Hasan Ali Toptaş yaptıklarını savundu: Özrüm yanlış anlaşıldı, iddiaları kabul etmiyorum

Hasan Ali Toptaş yaptıklarını savundu: Özrüm yanlış anlaşıldı, iddiaları kabul etmiyorum
Yayınlanma:
Güncelleme: 14 Aralık 2020 00:44
A+ A-
Çok sayıda kadının taciz beyanları üzerine konuşmak için bir gazeteyi arayan yazar Toptaş, açıklamalarıyla yaptıklarını savununca, konuştuğu kadın gazetecilerden de tepki gördü.

Kadınlara cinsel tacizle gündemde olan yazar Hasan Ali Toptaş, yaptıklarını savunan açıklamalarda bulundu. Toptaş’ın bu savunmasına da, başta röportaj verdiği kadın gazeteciler olmak üzere içinde olduğu edebiyat çevresinden de sert tepki geldi.

Hasan Ali Toptaş’ın TRT 2’de yayınlanan Karalama Defteri’nde "Çeviri bir kitap okurken önce çevirmenin doğum tarihine bakıyorum" sözleriyle başlayan tartışma, Leyla Salinger adlı kullanıcının "Bu adamın ifşalanmasını bekleyen kaç kişiyiz?" tweetinin ardından çok sayıda kadın yazarın tacizine uğradığını açıklamasıyla büyüdü. Bu kadınlar arasında yazar Aslı Tohumcu ve Pelin Buzluk da vardı.

Farklı sektörlerden kadınların da maruz kaldıkları tacizleri anlatmaya başlamasıyla, bir tweet ile başlayan süreç adeta #MeToo hareketine evrildi. Aslı Tohumcu, "Basından arayan arkadaşlar bizi değil, failleri arayın, onlar anlatsın" diye yazdı.

Milliyet’ten Seyhan Akıncı ve Ceyda Ulukaya’nın haberine göre Hasan Ali Toptaş, gazetelerine konuşma talebinde bulundu.

İki gazeteci, Toptaş’ın, yaptığını savunan açıklamaları üzerine sordukları sorularla bizzat yazarın kendisine tepki gösterdi. Habere göre Toptaş, kadınların taciz beyanlarını ‘komplo’ ve ‘organize bir iş’ olarak görüyor ve meseleyi ‘Kadınların beyanını esas almanın bu ülkede neler açtığını gördük’ ifadesiyle, kendi deyimiyle ‘eril bir faillik’ olarak nitelendirerek basitleştiriyor.

Akıncı ve Ulukaya’nın Toptaş ile yaptıkları röportaj şöyle:

HABERİ YAPAN KADIN GAZETECİLER: ANLADIK Kİ TOPTAŞ ÖZÜR DİLEMEMİŞ

"Toptaş’ın ilk gün sonrası "eril faillik" tanımını kullandığı özrünün aslında bir özür olmadığını öğrenmiş olduk bu söyleşiyle. Kadının beyanı esastır konusunda yaptığı yorumlar, tacizi ‘çayını ben getireyim’ gibi bir cümleye indirgemesi ise bizim için kabul edilebilir ifadeler değil. "Kimseyi taciz etmedim, vicdanım rahat" diyen Toptaş, konuyu yargıya taşıyacağını söylüyor. Şimdi sözün bittiği yerdeyiz: Son karar yargının, Toptaş’ın samimiyetiyle ile ilgili karar ise okurun.

‘ÖZRÜM YANLIŞ ANLAŞILDI, İDDİALARI KESİNLİKLE KABUL ETMİYORUM’

Bir TV programında çevirmenlerle ilgili yaptığınız değerlendirme üzerine başlayan yorumlar sizinle ilgili taciz iddialarının ifşasına uzandı. Siz de bir özür metni yayınladınız. Bu ifşalar olmasaydı, samimiyetle özür diler miydiniz? Vicdani hesaplaşmasını yaşadı mı Hasan Ali Toptaş? Yoksa dillendirilmese bu sizin sırrınız olarak mı kalacaktı?

