AKP'nin kurucu üyelerinden eski TBMM Başkanı Bülent Arınç partisinin kuruluş ilkeleriyle bugün aynı noktada olmadığını belirtti. Gelecek Partisi ve DEVA Partisi için "Başkaları gibi onlara hain diyecek durumda da değilim. Onlar bizim arkadaşlarımız. Birlikte siyaset yaptık. Ve bir kötülüklerini de görmedik." yorumunda bulunan Arınç kendisinin ise AKP'de kalacağını söyledi. Arınç uzun tutukluluk süresinie de itiraz ettiğini kaydederek "Çok basit suçlamalar ile hatta gazeteciler için düşünürsek, yazdığı yazıdan dolayı 70 yaşını geçmiş insanların cezaevinde olmasını nasıl izah edebileceksiniz? 15 Temmuz'a giden yolda, yazı ne kadar etkili oldu? Karikatür ne kadar etkili oldu? Ben Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin çok kararını beğenirim." diye konuştu.

Eski TBMM Başkanı, Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Independent Türkçe'den Can Bursalı'nın sorularına yanıt verdi.

Bülent Arınç'ın yanıtlarının bazısı şöyle:

AK Parti 20 yaşında... Sizin kurduğunuz AK Parti ile bugünkü AK Parti arasında bir fark görüyor musunuz?

Aynı olması mümkün değil zaten. Yani bir derede iki defa yıkanılmaz. Veya bir suyla iki defa abdest alınmaz.

İlkeler açısından fark var mı?

Sorunuz çok güzel. Şartlar mutlaka değişiyor. Kişiler değişiyor. Siyasetin kendi ilkeleri veya yaşantıları değişiyor. Bu noktalardan baktığım zaman ben AK Parti'yi kurarken yaşadığımız heyecanı, bugün de en azından Sayın Cumhurbaşkanının şahsında ve onun bazı arkadaşları ile birlikte devam ettiğini görüyorum. Ama şartlar partiyi o noktaya getirmiştir veyahut yönetim o noktaya getirmiştir ki, bazı konularda eleştiriler yapılabilir. Bu eleştiriler haklı da olabilir. Ama bu sürecin içerisinde yaşadığımız büyük travmalar var. O travmaları da gözettiğimiz zaman, bu süreçte AK Parti en azından 2012, 2013'e kadar yani bir 10 yıllık süreçte çok başarılı. Bu bir altın dönemdir. Ama 2013'ten günümüze kadar, zaman zaman yaşadığımız travmalar sebebi ile bazı eksiklikler, yanlışlıklar, hatalar da olmuş olabilir. Bunlar giderilebilecek işlerdir. Giderilmeyecek şeyler değildir. Yeter ki kuruluş ilkelerimize tekrar sımsıkı sarılalım.

Şimdi saptığını mı düşünüyorsunuz kuruluş ilkelerinden?

Yaşadığımız olaylar sebebiyle, kısmen uzaklaşmalar olabilir. Kısmen yapılan hatalar olabilir. Bu hataların sebepleri de doğru olabilir, yanlış olabilir. Ama o parlak dönemde olduğu gibi yüzde 50'lik oy oranına, 2011 seçimlerinde ulaşmış bir partinin bugün ittifaklar ile bu nispeti yakalamaya çalışması artık seçmenin de siyasetçilerin de takdirinde olan bir konudur. Yani tek başımıza yüzde 50'yi almak başarısı, hatta bunu daha da arttırmak başarısı varken, bugün geldiğimiz nokta, yaşadığımız olaylar sebebiyledir.

Bir gerileme mi tarif ediyorsunuz?

Yani ben o kelimeyi kullanmak istemiyorum. Ama yaşadığımız olaylar, bazı konuları eleştirilir hale getirmiş olabilir.

Sizin için benim tabirim ile 'gerileme' hangi olayla birlikte başladı?

Şimdi ben bu travmaları televizyon programında da anlattım. Mesela Gezi olayları başlangıcı, sonuçları bunlar çok tartışıldı. Hatta ben de çok eleştirildim. Çünkü o tarihte başbakan vekili idim. Olaylara ilk müdahale eden insandım.

Mevcut kadrolar itibarı ile bu mümkün mü AK Parti açısından? Bu soruya ek olarak bir de şunu sormak istiyorum; AK Parti ile üyelik haricinde ilişkiniz sürüyor mu?

