Remzi BUDANCİR

ARTI GERÇEK- Hak İnisiyatifi Derneği Diyarbakır Temsilciliği, Diyarbakır Barosu Tahir Elçi Konferans salonunda “Barışı Yeniden Konuşmak” adlı panel düzenlendi. Akademisyen Ayşe Betül Çelik, Akil İnsanlar Heyeti Üyesi hukukçu Mehmet Emin Erkmen, Akademisyen Cuma Çiçek ve Diyarbakır İnsan Hakları Okulu Üyesi Ümran Duran Yalın’ın konuşmacı olarak katıldığı panelin açılış konuşmasını Hak İnisiyatifi Derneği Diyarbakır temsilcisi Reha Ruhavioğlu yaptı. Diyarbakır Barosu, İHD Diyarbakır Şubesi başta olmak üzere çeşitli sivil toplum kuruluşu temsilcinin katıldığı panele ilgi yoğundu. Panelde devam eden çatışmalı ortamda Türkiye’nin müzakere ve görüşme deneyimi, çözüm süreci, yaşanan sorunlar, barış görüşmelerinde sivil toplumun rolü ve dünya örnekleri konuşuldu.

YALIN: SİVİL TOPLUM KÜRT MESELESİNDE İRADE ORTAYA KOYMUYOR

Diyarbakır İnsan Hakları Okulu Üyesi Ümran Duran Yalın, “Dünya örnekleri bize ne söylüyor” konu başlığı ile dünyadan örnekler verdi. Filipinler, Kolombiya ve Afganistan’dan yaşanan çatışmalı süreçlerde sivil toplumun barış için önemli roller üstlendiğini anlatan Yalın, özellikle Filipinler Baksamaro bölgesinde yaşanan gelişmelerden örnekler verdi. İHH’nın Baksamaro bölgesi için yürütülen barış görüşmelerine katıldığını anlatan Yalın, “Çözüm sürecinde sivil toplumun önemi büyük. Türkiye’de sivil toplum çok bereketli olmasına rağmen Kürt meselesinde tam bir irade ortaya konulmuyor. Ama bu irade Filipinler’de ortaya konuluyor”  dedi.

“KADINLAR BARIŞI KONUŞABİLİYOR”

Akademisyen Ayşe Betül Çelik, “Çatışma Çözümünde Toplumsal Cinsiyet” konusunda konuştu. Kadının çatışmalı süreçte barışın sağlanma konusunda daha olumlu rol aldığını ifade eden Çelik, Liberya’daki barış görüşmesinde kadınların üstlendiği rolden örnek verdi. Liberya’daki barış görüşmelerine kadınların dahil edilmediğini anlatan Çelik, “Liderler konuşmayı kestiğinde kadınlar buna direniyor. Kadınlar barışı konuşmayı sürdürüyor. En sonun liderleri görüşmelere devam etmemeleri durumunda soyunma ile tehdit ediyorlar. Liberya toplumunda bu ayıplanan bir durum. Kadınların bu tehditleri sonuç veriyor ve liderler tekrar masaya dönüyor” dedi.  

“TOPLUMSAL KUTUPLAŞAMA VAR”

Barışın sadece şiddetin önlenmesi olarak algılanmaması gerektiğini ifade eden Çelik, barışa bir bütün olarak bakılması gerektiğini söyledi. Müzakerelerin, barış görüşmelerinin genellikle liderler düzeyinde tepeden geldiğini anlatan Çelik, “Bu şekilde başlatılan süreçlerin sonuca ulaşması çok güç. Biz hep Kürt meselesinin politik, siyasi yanından bahsediyoruz. Ne yazık ki biz barış sürecinde bu toplumsal kutuplaşma boyutunda ve de aşağıdan yukarıya barış modellerinden hiç birini konuşmadık. Bizde tabii ki siyaset bütün bunların çerçevesini çizen bir şeydir. Tabii ki siyaset, sivil toplum alanının da sınırlarını çiziyor” sözleri ile sivil toplumun barış süreçlerindeki önemine dikkat çekti.