Ben onları ifşa değil iddia olarak görüyorum. Benim sırrım olarak kalacak herhangi bir şey yok. İnsan bir insanı incittiğini, kırdığını, yaraladığını fark ettiğinde özür diler elbette. İstemeden de olsa birini kırmış olabileceğimi düşünerek bir özür metni yayımladım. O da yanlış anlaşıldı. İddiaları kesinlikle kabul etmiyorum. Vicdani hesaplaşma yapacağım bir durum yok, benim vicdanım rahat, çünkü kimseyi taciz etmedim ve iddia edildiği gibi kimseye cinsel saldırıda bulunmadım. Bunu nasıl yaparım, deli miyim? İnsan, etmedim, bulunmadım derken bile utanıyor.

Peki, bu iddiaların merkezinde yer alan isimlerden Leyla Salinger ve Pelin Buzluk’u tanıyor musunuz? Buzluk, Twitter’da "Benim de kendisiyle korkunç bir anım var. O zaman evliydim, eşime bile anlatamadım. Yıllar sonra güçlükle anneme anlatabildim" diye yazdı. Bunlara ne diyeceksiniz?

‘HADİ DİYELİM OLDU, ÖYKÜSÜNÜ NEDEN BANA İTHAF ETTİ O ZAMAN?’

Leyla Salinger kimdir bilmiyorum. Adı gerçek adı mıdır onu da bilmiyorum. Pelin Buzluk’u tanıyorum, yıllar önce Ankara’da dört yazar arkadaşımla bir söyleşi yapmıştık, orada tanıdım. Kocasıyla birlikte gelmişlerdi. Kendisi benim onları eşiyle birlikte evime davet ettiğimi söylüyor, bu ayrıntıyı hatırlamıyorum, etmişimdir belki. Sonra bir gün Pelin Buzluk evime geldi, fakat onun anlattığı şeyler asla ve asla yaşanmadı. Ben saldırmışım da o banyoya kaçmış ve kapıyı kilitlemiş, tümüyle yalan. Bir kere ev dubleks bir ev ve banyo üst katta. Üst kat da kullanılmıyor. Dün akşam eşimle de bu konuyu konuşurken bir ayrıntıyı hatırladık, o evde hiçbir kapıda anahtar yoktu ki. Nasıl kilitlemiş? Allah aşkına, olabilir mi böyle şey?

Hadi diyelim oldu. Peki, benim evime gelip gidişinden epeyce bir süre sonra, neredeyse bir yıl sonra yayımlanan "Kolları Ölü Açıklığında" adlı kitabındaki öykülerden birini bana niye ithaf ediyor? Neden öykünün başına "Hasan Ali Toptaş sevgisiyle" ibaresini koyuyor? Taciz ettimse, cinsel saldırıda bulundumsa benden nefret etmesi gerekmez miydi? Tabii, savcı bunu sorar elbet, hanımefendi bu nasıl iştir der? Fakat sosyal medya adı verilen mecrada kimsenin dikkatini çekmez belki böyle bir ayrıntı. Bir ya da iki kişi bulur, yazar. Ki bir kullanıcı bir yerde sormuş zaten; cinsel saldırıya uğradıktan epey sonra öykünüzü neden Hasan Ali Toptaş’a ithaf ettiniz demiş.

‘HEPSİ HİKAYE’

Şunu bir kere daha belirteyim, ben cinsel saldırıda bulunmadım, o banyoya kendini kilitlemedi, bunların hepsi hikaye. Oturduk, sohbet ettik. Varlık Yayınları’ndan ilk kitabı çıkmıştı, ikinci dosyasını yayımlayacak yayınevi arıyordu. Dosyayı okuttu bana daha sonra. Ben de Can Yayınları’ndaki arkadaşım Faruk Duman’ı aradım, ilgilenmelerini söyledim. Kitabını yayımladılar, sonra bir kitabını daha yayımladılar. Bana ithaf edilen öykü sözünü ettiğim kitapta yer alıyor. Evime geldiği gün onun dediği olay yaşansa bana onca zaman sonra niye öyküsünü ithaf etsin? İnsanların bunu düşünmesini isterim.

GAZETECİLERDEN SORU: SİZ NEYİN ÖZRÜNÜ DİLEDİNİZ?

Sizden bir özür geldi, bu özür metninde "fark etmeden, bilmeden, düşünmeden" ifadelerine yer verdiniz...

