İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Millet İttifakı'nın adayının kim olacağını Cumhur İttifakı bileşenlerinin merak ettiklerini ifade ederken, "Cumhur İttifakı'nın adayı sayın Erdoğan ise eğer, sayın Bahçeli dışında ben sayın Erdoğan'ın ağzından 'adayım' diye duymadım, bu adayı çok merak ediyorlarsa derhal bir seçim kararı alsınlar. Biz de hemen açıklayalım. Ondan sonra sayın Erdoğan eğer adaysa rakibini tanımış olsun" dedi. Akşener, "Hemen bir seçim kararı alın, 13'üncü Cumhurbaşkanının kim olacağını görün" diye konuştu.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, KRT TV'de Çiğdem Akdemir'in konuğu oldu, sorularını yanıtladı. İstanbul'da öldürülen Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın davası dosyasının Suudi Arabistan'a devredilmesine tepki gösteren Akşener, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, daha önce partisinin, TBMM’deki grup toplantısında yaptığı konuşmayı anımsattı.

Akşener, Erdoğan'a; "Cemal Kaşıkçı Davası ne oldu muhterem, bay kriz? Bugün buraya gelirken TRT1'in verdiği grup konuşmanızı yeniden izledim sayın Erdoğan. Neler söylemişsiniz. Birleşik Arap Emirlikleri'nin 15 Temmuz'un finansörü olduğunu söylediniz, bugün kankisiniz. Yanıltınız mı, yalan mı konuştunuz? Sizi yine mi yanılttılar? Bileğinizi mi büktüler ne oldu?" diye sordu.

'YENİ BİR ERDOĞAN SEÇMEYECEĞİZ'

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni eleştiren Akşener, "Bu sistemin Cumhurbaşkanlığı makamını alacağız. Ama bizim oradan hedefimiz, hep ısrarla söylüyorum, yeni bir Erdoğan seçmeyeceğiz. O yetkileri şu kadar süre kullanacak birini seçmeyeceğiz. O yetkiler Türkiye'yi bu hale getirdi. Bizim itirazımız sisteme" dedi. 

Akşener'in konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

'DÜŞE DÜŞE 20 YAŞINDAKİ BİR GENCE Mİ DÜŞTÜNÜZ SİZ?'

"(Alp Emeç'in tutuklanmasına ilişkin) Şu anda arkadaşlarımız takip ediyor. Muhtemelen pazartesi günü daha net cevaplar alabiliriz. Annesi ile iletişimdeyiz. Bütün avukat arkadaşlarımız, genel sekterimiz Uğur Bey (Uğur Poyraz) avukattır bizim, Uğur Bey başta olmak üzere hepsi beraber takip ediyorlar. Ben de bizzat takip ediyorum. Çünkü bu kadar olmaz artık. Sayın Erdoğan'ın şöyle bir durumu oluştu. Hem Cumhurbaşkanı hem cız deseniz çat yapılıyor. Ama aynı zamanda kendisi AK Parti'nin genel başkanı. Her grup toplantısında, hepimize, canının istediğini söylüyor. Biz kendisine bir şey söylediğimizde hemen Cumhurbaşkanı şapkası devreye giriyor. İşte 16 Nisan 2017. O zaman partimiz yoktu. Bütün arkadaşlarımız samimiyetle nasıl çalıştık. Bugünleri anlattık, ama maalesef sonuç farklı oldu. Dört senedir, bu ucube sistemle beraberiz. Bu ucube sistemin Türkiye'ye yaşattıkları, Alp işte, genç bir çocuk, Sedef Hanım'ın (Sedef Kabaş) onun söylediği atasözünü, sonra silmiş ve nasıl kaydediyorsunuz kardeşim siz. Düşe düşe 20 yaşındaki bir gence mi düştünüz siz? Nasıl bir şeydir? Nasıl hapse atıyorsunuz, tutukluyorsunuz, günahtır ya.

'ANLAMAM MÜMKÜN DEĞİL'

Hatırlayın Malatya'da eve ekmek götüremiyorum dediği zaman, bir vatandaşa 'nankör' denmişti. Fikrini, derdini söylemeye kalkışanlara ya nankör ya terörist ya hain... Böyle bir şey olabilir mi? Bu nasıl yönetim anlayışıdır. İşte Türk tipi partili Cumhurbaşkanlığı hikâyesinin sonu. 20 yaşındaki bir genç... Anlamam mümkün değil.

