Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Soğuk savaş döneminde 12 ülke tarafından “ortak savunma hattı oluşturmak” amacıyla 1949'da kuruldu. Ancak örgüt, Sovyetler Birliği’nin yıkılması ve Varşova Paktı'nın 1991'de dağılmasına rağmen bir “savaş ittifakı” olarak varlığını sürdürdü. Örgüt, "yeni düşmalar" yaratarak ve üye sayısını 30 ülkeye tükselterek günümüzde de hegemonyasına devam ediyor. NATO'nun siyasi ayağı olan Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasındaki gerilim Kürtlerin Kuzey ve Doğu Suriye’de statü sahibi olmasıyla başladı. 

Türkiye de bir NATO üyesi olarak örgütle ve örgütün siyasi ayağı olan Avrupa Birliği (AB) ile arasını iyi tutmaya çalıştı. Fakat, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın, 2016 yılında “AB, Türkiye için hiçbir zaman hayırlı rüya görmedi” sözlerini sarf edip, ardından NATO’nun tehdit kabul ettiği Rusya'dan S-400 satın almasıyla durum değişti. Türkiye, Çin’le ticari ilişkileri büyütüp, AB'ye karşı Şanghay Beşlisi içinde yer alma blöfünde bulundu. Donald Trump’un başkanlığı döneminde ABD-NATO-AB arasındaki çelişkilerden faydalanmak isteyen AKP iktidarı, kendi hesabına Ortadoğu ve Akdeniz’de kimi politik, askeri ve ekonomik adımlar attı. 

Ancak ABD'de Trump'ın yerine seçilen Joe Biden'ın Halkbank davası ve Ermeni Soykırımı kabulü gibi attığı adımlarla Türkiye, yeniden NATO eksenine döndü. NATO’nun yeni dönem çizgisi 14 Haziran’da Belçika’nın başkenti Brüksel’de yapılan zirvede onaylanan 2030 Stratejik Konsepti ile çizilmiş oldu. Bu zirvede ABD’nin boşluğunda Afganistan’da Kabil Havaalanı’nın güvenliğini sağlama rolü üstlenen Türkiye’nin, Kürt kazanımlarını bertaraf etmek amacıyla 2014 yılından beri sürdürdüğü sınır ötesi operasyonlarına destek olma sözü de çıktı. Bu desteği en görünür biçimde veren ülkelerin başında ise Türkiye'nin en önemli ihracat ve ithalat partnerlerinden birisi olan Almanya geliyor.  
 
Uluslararası İlişkiler Uzmanı ve yazar Murat Çakır, NATO’nun yeni dönem stratejisi ve Türkiye’yle yakın temasta olan Almanya özelinde Kürt sorununa nasıl yaklaşıldığına dair Mezopotamya Ajansı'ndan Ömer Çelik'in sorularını yanıtladı.

'TÜRKİYE, ALMAN SİLAH TEKELLERİ VE ASKERİ-SINAİ KOMPLEKSİ İÇİN VAZGEÇİLMEZ BİR ORTAK'

Çakır, "NATO-AB içerisinde önemli bir ağırlık oluşturan iki güçten Almanya, Fransa’nın aksine Türkiye’nin politikalarına sessiz kaldı, destek verdi şimdiye dek. Tarihi geçmişi bulunan Almanya-Türkiye arasında nasıl bir siyasi ve ekonomik ilişki var?" sorusunu şöyle yanıtladı:

"Alman emperyalizmi Türkiye politikalarında 150 yılı aşkın bir süredir değişmeyen bir çizgi izlemektedir. Gerek Kayser Wilhelm döneminde gerek Hitler faşizmi ve İkinci Dünya Paylaşım Savaşı esnasında, gerekse de 1945’ten bu yana Türkiye-Alman sermayesi için her zaman yaşamsal önem taşıyan bir mevzi olmuştur. Nasıl 1905’te ‘Güçlü Türkiye ulusal ve ekonomik çıkarlarımıza uygundur’ dendiyse ve 1915’de Ermeni-Asuri Soykırımına destek çıkıldıysa, nasıl 1939 sonrasında Türk hükümetlerine her türlü destek verildi ve NATO kurulduktan sonra Türkiye’nin hamisi olunduysa, Merkel döneminde de ‘Türkiye’yi desteklemek ulusal, stratejik ve ekonomik çıkarlarımızın gereğidir’ söylemi devlet politikası hâline getirilmiştir. 