Sosyal medyadaki birçok şey gibi, maalesef yaptığım açıklama da yanlış anlaşıldı. Orada ben tamam, suçlamaları kabul ediyorum, özür dilerim demedim. Geçmişte fark etmeden, bilmeden, düşünmeden yaptığım bazı hareketlerim, bazı sözlerim yanlış anlaşıldı da birilerini incittiyse, birilerini üzdüyse ya da yaraladıysa bu insanlardan özür dilerim demeye çalıştım.

Ama incitme iddiaları taciz üzerinden yapılıyor. Siz neye karşılık özür diliyorsunuz?

Ben diyorum ki, ağzımdan çıkan bir söz ya da yaptığım bir hareket, jest kimilerinin gözünde taciz olarak algılanmışsa ve bu o kişileri kırmış, incitmişse özür dilerim. Bunu söylüyorum.

‘20 KADIN YOK, KİM SAYMIŞ BUNLARI, HEPSİ KADIN MI?’

Suçlamaları kabul etmiyorsunuz ama bir anda 20 kadın birden taciz iddiasında bulundu. Bu durumu nasıl açıklıyorsunuz?

Yirmi kadın yok, kim saymış bunları bilmiyorum. Hepsi hakikaten kadın mı, isimleri cisimleri ne bunları da bilmiyorum. Sadece içlerinden birinin iddiasından haberdarım, o iddia da yalan, öyle bir şey yaşanmadı. Dediğim gibi, ötekilerin isimlerini bilmiyoruz. Yazılanların hepsini okumadım ama mesela içlerinden biri, "Gebze’deki imza gününde kitap imzalatırken beni eliyle taciz etti, şurama dokundu, buramı avuçladı" mealinde bir şey yazmış. Oysa ben Gebze’de hiç kitap imzaladım. Hiç gitmediğim bir yerde böyle bir şey nasıl olmuş. El insaf… Bazı suçlamalar da, ben de duydum, arkadaşım anlattı, arkadaşımın arkadaşına da… şeklinde uzayıp gidiyor. İnanılır gibi değil. Ama şunu bilsinler: Beni, edebiyatımı sosyal medya faşizmine kurban etmeye çalışan herkesle hukuk önünde hesaplaşacağız.

‘BU ORGANİZE BİR ŞEY, TETİKÇİLERİ BİLMİYORUM’

Kadınların sayısı önemli değil, sonuç olarak bir grup kadın bir gecede art arda sizin onları taciz ettiğinizi iddia etti. Bu bir tesadüf olamaz...

Tesadüf değil zaten. Şu ana kadar benim kulağıma gelen bazı haberlere göre bunun devamı gelecekmiş. Sanıyorum dün edebiyat dünyasından başka kişilere de aynı ithamlarda bulunmuşlar. Bunun organize bir şey olduğunu düşünüyorum, tetikçileri bilemem tabii. Belki şu an aynı organizasyonun içinde yer alanlar bilmediğimiz bir isme saldırıyor. Belki yarın bir başkasına da saldıracaklar. Kötü, çok kötü şeyler olacağını düşünüyorum.

‘KADININ BEYANINI ESAS ALMANIN BU ÜLKEDE NELERE YOL AÇTIĞINI DA GÖRDÜK’

Taciz ispatlanabilir bir şey değil. Sizin de bildiğiniz gibi kadının beyanı esastır. Ortada çok sayıda beyan var...

Evet, ispatlanabilir bir şey değil. Kadının beyanını esas almanın bu ülkede nelere yol açtığını da gördük. Ama ben suçlu değilim, sonuna kadar suçsuz olduğumu savunacağım. Gerçek mahkemelerde ve hukuk önünde. Kadının beyanı esastır ama bu iddiaların ciddi bir şekilde incelenmesi gerek, öbür türlü ‘çamur at izi kalsın’a dönüyor. Me Too hareketini tetikleyen olaylar patlamadan önce gazeteciler aylarca, senelerce araştırdılar. Tek telefonla, sadece iddiaların üzerine atlayarak değil. Masumiyet karinesi diye bir şey var, detaylı bir şekilde incelenmeden, araştırılmadan iftira atılması da yaralıyor.

ZOR SORU:  KIZINIZ TACİZE UĞRADIM DESEYDİ ONUN BEYANINI ESAS ALMAZ MIYDINIZ?

Genelleme yapmanız ve "Kadının beyanını esas almanın nelere yol açtığını gördük" demeniz kabul edilebilir bir şey değil. Siz de bir kız çocuğu babasısınız. Kızınız size yaşadığı bir tacizden bahsetse onun beyanını esas almaz mıydınız?

