Şu anda hem bölgede, hem Avrupa ve Amerika’da kafalardaki soru, sırada Suriye’nin olup olmadığı yolunda. Obama döneminde Suriye danışmanı olarak görev yapan emekli büyükelçi Frederick C. Hof Newlines Dergisini’ne yazdığı makalede böyle bir kararın Amerikan iç siyasetinde etkisi olmasa da bölge ve dünya için felakate yol açabileceğini vurguladı:

Başkan Biden, selefinin ABD ordusunu Afganistan'dan geri çekme kararını koşullara göre değil de bir takvime göre uygulamayı seçti. Bunu yaparken "sonsuz bir savaş" tarafından yabancılaşmış seçmenleri memnun ederken, tahliyenin uygulanmasında konusunda da ağır eleştirilere maruz kaldı.

Afganistan'ın artık dikiz aynasında kaldığından en azından bir ABD askeri varlığı konusunda Başkan’ın rahatladığına şüphe yok. Asıl mesele şu: Biden şimdi Suriye konusunda da eski Başkan Donald Trump'ın liderliğini mi takip edecek?

Hafızalarımızı tazelersek, Trump’ın Ekim 2019'un ortalarında dönemin Savunma Bakanı’na ABD güçlerini kuzeydoğu Suriye'den çekmesi için ani bir emir verdiği hatırlanacak. Bu, Aralık 2018'de uygulanmayan benzer bir emri takip etmişti.. Her iki durumda da başkan, ABD liderliğindeki İŞİD karşıtı grup koalisyonunu ile PKK’nin Suriye ayağı arasındaki ortaklığa öfkesini dile getiren Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan tarafından telefonla sert bir dille eleştirilmişti.

Gerçekten de 2016'dan beri ABD kuvvetleri, IŞİD "hilafetine" karşı kara harekatını yürüten Kürtler liderliğindeki bir milis (Suriye Demokratik Güçleri - SDG) içine yerleştirilmişti.

Trump'ın ABD güçlerini Suriye'den tahliye etmeye yönelik ikinci emri, yaratıcı bir şekilde ve başkanı bin kişilik küçük bir ABD kuvvetinin - SDG'nin Suriye petrol sahalarını korumasına yardımcı olabileceğine ikna eden yardımcıları tarafından engellendi. Trump Ocak 2021'de görevden ayrıldığında, Amerikan birlikleri Suriye'de hâlâ sahadaydı ve DSG'ye savaş desteği sağlıyor ve koordine ediyordu.

Biden, selefinin Suriye'den ayrılma yönündeki iki emrini yerine getirerek Afganistan örneğini takip edebilir. Amerika’da ağır basan görüş, bunu yapabileceği ve çok az bir iç siyasi bir bedel ödeyebileceği yönünde. Biden muhtemelen Trump'ın ABD'nin Suriyeli-Kürt ortaklarıyla alay etme biçimini tekrarlamayacaktır. Ancak danışmanları ona Trump'ın sıradışı Suriye söyleminin Amerika'nın ikiye  bölünmüş kamuoyunda ancak bir anlık bir farkındalığa yol açtığını hatırlatabilir.

Trump, müttefiklerini aşağılamadığı zaman Suriye politikasını "Suriye'den derhal çıkalım. Suriye’de kum, kan ve ölümden başka ne var ki” diye ifade ediyordu. Suriye'nin yerini dünya haritasında bulabilenler bile onunla aynı fikirdeydi.

Bu nedenle Biden’ın Suriye'de şalteri indirmesi iç politika açısından kendisine zarar vermez. Ama dış politika ne olacak?

ABD'nin son yedi yılda Suriye'ye yönelik politikası, kendisini yapay olarak iki bölüme ayırdı: Kuzeydoğuda İslam Devleti'ne karşı fiziksel savaş ve ülkenin dengesinde suçlu bir rejime karşı retorik savaş.