Türkiye, Alman silah tekelleri ve askeri-sınai kompleksi için vazgeçilmez bir ortak, yaklaşık 7 bin Alman tekelinin üretim merkezi ve Avrupa’ya yönelik enerji nakil hatlarının bulunduğu bir enerji tedarik merkezidir. Zaten bu nedenle Akdeniz ve Kuzey Afrika’da kendi ajandasını takip eden ortağı Fransa ile belirli bir gerilim yaşamaktadır, ancak buna rağmen Türkiye’yi desteklemeye devam etmektedir, edecektir. Türkiye başta Almanya olmak üzere, tüm Avrupa için bir tampon ülke ve Ortadoğu-Kafkasya piyasalarına açılan bir kapıdır. Aynı zamanda mültecileri Avrupa’dan uzak tutacak olan jandarma görevini üstlenmektedir. O açıdan Almanya-Türkiye arasındaki ilişkiler Fransa’nın bozamayacağı derinlikte ve NATO politikaları açısından sürdürülmesi gereken ivediliktedir."

Murat Çakır

'ALMANYA, TÜRKİYE'NİN KÜRT SORUNUNA YAKLAŞIMINI BİREBİR ÜSTLENİYOR'

"Almanya’nın, iktidarda kim olursa olsun, Türkiye’ye destek verdiği temel konuların başında Kürt sorunu geldi. Almanya, Kürt sorununa bugüne dek nasıl yaklaştı?" sorusunu yanıtlayan Çakır, "Almanya, Kürtler ve Kürdistan konusunda Türkiye’nin inkâr ve savaş politikalarıyla eşgüdümlü bir çizgi izlemektedir. Alman ve Avrupa kamuoyunda bilhassa Rojava savunmasıyla birlikte Kürt halkına yönelik sempatinin zirve yapması ve aynı zamanda Türkiye’deki iktidarlara karşı her zaman kullanılan bir şartlı rehin olması, Almanya’nın Kürt politikasının ikiyüzlü yürütülmesine neden oldu. Aslında Almanya’nın Türkiye’nin Kürt sorununa yaklaşımını birebir üstlendiğini söyleyebiliriz" diyerek şöyle devam etti:

'ALMANYA'DAKİ KÜRT KURUMLARINA UYGULANAN BASKI, TÜRKİYE'DEKİNDEN FARKLI DEĞİL'

"Yasaklamalar ve yaptırımlarla Almanya’daki Kürt kurumları üzerinde uygulanan baskı, Türkiye’dekinden pek farklı değil. Kürt kurumları sürekli olarak kriminalize edilmekte ve her görüşme öncesinde tutuklama furyasıyla Türk hükümetlerine ‘olumlu’ sinyal verilmektedir. Başka bir örnek vermek gerekirse, HDP hakkında kapatma davası açılmadan kısa bir süre önce Avrupa’daki HDP temsilcileriyle görüşme yapan Alman Dışişleri Bakanlığı sözcüsünden bahsetmek lazım. HDP’ye kapatma davası açılacağından haberdar olmasına rağmen HDP’lilerle görüşmede tek kelime etmeden, ‘HDP’nin demokratik mücadelesini destekliyoruz’ diyerek, aslında HDP’lileri kullanmaya çalışmıştır. Açıkçası şahsen Almanya’nın Türkiye ve Kürdistan’da yürütülen kirli savaşın en önemli destekçisi olduğunu düşünüyorum. 
 
Alman hükümetlerinin Almanya’daki Kürt kurumları ile görüşüyor görüntüsünü vermesinin tek nedeninin de Kürtlerin Avrupa’da güçlü bir örgütlenmeye sahip olduğunu söyleyebilirim."

'ALMANYA KÜRT ÖZGÜRLÜK HAREKETİNİN 'SATIN ALINMAYACAĞINI' ÇOK İYİ BİLİYOR'

Türkiye'nin Irak Kürdistan Özerk Bölgesi’ne yönelik oprasyonlarına KDP destek vermiş, bu durumu protesto etmek amacıly abölgeye gitmek isteyen ve aralarında yabancı parlamenterlerin de olduğu Kürdistan’ı Savun İnisiyatifi üyeleri Frankfurt Havaalanı’nda gözaltına alınmıştı. Çakır'ın, bu yaklaşımın Almanya açısından anlattıklarına yönelik ifadeleri şu şekilde oldu:

"Gerektiğinde ‘kullanılabilecek’ ve Alman emperyalizminin çıkarları için öne sürülebilecek bir güç olarak ‘satın alabilmeye’ çalışıyor. ‘İyi Kürt-Kötü Kürt’ politikasının mucidinin Almanya olduğunu dahi iddia edebilirim. Çünkü Almanya, Kürt Özgürlük Hareketinin ‘kontrol’ edilemeyeceğini ve satın alınamayacağını çok iyi biliyor. O nedenle Kürtleri gerek Almanya ve Avrupa’da gerekse de Kürdistan’da farklı adımlarla bölmeye, birlik olmalarını engellemeye çalışıyor, kriminalize ediyor, ayırımcı davranıyor, Kürt Özgürlük Hareketini terörize ediyor ve kamuoyunda karalamaya çalışıyor. 