Kadının beyanı esastır diye bir düstur olamaz, bu düsturun yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Kadın söylüyorsa doğrudur demek aklı, mantığı askıya almak olmaz mı? Bu kural üzerinden düşünürsek, sırf kadın diye, cinsiyetine bakarak, mesela bir psikopatın dediklerine de mi doğrudur diyeceğiz? Halüsinasyonlar gören birinin dediklerine de mi? Ya da bir zırdeli kadının dediklerine de mi ne söylerse söylesin doğrudur diyeceğiz.

‘KADININ DA ÜÇKAĞITÇISI VAR’

Böyle bir şey olabilir mi? Erkeğin olduğu gibi kadının da üçkâğıtçısı vardır elbet, erkeğin olduğu gibi kadının da edepsizi, kadının da içi kötülük dolu olanı vardır. Bence o kural yanlış anlaşılıyor.

‘KADINLAR İLTİFAT YA DA ÖVGÜYÜ TACİZ OLARAK SINIFLANDIRDI’

Taciz değil "Eril faillik" ifadesini kullanmayı seçiyorsunuz, ne demeye çalışıyorsunuz?

Teknik farklarını bir kenara bırakırsak dünyanın son on yılda geçirmiş olduğu ve bence iyi bir yöne evrilen bir düzeni var. Bu yeni ve adil düzende eskiden taciz olarak kabul edilmeyen iltifat ya da övgü olarak adlandırılan şeylerin taciz sınıfına sokulması kadınların başarısıdır. Kendimizi ne kadar değiştirmeye çalışırsak çalışalım, elbette dilimize pelesenk olmuş bazı sözcüklerle yanlış da yapabiliyoruz. Cancağızım diye başlayıp, şıksın’a, ne de güzelsin’e uzanan pek çok örnek gibi. Benim özrümdeki maksat da yanlışlıkla taciz olarak algılanabilecek olan bir sözle karşımdakini yaralamış olma ihtimaliydi.

SORU: HER KADIN, YAPILANIN İLTİFAT MI TACİZ Mİ OLDUĞUNU AYIRT EDEBİLİR, KELİME OYUNU MU YAPIYORSUNUZ?

Hiçbir kadın zarif bir şekilde kendisine yapılan iltifatı taciz olarak nitelendirmez. Kaldı ki her kadın yapılanın iltifat mı taciz mi olduğunu ayırt edebilir. Kelime oyunu mu yapıyorsunuz?

Kelime oyunu falan yapmıyorum. İnanmayanlar için ne yapabilirim ki, bu olayda insanın kendisini savunmak zorunda olması bile haddinden fazla ağır bir şey. Ayrıca, öyle demeyin, "Bugün pırıl pırılsın" sözünü normal gören de vardır taciz sayan da.

‘BANA BU İFTİRAYI ATANLAR YARGILANMAKTAN KORKSUN’

Özür aynı zamanda da bir itirafı barındırıyor. Konu yargıya giderse?

Daha önce söylediğim gibi yayımlanan özür metnim bir itirafname değildi. Ben sözlerimle ya da hareketlerimle farkında olmadan başkasını yaralamış olma ihtimali üzerine özür diledim. Suçsuz olduğumdan emin olduğum için elbette yargılanmaktan korkmuyorum. Bana bu iftirayı atanlar, doğruyu öğrenmeden beni yargılamaya çalışanlar korksun yargılanmaktan.

‘GAZALARI MÜBAREK OLSUN’

Siz suçlamaları kabul etmeseniz de genel kanı taciz iddialarında bulunan kişilere inanmak ve onları desteklemek yönünde...

İnsanların olayı biraz muhakeme etmelerini, bir durup düşünmelerini, sonra da suçlayacaklarsa o zaman suçlamalarını isterim ama bu benim isteğime bağlı değil tabii. Bir kez daha tekrarlıyorum, bunların hepsi iftira… Diyeceğim son şey de şu: Bu organize kötülüğün gazası mübarek olsun!

SORU: YAYINCILAR BİRLİĞİ, YAZARLAR SENDİKASI VE PEN’DEN KADINLARLA DAYANIŞMA AÇIKLAMASI GELDİ… TAVRINIZ NE OLACAK?

