1990’lı yıllarda devlet içindeki asker-sivil çatışmasını ve bu çatışmanın ortasındaki imkânsız bir aşkı anlatan ilk polisiye romanı “Sis ve Gece”nin 25. yılını özel bir baskıyla kutlayan yazar Ahmet Ümit, Artı Gerçek TV’de yayınlanan “Ya Sorulmasaydı?” programında gazeteci Canan Kaya’nın sorularını yanıtladı. Ümit, “Sis ve Gece”yi yayınlarken gelecek eleştiriler nedeniyle duyduğu korkuyu tanımlarken şu ifadeleri kullandı:

‘POLİSİYE YAZDIĞIMIN FARKINDA DEĞİLDİM’

“İlk kez bir roman yazıyordum ve ilk kez ‘polisiye’ diye ortaya çıkıyordum. Çünkü polisiye yazdığımın farkına varmadan polisiye yazmaya başlamıştım. Sis ve Gece’de ise artık bilinçli bir şekilde polisiye yazayım dedim. Dolayısıyla ‘başarabilecek miyim, başaramayacak mıyım’, bütün o korkuları içimde taşıdım. Ayrıca edebiyat dünyasına girmek de o kadar kolay bir şey değildir. İyi de bir şey aslında bu. Çünkü o kadar kolay olunca kalitesiz ürünler ortaya çıkıyor.”

Kaya’nın, “Peki bugünün Sis ve Gece’si nasıl bir roman olurdu?” sorusuna temelde değişen bir şeyin olmayacağını, aynı yargısız infazların bugün de yapıldığına dikkat çekerek yanıt veren Ümit, şöyle dedi:

“O dönem, kitapta iki izlek var. Biri yasak bir aşk, ikincisi ise yargısız infaz. Maalesef o dönemlerde hukuka aykırı yargısız infazlar gerçekleştiriliyordu. Kitap, politik olarak biraz bunu, diğer yandan da yasak bir aşk hikayesini anlatıyor. Bugüne baktığımızda ise Türkiye’de demokratik bir ortamın olmadığını, antidemokratik uygulamaların ne yazık ki son derece olağan sayıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Dolayısıyla bu tür bir roman bugün de yazılabilir.”

‘TÜRKİYE’DE SOL, SOVYETLER BİRLİĞİ’NİN YIKILMASIYLA YENİ POLİTİKALAR ÜRETEMEDİ’

Ümit, Kaya’nın “Hâlâ aynı acıları yaşıyorsak, o halde sol nerede hata yaptı da biz bugün siyasal islama mahkûm bırakıldık, solun hiç mi hatası yok?” sorusuna şu sözlerle yanıt verdi:

“Elbette hatası var. Ama bundan daha önemlisi aslında uluslararası düzeyde bir durum var. Yani Sovyetler Birliği’nin yıkılması meselesi sadece Türkiye’de değil, dünya solunda çok büyük bir etki ve yıkım yarattı. Ve bundan çıkışın formülü de daha özgürlükçü, totaliterlikten uzak, demokratik ve halkla iyi ilişki kurabilen bir solla mümkün olabilir. 12 Eylül öncesindeki sol, yoksul halkla ilişki kurabiliyordu. Bugün AKP’nin kalesi olan gecekondu bölgelerinde hep sol vardı. İşte biz, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla birlikte Türkiye’de yeni politikalar üretemedik. Ancak şunu da unutmayalım; 12 Eylül darbesi, sola korkunç bir şekilde saldırdı.”

‘ERDOĞAN’IN, ‘YÜZDE 50’Yİ ZOR TUTUYORUM’ STRATEJİSİ BUGÜN YIKILMIŞ DURUMDADIR’

Ümit, 2018 yılında Sabah gazetesine verdiği röportajda sarf ettiği ve bugün tekrar tartışmaya açılan “Hepimiz aynı gemideyiz” sözlerine yöneltilen eleştirilere ise şöyle yanıt verdi:

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Gezi olaylarından sonra bir stratejik değişikliğe gitti. Bu da kamplaştırmaydı. “Yüzde 50’yi evde zor tutuyorum” dedi. Sürekli olarak “Biz ve o” söylemleri üzerinden siyaset yaptı. Benim oradaki konuşmamın nedeni buydu. Ben orada çıktım ‘evet aynı gemideyiz. Tayyip Erdoğan aslında ‘siz, biz’ diye bölüyor. Kendisi gibi olmayan yüzde 50’yi vatan haini olarak tanımlıyor’ dedim. Yüzde 50’yi vatan haini olarak tanımladığınız zaman, o gemide yüzde 50’de vatan haini var demektir. Bunu söyleme nedenim tümüyle buydu. Bir de Sabah gazetesine o gün konuşma nedenim, kendi mahallemizde konuşmayalım, görüşlerimizi tüm kesimlere anlatalım maksadıydı. Bugün niye konuşmam; çünkü o strateji bitti. Tayyip Erdoğan’ın “Yüzde 50’yi evde zor tutuyorum” stratejisi bugün yıkılmış durumdadır.

‘BU KADAR MÜCADELE ETMİŞ BİR YAZARI, SABAH GAZETESİ RÖPORTAJI ÜZERİNDEN YARGILAMAK NE KADAR VİCDANİ?’

Başka bir şey daha söylemek istiyorum. Yıllardır Türkiye’de yaşıyorum, Gezi’den bu yana politik tavrım belli. Şimdi ben böyle bir şey söyledim, herkes bunu anlatıyor. Bu ne kadar vicdani bir şey? Bu kadar mücadele etmiş bir yazarı bununla yargılamak ne kadar doğru bir şey? Evet, böyle bir şey söyledim, çünkü fikrim buydu. Ne olacak şimdi?

‘DİLİM TUTULAYDI DA O SLOGANI ATMASAYDIM’

Geçmişte bir olay hatırlıyorum. Aziz Nesin, DİSK’in büyük grevinde bu grevin yanlış olduğunu anlatan bir hikâye yazmıştı. Çok iyi hatırlıyorum. Hayatımdaki en büyük utançlardan biridir. Bir kapalı spor salonu toplantısında solcu gençler olarak “Aziz Nesin, sen nesin?” diye slogan atmıştık. Dilim tutulaydı, utandığım en büyük şeydir. Bugün o partiler yok, Aziz Nesin var.“