'HER TÜRLÜ HAKARETE, HAKSIZLIĞA, YANLIŞA MİM KOYMAK İÇİN MAHKEMEYE GİDİYORUM'

(Akşener'e yönelik hakaretlere ilişkin açılan davaların sonuçları) Benim evim basıldı. Daha bir sürü çirkinlik var da evimiz basıldı 23.30'da. Her türlü hakaret, küfredildi. Mahkemeye taşıdık. Rahmetli başbuğun bir sözü var, 'Mim koymak' diye. Yani hukuka gidin ve mim koyun. Ben her türlü hakarete, haksızlığa, yanlışa mim koymak için mahkemeye gidiyorum. Bugüne kadar hiçbir sonuç alamadım. Evim basıldı, beraat ettiler. Öyle çirkin şeyler oldu ki...

'BİZLERİ ZİYARET EDİP, ÖNERECEĞİ GÜNDEMİ BİZLERLE PAYLAŞACAK'

(24 Nisan'da bir araya gelecek 6 siyasi parti liderinin gündeminin ne olacağına ilişkin) Davet sahibi, bizlerden randevu alıyor. Nitekim sayın Uysal (Gültekin Uysal), benden randevu istedi, sayın Kılıçdaroğlu'ndan istemiş, diğer genel başkanlardan da istedi. Bizleri ziyaret edip, önereceği gündemi bizlerle paylaşacak. Öyle oldu bugüne kadar. Muhtemelen aynısıdır. Biz de önerilerimizi sunuyoruz. Ona göre gündem maddeleri oluyor. Ondan sonra da onun üstüne bilerek, çalışarak gidiyoruz. Konuşup karara bağladığımız zaman bir metin, açıklama kamuoyuyla paylaşıyoruz.

'ERDOĞAN EĞER ADAYSA RAKİBİNİ TANIMIŞ OLSUN'

(Millet İttifakı'nın Cumhurbaşkanı adayının kim olacağına ilişkin tartışmalara karşılık) Cumhur İttifakı bizim adayımızı çok merak ediyor. Cumhur İttifakı'nın adayı sayın Erdoğan ise eğer, sayın Bahçeli dışında ben sayın Erdoğan'ın ağzından 'adayım' diye duymadım, bu adayı çok merak ediyorlarsa derhal bir seçim kararı alsınlar. Biz de hemen açıklayalım. Ondan sonra sayın Erdoğan eğer adaysa rakibini tanımış olsun.

'HEMEN BİR SEÇİM KARARI ALIN, 13'ÜNCÜ CUMHURBAŞKANININ KİM OLACAĞINI GÖRÜN'

Biz o masada hiç Cumhurbaşkanı adayı o mu olsun, şu mu olsun diye konuşmadık. Hiç konuşmadık. Sadece nasıl bir tutum almamız gerektiğini konuştuk. Onu da paylaştık. Onun dışında bir şey konuşmadık. Çıkan isimler açısından bakıldığında yani ben sayın Yavaş'ın isminin söylenmesinden ancak gurur duyarız. Millet İttifakı'nın bir belediye başkanının popüler olması gerçekten gurur verici durumdur. Sayın Yavaş, CHP'den seçilmiş bir kişi, ama aynı şekilde de İYİ Parti'nin de aleni desteklediği bir kişi. Dolasıyla iyi hizmet yapmasından, popülerliğinden, güzel anılmasından ancak gurur duyarız. Bizim o sistem içerisinde anılan diğer isimler de dâhil bizi birbirimize düşürmeye, fitneye kesinlikle sebep olmaz. Ama merak eden sistem Cumhur İttifakı. Cumhur İttifakı bileşenlerine önerim, hemen bir seçim kararı alın, 13'üncü Cumhurbaşkanının kim olacağını görün.

'YENİ BİR ERDOĞAN SEÇMEYECEĞİZ'

Bu sistemin, Cumhurbaşkanlığı makamını alacağız. Ama bizim oradan hedefimiz, hep ısrarla söylüyorum, yeni bir Erdoğan seçmeyeceğiz. O yetkileri şu kadar süre kullanacak birini seçmeyeceğiz. O yetkiler Türkiye'yi bu hale getirdi. Bizim itirazımız sisteme. Mesele, sayın Erdoğan meselesi değil ki. O tadını çıkara çıkara kullanıyor bu işi o ayrı. Konu sadece Erdoğan değil, bu sistemin bozukluğu. Gencecik kadınsınız, hepinizin gençliğini elinizden aldılar bu sistem sebebiyle.

'MUTLAKA KAZANMALIYIZ'

Bizim güçlendirilmiş parlamenter sisteme, demokrasiye geçişe dair iddia ile yola çıktığımız bir seçim bu. Dolasıyla mutlaka kazanmalıyız. Mutlaka çok çalışmalıyız, ciddiyetle bakmalıyız. Çünkü varsayalım Allah korusun kazanılamadı, bir daha Türkiye'de gelecek seçimlerde işte sayın Erdoğan'ın yerine geleceği, kim seçileceği konuşulur. O sistemin değiştirilmesine dair bir daha bir cümle kurulamaz bu ülkede. Onun için bu seçim, sadece Cumhurbaşkanlığı seçimi değil, aynı zaman bu ucube sistemi değiştirmek üzere, o ‘beşli çetelere’ aktarılan paraların önüne geçmek üzere... Bir tane yazı ile bu ülkenin 24 milyarının aile dostları Haririlerin cebine konuldu. Bir dakikada.