İnsan için yaşadığı tacizi anlatması oldukça güçtür. Pelin Buzluk, Aslı Tohumcu, Leyla Salinger ve onca kadın, neden böyle iddialarda bulunsunlar ki?

Neden böyle yapıyorlar bilemiyorum tabii. Bildiğim şu ki, göz göre göre, resmen kötülük ediyorlar. Herhalde kendilerini kendi gözlerinde haklı çıkaracak sebepleri oluşturmuşlardır. Öyle olur zaten, katil bile kafasında öldürme gerekçesini oluşturur, başka türlü yapamaz.

Yayıncılar Birliği, Yazarlar Sendikası ve PEN’den peş peşe tacize karşı kadınlarla dayanışma açıklamaları geldi. Sizin bundan sonraki tavrınız ne olacak?

Benim tavrım her zaman olduğu gibi sadece okurlarıma güvenmek olacaktır. Vicdanına kulak veren, hakkaniyet duygusu olan okurlarıma güvenmek. Ben hayatım boyunca herhangi bir lobiye ya da mevkiye üye ya da aday olmuş biri değilim. O nedenle zaten dışarıdan sayılırım. Dışlanmak ya da bir yere girebilmek hiçbir yazar için önemli değildir diye düşünüyorum. Ben derdimi anlatabildiğim sürece tek bir kişiye, hatta kendim için olsa bile yazarım.

İletişim Yayınları Bora Abdo ile sözleşmesini sonlandırdığını açıkladı. Everest de sizinle olan sözleşmesine son verdi. Size verilen bazı ödüllerin geri alınması gündeme geldi. Bütün bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Beni yok ettiklerinde birileri rahat edecek, bunu anladım. Acele etmelerine, kaygı duymalarına gerek yok bence. Bu soruyu cevapladığım esnada, evet, yayınevim benimle ilişkisini kesti. Ödüllerden haberim yok, hepsini alabilirler, kendileri bilir. Ben başıma her şeyin geleceğini düşünürdüm de böyle bir şeyin geleceğini hiç hayal edemezdim.

‘YANLIŞ ANLAŞILDI’

"Güzelsin, şıksın" gibi sözlerinizin yanlış anlaşılabileceğini söylüyorsunuz. Hareketlerimle yaralamış olabilirim dediniz, bununla neyi kastediyorsunuz?

Günlük hayatın içindeki herhangi bir hareketi kastediyorum. Beş kişi bir yerde oturuyorsunuzdur, birinin çayı bitmiştir, durun sizin çayınızı ben getireyim dersiniz. Bu kimileri için olağan bir şeydir. Kimileri de alınır, başka anlamlara çeker. Bu tür şeylerden söz ediyorum. Hani, yanlış anlaşılmıştır ihtimali.

EDEBİYAT DÜNYASI NE DİYOR?

Yazar Hasan Ali Toptaş hakkında, başta yazar Pelin Buzluk olmak üzere 20’yi aşkın kadından gelen taciz ve cinsel saldırı beyanları bu haftanın en önemli başlıklarından biriydi. Tepkiler kısa sürede çığ gibi büyürken edebiyat dünyasının #MeToo Hareketi olarak anılmaya başlayan olayın etkisini ve düşündürdüklerini, edebiyat dünyasından bazı isimler ise şöyle değerlendirdi:

PINAR KÜR: EN ÇOK KADIN YARALANIYOR

Hasan Ali Toptaş’ı kişisel olarak tanımıyorum. Eğer zorla bir şey yaptıysa, ki kendisi de özür dilediğine göre aşırıya kaçmış olduğunu kabul ediyor anlaşılan, bu tür olaylarda en çok kadın yaralanıyor tabii, hışma o uğradığı için. Tabii çok tatsız şeyler. Hollywood’da olduğu gibi pek çok meslekte uzun zamandır olagelen ve gündeme getirilemeyen meseleler bunlar, şimdi gündeme getirilebiliyor, bu tabii ki iyi bir şey.