İŞİD'e karşı askeri harekât, grup Suriye topraklarından son derece başarılı bir Irak işgali başlattığında zorunlu hale gelmişti. Retorik, çeşitli nedenlerle Esad rejimine karşı tercih edilen silahtı. Obama yönetimi önce Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın kendi kendine düşeceğini düşündü. Esad düşmeyiğ direnince, onun yerini kimin alabileceği konusunda fikirler üzerine çalıştı.. Esad, Obama'nın kırmızı çizgisine meydan okuduğunda ve sivillere karşı kimyasal silah kullandığında, boyun eğen ABD başkanı oldu.

Nihayetinde bu başkan, İran'ın dini liderine, Suriye'deki ABD askeri gücünün, insanlığa karşı işlediği suçlarla Suriye'yi kendisi dışındaki terörist gruplar için de güvenli hale getiren İran yanlısı milislere değil, sadece İslam Devleti ile savaşacağına dair güvence verecekti. İran'la 2015 nükleer anlaşmasını sağlamak amacıyla Esad’ın siviller yönelik bir devlet terörü uygulamasına sessiz kalındı. Esad’ın bu politikası Batı Avrupa'ya kitlesel bir göçe yol açsa bile… Amerika’nın bu politikası birçok ABD müttefikinin demokratik sistemlerini sarsan bir gelişme oldu.

İslam Devleti nihayet Trump yönetimi sırasında yok edildi. Ama şimdi bir geri dönüş yapmak istiyor. İronik olarak, SDG'nin Kürt egemenliğinin Arap nüfus üzerinde yarattığı tedirginliği kullanmaya çalışıyor. Kuzeydoğudaki bir ABD askeri varlığı, bir İslam Devleti isyanını önlemek için önemliyse, Kürtleri Arapları yönetmeye çalışmaktan kurtarırken aynı zamanda SDG'ye savaş desteği sağlamalıdır. Evet, hepsi Suriyeli. Ancak PKK'nın kurucu üyelerinden Abdullah Öcalan'ın ideolojisi kuzeydoğu Suriye Araplarına yabancı ve IŞİD bunu biliyor.

ABD birliklerinin kuzeydoğuda süregelen varlığı, İran ve Rusya tarafından desteklenen Esad rejiminin enerji ve tarım açısından zengin bir bölgeyi boyunduruk altına almasını da engelliyor. Amaç Suriye'yi bölmek değil, daha ziyade, İslam Devleti'nin yükselişini kolaylaştıran unsurları “hilafet”ten büyük bedellerle kurtarılan bölgelerin dışında tutmaktır.

Biden ekibi, Obama-Trump'ın Suriye politikasını ikiye ayırmasını sona erdirmekle iyi eder. IŞİD'i Suriye'de ölü tutmak hayati önem taşıyor. Ancak ABD ve müttefikleri -en azından geçici olarak- onu söndürmek için büyük fedakarlıklar yaparken Esad rejiminin ona ilham verme ve onunla yaşama rolünü kabul etmek de aynı şekilde kritik. Katil bir aileden ve onun hırsız çevresinden tam bir siyasi geçiş olmaksızın Suriye, her türlü şiddet yanlısı aşırı hareketin büyümesi için verimli bir zemin olmaya devam edecektir.

Afganistan'ın tahliyesi ABD’nin ortaklıklarına dayanışma duygusunun yokluğunu yaşattı. Bu güven bunalımının üstesinden İŞİD’i  bastırırken Suriye'de siyasi geçiş için müttefiklerle ortak bir strateji inşa edip uygulamakla gelinebilinir. Evet, ABD güçlerini Suriye'den çekmek kolay olurdu. Çok az Amerikalı itiraz eder. Ancak bu karar zaten istikrarsız olan bir bölgeyi İran, İŞİD, Rusya ve Esad’a hediye ederek bölgeyi ve Amerikalıları siyasi bir kara deliğin şiddetli sonuçlarına maruz bırakacak etkiler yaratacaktır.