'İKTİDAR 4000 TL'YE TAMAMLASIN BUNU, BAYRAM İKRAMİYESİ VERSİN DİYORLAR'

(Emeklilerin bayram ikramiyesine ilişkin) Arkadaşlarımız iki çalışma yaptılar, biri TEFE TÜFE; diğeri dolara göre. Dolasıyla 250 doların karşılığı olan paranın bugün 3700 TL'lik bir rakam olması gerektiği; TEFE, TÜFE'ye göre de 2800 TL'lik bir rakam olması gerektiği... Ben bu ikisinden birisini yapın kardeşim demiştim. Emeklilerden geri bildirim oldu. 3700 TL'den aşağıya olmaz. Bayram öncesi çok sıkıntı çekiyoruz, iktidar 4000 TL'ye tamamlasın bunu, bayram ikramiyesi versin diyorlar. Buradan ileteyim. En düşük emekli maaşın asgari ücret kadar olması lazım. Bunun üzerinde biz devam ediyoruz.

'BİZE BİR ŞEY İZAH ETMESİ GEREKMİYOR Kİ'

(Mansur Yavaş'ın adının geçmesinin ardından İYİ Parti ve CHP'yi ziyaret etmesi) Bizden daha önce randevu istemişti. Bir 3 yılın değerlendirmesine dair bir programı var. Nezaket gereği her iki genel başkanı bizzat aynı gün davet etmek üzere bizden randevu istedi. Ben o hafta yoktum, hemen pazartesiye randevu verdik. Üzerine o çıktı. Ben Ankara dışındaydım ismi ile ilgili konular ortaya çıkınca. Kendisinin basına verdiği beyanatı hep beraber dinledik. Üzgündü ama onun üzerinde uzun uzun konuşmadık. Bize bir şey izah etmesi gerekmiyor ki. Herkese bilgim yok, rızam yok... Açık açık söyledi.

'SAYIN KILIÇDAROĞLU, HEPİMİZİ ONUN EV SAHİPLİĞİNDE DAVET ETTİ'

(Adayın nasıl belirleneceğine ve sürecine ilişkin) Biz onu konuşmadık. Sayın Kılıçdaroğlu, 12 Şubat için hepimizi davet etti. Önce sayın Davutoğlu'nun talebi üzerine kendileriyle bir görüşme yaptım. Sonra sayın Davutoğlu ile sayın Kılıçdaroğlu bir görüşme yaptı. Bunlar hiçbiri Cumhurbaşkanına dair değildi. Bu 6'lı masanın oluşabilmesine yönelik fikir teatilerinin konuşulduğu bir durumdu. Sonrasında sayın Kılıçdaroğlu, hepimizi onun ev sahipliğinde davet etti. Hem bu arada 6 partinin genel başkan yardımcılarının bir araya gelip güçlendirilmiş parlamenter sistem konusu bitmişti. Bir metin çıktı. O 12 Şubat tarihinde toplandığımız masa, o yemekte tarihini, yerini ve yöntemini saptadık.

'HANGİ BÜYÜKELÇİLİKMİŞ?'

(Erdoğan'ın 6 siyasi partinin yan yana gelmesi ve mutabakat metnine yönelik eleştirileri ile Bakan Soylu'nun mutabakat metnini bir büyükelçiye gönderildiği iddiasına karşılık) Hangi büyükeçilikmiş? Sayın Soylu'nun beyanatını kaçırmışım. Sayın Soylu'nun ciddiyet konusuyla uzaktan yakından alakası olmadığı için böyle çok tumturaklı laflar ederek, iftira mahiyetinde isnatlarda bulunur, sonra onu hiç kendisi yapmamış gibi kulağının üstüne yatar, gider. İki konu var. Bir, hangi büyükelçilik olduğunu flu bırakmış. Yalan olduğu oradan belli. İki, sayın Erdoğan da bu bilgileri sayın Soylu'dan aldıysa bunun üstüne dikilir. Aa, inanamadım.