ASLI PERKER: TACİZE UĞRASAK DA SUSUYORUZ, GÖSTERİLEN CESARETİ ALKIŞLIYORUM

Biz kadınlar öyle bir ortamda yetişiyoruz ve yetiştiriliyoruz ki tacize uğradığımızı gayet iyi bilsek de başımıza gelecekleri de az çok tahmin ettiğimiz için susabiliyoruz. Bu manada gösterilen cesareti ayakta alkışlarım, bu bir. Sanırım erkeklerin bu gibi pervasızlıkları, kadınlar onların suratlarına haykırmaya devam ettikçe bitirilebilecek. İkinci olarak da Ali Lidar’ınki gibi yorumların da azımsanmadan aynı şiddetle kınanması ve o ve benzeri adamlara da toplum, işverenleri tarafından çeşitli dayatmalarda bulunulması gerektiğini düşünüyorum. Misal acaba Ali Lidar Ot’da yazmaya devam edecek mi? Edecekse ağzını toplayacak ve doğru düzgün bir özür dileyecek mi? Neden mi önemli? Çünkü eğer şimdi bu yaptığının yanlışlığını fark etmezse bundan bir süre sonra da istediğine istediğini yapma hakkını kendinde görecek. Bir şey daha ekleyeyim, şu an bunu kınayan yayınevlerinin, gazete ve dergilerin içinde çalışan erkeklerin çoğunun mecbur kaldıkları için bu geri adımı attıklarını ve kendi aralarında "Abi kusura bakma ya, eminiz haklısındır da işte şimdi böyle yapmak zorundayız" dediklerini düşünüyorum. Hanımlar, kanmayalım yani.

HAKAN BIÇAKÇI: KUŞAKTAN KUŞAĞA AKTARILAN BİR HASTALIK

Çok köklü ve korkunç bir toplumsal sorunumuz var. En direkt ifadesiyle kadını küçümseme veya erkek olarak kendini üstün görme hali. Bu maalesef tamamen içi boş, hiçbir rasyonel karşılığı olmayan, yine de kuşaktan kuşağa aktarılan bir hastalık. Edebiyat ve sanat çevrelerindeki tacizin kökünde de bu durumun olduğunu düşünüyorum. Bir edebiyatçı, okur falan olarak değil, burada yaşayan bir insan olarak çok üzüldüm.

FARUK DUMAN: ‘ERİL FAİLLİK’ SÖZÜ TAM BİR FELAKET…

Hayal kırıklığı... "Eril faillik" sözü de tam bir felaket. Bir yerde, "Kendimi bu dünyaya ait görmüyorum" gibi bir şey demişti Toptaş, bunun altında peygamberlik yanılsaması vardır. Yazı yaşamdan büyük değildir. Yazmasanız da olur.

AYFER TUNÇ: ÖZRÜ DE EN AZ EYLEMLERİ KADAR ÇİRKİN, KELİME OYUNLARI YAPARAK YAPTIĞININ SUÇ OLMADIĞINI SÖYLÜYOR

Taciz ve cinsel saldırı suçu işlerken gücünü bana bir şey olmaz çünkü erkeğim ve ünlüyüm anlayışından aldığı çok muhtemel olan kişinin özür metnini en az eylemleri kadar çirkin, pervasız, üstten, kibirli buldum. Şaşaalı kelime oyunları kullanarak yaptıklarının suç olduğunun farkında olmadığını söylüyor. Yaptıklarının suç olduğunun farkındaysa ve bile isteye "incittiğimi bilmiyordum" diyorsa haysiyetsiz bir yalancıdır.

‘TOPTAŞ’IN ÖZRÜ, TÜRKİYE’DE ERKEKLİK KÜLTÜRÜNÜN NASIL İNŞA EDİLDİĞİNİN SEÇKİN BİR ÖRNEĞİ’

Gerçekten bilmiyorsa ve bu olanlardan sonra hayret içindeyse vah edebiyat, vah Türkiye, vah erkekler. H. A. Toptaş’ın suçu ve özür metni Türkiye’de erkeklik kültürünün toplum tarafından nasıl inşa edildiğinin seçkin bir örneği olarak tarihte yerini aldı. Turnusol kağıdı gibi işlev gördü, bir kısım erkeğin toplumun kendilerine bahşettiğine inandıkları bu "yüce konum"dan vazgeçmemek için nasıl kıvrandıklarını, aynı zamanda da genç ve cesur kadınların bu toplumun gerçek gelecek umudu olduklarını gösterdi.