Bu partiden dışarı çıkmayı düşünmem. Bu partiden başkasına başımı çevirmeyi düşünmem. Bu yüzden Gelecek Partisi'ne ve Deva Partisi'ne de başımı çevirmedim. Ayrılmamaları için çalıştım ama onlar o yolu seçtiler. Başkaları gibi onlara hain diyecek durumda da değilim. Onlar bizim arkadaşlarımız. Birlikte siyaset yaptık. Ve bir kötülüklerini de görmedik. Ama siyasetten yanlış yapmakla, yaptığı işlerdeki yanlışlıkları birbirinden ayırmak lazım. Siyaseten yanlış yapmış olabilirler. Hangimiz yapmıyoruz ki? Ben şu anda AK Parti'liyim. AK Parti'li kalacağım. Ve Tayyip Bey bana ne derse desin, günün birinde mutlaka helalleşiriz.

İstifa sürecine giderken kullandığınız ifadeler vardı. Osman Kavala'dan ve Selahattin Demirtaş'tan bahsetmiştiniz. Önce Devlet Bahçeli sonra cumhurbaşkanı tarafından eleştirildiniz ve istifa ettiniz. Az önce de benim söylediğim doğrudur, ya da hata yapmış olabilirim dediniz. O günkü sözlerinizi şimdi nasıl değerlendiriyorsunuz? Hala o sözlerin arkasında mısınız? Yoksa hata yaptığınızı düşünüyor musunuz?

Ben uzun tutukluluğa itiraz ediyorum. O isimleri ben vermiyorum. Verene de bir şey demiyorum. Yani örneklerden bir tanesi belki o olabilir. İsmi veren ben değilim ama ısrarla sorulunca, uzun tutukluluğa karşı olduğumu söyledim. Tutuklama sebepleri yoksa serbest yargılanma asıldır. Tutuklu olmak istisnaidir. Bunu ben Ergenekon davaları sürerken de söyledim. Ve kendimi örnek verdim. Ben 15 yıl ağır hapis talebi ile yargılandım. 1985 yılında. Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde. 2,5 sene sonra ben beraat ettim. Davanın başladığı günden 2,5 sene sonra beraat ettiğim güne kadar ben tutuklanmadım. Savcı tutuklama talep etmedi. 5 sene ceza verdikleri gün benim hakkımda tutuklama kararı çıkmadı. Yani ben o günlere mi özeneceğim şimdi? Şimdi hapşıran adamı gel bakalım deyip tutuklayan yargıda bir sorun var. Ben bu yargıdaki soruna itiraz ediyorum. Çok basit suçlamalar ile hatta gazeteciler için düşünürsek, yazdığı yazıdan dolayı 70 yaşını geçmiş insanların cezaevinde olmasını nasıl izah edebileceksiniz? 15 Temmuz'a giden yolda, yazı ne kadar etkili oldu? Karikatür ne kadar etkili oldu? Ben Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin çok kararını beğenirim. İfade özgürlüğü konusunda bir kararında, 'Herkesin hoşuna giden sözleri söylemek ifade özgürlüğü değildir, herkesin canını sıkan, yüzünü buruşturan, İnsanı irite eden, hatta bu kadar da olmaz dedirtecek şeylerin söylenmesi ifade özgürlüğüdür.' O yüzden sonuna kadar eleştirin. Eleştiriye açık olacağız. Ama asla hakaret olmayacak, asla istihza olmayacak.

"YOLSUZLUK BELKİ DÜNYANIN EN ESKİ İŞİ"

Soruyu şöyle revize edeyim: Sedat Peker'in paylaştığı videolardaki sözleri ve iddiaları var. Türkiye'nin gündemi de bu konuya kilitlendi. Sizin değerlendirmeniz nedir?

Ben Sedat Peker'in konuşmaları veya burada söz ettiği insanlar ile ilgili olarak, isim bazında bir değerlendirme yapmak istemiyorum. Ama bir olgu var. Bu olgu üzerinden yaşadığım birkaç konuyu size aktarmak istiyorum. Şimdi bir defa, yolsuzluk dünyanın en eski işidir belki. Ama yolsuzluk yani haksız kazanç, nüfuz suiistimalinin yasalarımıza göre suç olmasının yanında inancımız da bunu reddeder. İnancımızda alın teri kutsaldır.