'BÜTÜN BU CİDDİYETSİZLİKLER TÜRKİYE'NİN İTİBARINI İÇERİDE DE DIŞARIDA DA YERLE BİR ETTİ'

Hatırlıyor musunuz, sayın Soylu, bir televizyon programında Sedat Peker'in iddialarından sonra 10 dolar almış bir siyasetçiyi konuştu. O siyasetçiyi savcılığa söyleyeceğini söyledi. Ben bekliyorum, eminim siz gazeteciler de merak ediyorsunuz, sonra tık yok. Hazır eli değmişken, 31 Mart 2019'da sayın Soylu, Üsküdar Meydanı'nda Temel Bey ile benim, birlikte Kandil'dekilerle bir sözleşme imzaladığımı iddia etti. Bu sözleşmenin de ne olduğu ne olmadığı yazılı bir şekilde bizim imzalarımızla kamuoyuna bildirilip savcılığa verilmesi lazım. Temel Bey'in de benim de dokunulmazlığımız yok. Usta bir İçişleri Bakanı'nın böyle bir iddiayı delillendirmesi lazım. Bütün bu ciddiyetsizlikler Türkiye'nin itibarını içeride de dışarıda da yerle bir etti.

'CEMAL KAŞIKÇI DAVASI NE OLDU MUHTEREM, BAY KRİZ?'

Benim de sayın Erdoğan'a şöyle bir sorum var; Cemal Kaşıkçı Davası ne oldu muhterem, bay kriz? Bugün buraya gelirken TRT1'in verdiği grup konuşmanızı yeniden izledim sayın Erdoğan. Neler söylemişsiniz. Birleşik Arap Emirlikleri'nin 15 Temmuz'un finansörü olduğunu söylediniz, bugün kankisiniz. Yanıltınız mı, yalan mı konuştunuz? Sizi yine mi yanılttılar? Bileğinizi mi büktüler ne oldu? İkinci suçlu Suudi Arabistan'dı. Yan suçlu İsrail, yan suçlu Amerika'ydı. Suudi Arabistan ile ilgili meseleye gelelim... Ne oldu, siz hâkimlere, savcılara, MİT'e, istihbarata o konuşmanızda talimatlar veriyorsunuz. Diyorsunuz ki 'bunun sonuna kadar gideceksiniz, biz buna müsaade etmeyeceğiz.' Ne oldu ki bu mahkemenin Türkiye'de bittiği ve Suudi Arabistan'a bu meselenin gönderildiği... Ne oldu sayın Erdoğan?

'ASGARİ ÜCRETİN ALTINDA ÇALIŞAN ÖĞRETMENLERLE KARŞILAŞIYORUM'

(İktidarın ekonomide 'sabır' formülü) Rıza siyaseti. Bu çok doğru. Başka bir şey daha var. Vatandaşımızın, milletimizin dertlerini konuşturmamak üzere bu rıza siyasetine uygun bir propaganda var. Şimdi diyor ki size bak maaşın düşmüş olmayabilir, sen yanlış düşünüyorsunuz, sen toksun kardeşim, yapma... Razı etmek için. Bu oluyor mu? Olmuyor, vatandaş bunun farkında. Ben gezdiğim ilçelerde, girdiğim dükkânlarda işsiz gençlerle, lise öğrencileriyle karşılaşıyorum. Tenceresinde ne kaynatacağını bilemeyen kadınlar, 92 puan alıp mülakatta elinmiş, yanındaki 58 puanlı çocuk ayısı, dayısı olduğu için torpille kazanmış, 92 puanla açıkta kalmış KPSS mağduru ile karşılaşıyorum. Asgari ücretin altında çalışan öğretmenlerle karşılaşıyorum. Günahtır ya.

''MERAL ABLA BEN MALLARIMA ORUÇ TUTMAYI ÖĞRETİYORUM' DİYOR'

Kayseri'de bir besici, süt üreticisiymiş, bana gülerek söyledi ama gözleri yaşlı; 'Meral abla ben mallarıma oruç tutmayı öğretiyorum, yem o kadar pahalı ki' dedi. Mazottan şikâyet ediyorlar. Gübre atamadılar ya. Nisan geçti. Şu elektrik faturalarıyla nasıl sulayacaklar?

'EĞER PARA MEVZUSUYSA EL PENÇE DİVAN. YAZIKTIR'

Bizim gözümüzde muhalefet halkın avukatıdır. Uzun zamandır seçmen velinimet olmaktan çıktı. Vatandaşın derdini siz söylediğiniz zaman onu duyduğu andan itibaren çözüm üretecek. Kulaklarının üstüne yattıkları için. Biz vatandaştan aldığımız dertleri onların da talepleriyle birlikte çözüm üretiyoruz. Al sana çalışılmış iş, al kullan. O kadar berbat ki ekonomi. O 128 milyar doların üstüne kim bilir kaç milyarlar, dolarlar gitti ki, eskiden şöyle yaparlardı, tık tık, öyle bir durum görüyorum. Sonra Birleşik Arap Emirlikleri'nden tutun, eğer para mevzusuysa el pençe divan. Yazıktır.” (ANKA)