“SİLAHLARIN SUSMASI BARIŞ İÇİN YETERLİ DEĞİL”

Akademisyen Cuma Çiçek, “Çatışmasının Çözümünde STK’ların Rolü” konusuna değindi. Barışın inşasının sadece silahların susmasına indirgenemeyeceğini ifade eden Çiçek, geçmiş dönem defalarca silahların sustuğunu ancak yine de barışın sağlanamadığını hatırlattı. Çatışmalı sürecin ardından barışın ancak uzun vadeli toplumsal dönüşüm ile sağlanabileceğini anlatan Çiçek, “Çatışma çözümün tek başına silahın susması demek değil. Silah aslında birkaç defa sustu. Ama buna rağmen barışı elde edemedik. Sanırım birkaç sene önce daha çok iyimserdik. Ama biraz deneyim bize bunu öğretti. Bu meseleler öyle 3-5 ayda hatta 5-10 yılda çözülecek meseleler değil. Aslında çok uzun vadeli toplumsal dönüşümü gerektirir. Aslında 20 yıldır örgütle devlet arasında bir temas var. Ama ona rağmen bugün neredeyiz, hangi mesafeyi aldık diye sorduğumuzda çok sınırlı bir yerde olduğumuz söyleyebiliriz” dedi.

SİVİL GETTOLAŞMA VE COĞRAFİ BÖLÜNME”

Çiçek, Türkiye’de Sivil Toplum Kuruluşlarının barış sürecindeki rolüne de değindi. Toplumsal kutuplaşmanın sivil toplumda daha belirgin bir şekilde kendini gösterdiğini anlatan Çiçek, “Sivil gettolaşma var. Herkes kendi mahallesi ile konuşuyor. Bir kesim Kürt tarafı ile bir kesimde sadece batı ile konuşuyor. Burada coğrafi bölünmeden bahsedebiliriz” diye konuştu

“ERDOĞAN BİZDEN SÜRECİ ANLATIN DEDİ AMA SÜRECİN NE ODLUĞUNU SÖYLEMEDİ”

Akil İnsanlar Heyeti Üyesi hukukçu Mehmet Emin Erkmen ise barış sürecinde oluşturulan Akil İnsanlar heyeti deneyiminden söz etti. Akil İnsanlar Heyeti toplantısının ilkinin Dolmabahçe Sarayı’nda gerçekleştiğini anlatan Erkmen, “İlk toplantıda konuşma yapan Başbakan (Recep Tayyip) Erdoğan bizden katkı beklediğini söylemişti. Bizden gidip süreci anlatmamızı istedi ama sürecin ne olduğunu anlatmadı” dedi.

AKİL İNSANLAR HEYETİNİN GÖREVİ NEYDİ?

Akil insanlar heyetinin ne yapacağını, görevinin en olduğunun tanımlanmadığını ifade eden Erkmen, şunları söyledi: “Bu heyet arabuluculuğun herhangi bir formuna oturtulamazdı. Bir izleme ya da gözleme heyeti de değildi. İmralı'da fiziken kurulan bir masa vardı galiba, bir masa kurulmuştur. Bu masanın herhangi bir parçası da değildi. Bu olmadığımız unsurlardı.

“MAYIN EŞŞEĞİ” VE “PARATÖNER”

Olduğumuz şeylere gelince ikisi de Sözcü Gazetesi’nde çıkan iki ayrı köşe yazısında biri bizi ‘mayın eşeği’ olarak adlandırmıştı. Diğerinde ise ‘Paratoner’…   Bence bizim tanımlarımıza en uygun iki ifade buydu. Bir mayın eşeğiydik, sahaya sürülerek bir mayın temizliği yapılması bizden beklendi. İkincisi paratoner olarak bütün negatif algıyı, enerjiyi biz üzerimize çektik. Devlet Bahçeli de enteresan arkadaşlardan sesi güzel arkadaşlara kadar tamamıyla bizim üzerimizden sürece yüklenmeyi tercih etti. Ama bu mayın eşeği yani kötü bir şey değildi. Çünkü toplum bu tarafta süreçten beklentisi ve ümidini, ama batı tarafında kaygısını, eleştirisini, korkularını bu heyete döktü.”