boğazımızda düğümlenir. Bunu en iyi bilenimizsin.

Tüm bu gidenlerimizin yükünü layıkıyla taşıyan sana dair söz kurmak çok ağır gelse de kelimelerimiz, sesimiz boğazımızda düğümlense de, iznin olursa senin bize öğreten yaşamına layık, birkaç cümle kurmak isteriz: Sana yakışır taşıdığın sosyalist yaşamının, özgür basının yükünün ağırlığına yaraşır birkaç cümle Hüseyin hocamız, mamostemiz, yoldaşımız…

70 yıllık biyolojik yaşamını; halkların, ezilenlerin, sömürülenlerin, ötekileştirilenlerin birlikte ve eşit bir şekilde yaşayacağı gelecek güzel günlere adadın…

İşkencehanelerde, hapishanelerin soğuk duvarları arasında dahi, haklarını savunduklarının bir temsilcisi, sesi olarak görevini yerine getirdin…

Dışarı çıktın, bu kez hem dört duvar arasında olanların hem onların uğruna mücadele ettiği ezilenlerin, sömürülenlerin, yok sayılanların sesi oldun. Senin gözlerin her sabah hapishanelerden gelen mektupları taradı, köşen zindanların sesi olarak içeriye de dışarıya da taşıdı en zorlu yerlerde yaşayanların sorunlarını, umutlarını, dirençlerini…

Kalemin bir gün bile tereddüt etmedi gerçekleri dile getirmekten. 24 saatini kolektif yaşamın inşasına, öğrenmeye ve öğretmeye göre planladın.

Sabahın köründe hiç aksatmadan gelip özgür basının mütevazi bürolarını açtın. Çayı demledin, senin bedenine ve yaşamına uyum sağlamış, sadeliğin simgesi olan o küçük bardağınla çayını yudumlarken önce dört duvar arasında olanların mektuplarına baktın, önce onlara dair yazılması gerekenleri sıraladın ve sonra dışarıda olanlara dair…

Bizler, özgür basın emekçileri büroya geldiğimizde senin demlediğin çayın sıcaklığı ile ısınırken, mamosteliğinden devrimciliğinden bir bardak çayı yudumlar gibi yaşamayı, hakikate sadık kalmayı öğrendik…

Dile kolay, Özgür Basın geleneğinin yılmaz bir neferi olarak 37 yıl boyunca her türlü zorluğa ve zorbalığa direndin Hüseyin hocam. Yol arkadaşların enselerinden vurulurken, tutuklanırken, sürgüne gönderilirken, gazete binalarımız, ofislerimiz havaya uçurulurken de bir an olsun geri durmadın. Tutuklandın yine geri adım atmadın. Onlarca yıllık ceza davalarına rağmen, yoldaşlarının anılarına bağlılığın gereği olarak buraları terk etmeyi düşünmedin.

Yazdığın her satıra yoldaşlarına olan özlemini nakşettiğine, yüreğinin her bir atışıyla onları yad ettiğine şahidiz. Tekrar o özlemi yazılarınla, yüreğinin atımlarıyla gidereceğin anı sabırsızlıkla ve yüreğimizin en derininden gelen dua ile bekledik. Bekledik günlerce. Seninle birlikte mesai yapmış olan yoldaşların olarak bekledik, hakikatin gücünü yaşam tecrübeleriyle öğrettiğin öğrencilerin olarak bekledik. Ama en çok da, o naif kişiliğinle, o yumuşak sesinle, o buğulu gözlerinle her fırsatta gazeteciliğe ilk adımı atan genç, pırıl pırıl ardıllarınla yaşam tecrübelerini paylaşman için bekledik.. Yüzlerini, seslerini tanımadığın halde dört duvar arasında olan yoldaşların için bekledik… Ama olmadı. Özlemini duyduğun Apê Musa’ya, Gurbetelli’ye, Cengiz’e, Ferhat’a, Nazım’a, Nagihan’a, Kalo’ya kavuşmak baskın geldi…

Yaşamın hem hocası hem öğrencisiydin her zaman. En yeni başlayandan öğrenmesini bilirdin ve tabi ki çoğunlukla öğretmesini "Eleştiriyi yoldaşlarınıza dozunda yapın” derdin. “Bir çiçeği yaşatmak istiyorsanız çok su vermeyin, çok su çürütür çiçeği. Az su da vermeyin o da kurutur çiçeği. Eğer yaşatmak istiyorsanız, ihtiyacı olanı dengeli bir şekilde verin.” Arkadaşlarımızı eleştirirken, dozu kaçırdığımızı hissettiğinde bu çiçek örneğini verirdin Mamostemiz…

Sen bir çiçeğin, bir insanın, bir böceğin nasıl yaşatılması gerektiğini öğrettin bize. En güzel örneklerle…

Sen sadeliği, devrimci ve özgür basın emekçisi olarak nasıl olacağını yaşayarak öğrettin bize…

Hep söylerdin, “Ben 70 özgür basın emekçisinin yükünü taşıyorum. Bu yükün ağırlığıyla hareket ediyorum, işimi yaparken…”

Sen özgür basın şehitlerinin yükünü tereddütsüz bir şekilde layıkıyla taşıdın ve bizlere emanet ettin Mamoste Hüseyin.

Senin taşıdığın bu yük, bu güzel miras şimdi yetiştirdiğin binlerce özgür basın emekçisinin sırtında. Bu taşıdığın yükü miras alırken, şimdi o yükün ağırlığına senin ağırlığını ekliyoruz.

Biliyoruz zor olacak, biliyoruz “senin gibi taşıyabilir miyiz bu yükü” kaygısını hep taşıyacağız ama sana söz; bir Kürt gazeteci olarak mamostemiz, bir Türk gazeteci olarak hocamız ve bir enternasyonalist devrimci olarak yoldaşımız, Hüseyin hocamız! Zorlandığımızda dönüp masa başına oturmuş, sade bardağıyla çay içen sana bakacağız. Hayalini kurduğun eşit, özgür ve adil dünyaya seninle yürüyeceğiz.

Senin sade ama ağırlığını yaşamıyla anlamlandırmış fotoğrafını da 70 yoldaşımızın arasına en değerlilerimizden biri olarak asacağız.

Her zaman seninle olacağız, her zaman bizimle olacaksın…

Yolun yolumuzdur, Rêya te rêya me ye…” (Mezopotamya Ajansı)

hüseyin aykol gazeteci Yeni Yaşam Gazetesi