Diğer taraftan da işbirlikçi Kürt kurumlarına maddi ve siyasi destek çıkıyor. Özcesi, Türkiye Kürdistan’ın tüm köşelerinde ve Ortadoğu’da bir güç haline gelen Kürtlere nasıl yaklaşıyorsa, Almanya da öyle yaklaşıyor.

'KÜRT DÜŞMANLIĞI ALMANYA'NIN NET TAVRIDIR'

Olağan burjuva demokrasilerinde skandal sayılacak bir tutum sergileyen Almanya, hukuk devleti konusunda da aynı Türkiye gibi davranıyor. Düşünebiliyor musunuz; Almanya’da halkın oylarıyla seçilmiş parlamenterlerin seyahat özgürlüğü, ‘Türkiye ile olan ilişkilerimiz bozulabilir’ gerekçesiyle kısıtlanabiliyor. Gene aynı şekilde amaçları sadece barışı sağlamak ve olası kardeş kavgasının önüne geçmek olan şahsiyetlerin oluşturduğu bir delegasyon havalimanında karga tulumba gözaltına alınıyor. Aslında bu yaklaşım Almanya açısından her şeyi anlatıyor. 

Asıl önemli olan ve dikkat çekmek istediğimi husus, bu yaklaşımların NATO’nun Türkiye’den önümüzdeki dönemde beklediklerine işaret etmesidir. Bu da Kürdistan’ın dört parçasında savaşı kızıştıracak, Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesini boğmak için savaş ve işgal politikalarına hız verecek bir Türkiye beklentisidir. Türk egemenlerinin hamisi Alman emperyalizmi, Kürtlere yönelik kirli savaşın aslında bir NATO savaşı olduğu bilinciyle hareket etmekte ve bu savaşı körüklemektedir. Kürt düşmanlığı Almanya’nın net tavrıdır ve bu, çıkarları söz konusu olduğundan hiç değişmeyecektir."

'BU DURUMUN TÜRKİYE'DE DEMOKRASİ GÜÇLERİNE BÜYÜK FIRSATLAR SUNDUĞU İNANCINDAYIM'

"Türkiye’nin bugünkü koşullara sürüklenmesinde faşist MHP destekli AKP-Saray rejimi olduğu kadar Almanya ve diğer emperyalist devletler de sorumludur" diyen Çakır, son olarak şunları söyledi:

"Türkiye’deki, yerli ve milli olduğu iddia edilen askeri-sınai kompleks doğrudan Alman silah tekellerinin desteğiyle palazlanmıştır. Ölüm kusan savaş mekanizmasından en çok faydalananlar, başta Almanya’dakiler olmak üzere, emperyalist ülkelerin silah tekelleridir. Türkiye’deki egemen sınıflar da bundan pay almaktadırlar. Ancak bugün gelinen nokta, ekonomide ve her siyaset alanında çözülmez kriz ortamı ve toplumsal parçalanmışlıktır. Türkiye’nin en büyük sermaye kesimleri bu nedenle MHP üzerinden rejime uyarıda bulunmaktadırlar. Ama ne Almanya ne de diğer emperyalist devletler rejimi içine düştüğü kriz batağından kurtaramayacaklardır. Şahsen bu durumun Türkiye’de demokrasi güçlerine büyük fırsatlar sunduğu inancındayım. 

Türkiye’dekilere akıl verme ukalalığında bulunmak istemem, ancak kanımca asıl görev Türkiye işçi sınıfının devrimci güçlerine ve Kürdistan Özgürlük Hareketine düşmektedir. Eğer onlar, farklı direniş odakları arasında köprü kurma ve ortak çıkarlar için ortak mücadeleyi örme basiretini gösterebilirlerse, işte o zaman Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu için umutlu bir yola girilebilir. Bölge halkları, ezilen ve sömürülen sınıfların barışçıl ve özgür geleceği bence bu basirete bağlıdır."