‘BAŞINI DİK TUTAN BÜTÜN KADINLARLA GURUR DUYUYORUM’

Türkiye’nin ünlü bir kişi söz konusu olunca ifşa ve hayret, sıradan bir erkek söz olunca şiddet ve cinayet şeklinde tezahür eden erkeklik kültürünün özü her sınıf, sektör ve toplulukta aynıdır, "ben erkeğim." Ne yazık ki bazı kadınların da hararetle odun taşıdığı bu cehennemi genç kadınlar söndürecek. Korkmayarak, susmayarak, ifşa ederek. Pelin Buzluk, Aslı Tohumcu, Mevsim Yenice ve başını dik tutan bütün kadınlar. Sizinle gurur duyuyorum. Kendi kuşağımın ve benden öncekilerin susan, susmak zorunda kalan bütün kadınları adına cesaretinizi alkışlıyorum.

YEKTA KOPAN: ERKEK EGEMENLİĞİ VE SANAT DÜNYASINDAKİ İKİYÜZLÜLÜK PARÇALANIYOR

Her zaman erkek egemen bir yapısı olan edebiyat ve genel olarak sanat dünyasındaki ikiyüzlülüğün parçalanması, yerle bir olması, kadınların güçlü ve haklı itirazıyla mümkün olacak. Şu üç güne sığan taciz haberleri ve kadınların bu rezillikler karşısında seslerini yükseltişi, sahte bir hegemonyanın çöküşü anlamına da geliyor. On yıl önce gerçekleşmesi pek de mümkün olmayan somut ve hızlı gelişmeler de bu çöküşü ve kadın sesinin gücünü gösteriyor.

GAYE BORALIOĞLU: TOPTAŞ’IN ZİHNİ FENA, ÖZÜR METNİ DE ORTAYA KOYDUĞU EN SAHİCİ EDEBİ METİN

Sizden bu soru gelince ne hissettiğimi düşündüm, galiba öncelikle çok üzgünüm, üzgün ve kızgın hissediyorum. Her şeyden evvel bunca insanın, bu güzelim kadınların sevdikleri, makbul gördükleri ve bir kısmının neredeyse babası yaşında olan bir adam tarafından tacize uğramış olması çok acı. Öte yandan Hasan Ali Toptaş benim sevdiğim bir yazardı ve bir vakitler arkadaşımdı. Bütün olanlar, bu sistematik taciz durumu ve üstüne de o özür yazısı beni büyük hayal kırıklığına uğrattı.

Usta bir yazardan beklenmeyecek derecede acemice, kekeme, ondan da daha önemlisi ne yaptığının, nelere yol açtığının hiç farkında olmayan, bütün olanlardan yine kendine mağduriyet üretmeye çalışan fena bir zihin gördüm orada. Hasan Ali Toptaş her zaman edebiyatında dili merkeze oturtmuştur, adeta kutsallaştırmıştır. Belki de bu fena zihnini gizleyebilmek için dile böylesine büyük önem verdi. Zihninin karanlığını ve beceriksizliğini dil zenginliğiyle örttü. Belki de o özür metni onun ortaya koyduğu en sahici edebi metindir.

‘YENİ BİR KİMLİĞİ VAR ARTIK’

Hasan Ali Toptaş’ın yeni bir sıfatı, yeni bir kimliği var artık. Bu kimliği onun tacizine uğrayan kadınlar ya da sosyal medyada kıyamet koparan insanlar yaratmadı, bu yeni kimlik tamamen Toptaş’ın kendi eseri. Bunu hiç unutmayalım.

MURAT GÜLSOY: YAŞANANLAR DÖNÜŞTÜRÜCÜ

Yazarlar hakkındaki taciz ifşalarını ben de diğer okurlar gibi üzüntüyle izliyorum. Erkek tacizi ve şiddeti her alanda olduğu gibi edebiyat ve sanat çevrelerinde de daha görünür olmaya başladı çünkü kadınlar artık susmuyor, sineye çekmiyor. Bu yüzden geçmişe bakışımız değişecek ama asıl önemlisi daha farklı bir geleceği inşa edeceğiz. Kadın hareketi elbette öncelikle kadınlar için güvenli, eşit ve özgür bir dünya kurmaya çalışıyor ve bu aynı zamanda herkes için özgürlük anlamına geliyor. O yüzden de kadınların mücadelesinin yanında durmalıyız. Bu yaşananların dönüştürücü gücüne inanıyorum.

İlgili Haberler
Öne Çıkanlar