Kemal BOZKURT


Önceki gün arkadaşımla konuşurken 'ABD’de siyah nüfusun ne kadar olduğunu tahmin ediyorsun?' diye sordum. 'Herhalde yarısı kadar vardır' dedi. 330 milyona yaklaşan nüfusun yaşadığı ABD'de 150 milyon Siyah olabilir miydi? Bugüne kadar nasıl olurdu da Obama'dan başka bir Siyah Başkan daha seçtirmemilerdi o halde?

Yaklaşık 2011 yılına kadar sürdürülen ‘Açılım Politikaları’ , ‘Medeniyetler İttifakı’ sürecinde Ermenistan ile de sınır kapıları açıma ihtimalinin belirdiği günlerde ve daha Ermenistan’dan da görülen Kars’a yapılan Mehmet Aksoy’un yaptığı ‘İnsanlık Anıtı’ heykeli ucube ilan edilip yıkılmamışken, ‘Afedersiniz bana Ermeni bile dediler’ denmemişken TRT’de bir sokak röportajı yapılmıştı ‘Sizce Türkiye’de ne kaç Ermeni yaşıyordur?’ diye. Orada 55 milyon diyen de vardı, 5 milyon da 500 bin de… Ama hatırladığım kadarıyla gerçek rakamı kimse bilememişti… Oysa gerçek kişi sayısı 50-55 bin civarındaydı.

Sohbet ettiğim arkadaşımın ABD’deki siyahların sayısını bilmemesi gayet doğal, George Floyd eylemleri başlamadan önce ben de merak edip bakmamıştım. Ama ister meraklı olalım ister olmayalım ABD'ye zorla getirilen her Siyahın köle yapıldığını tartışmasız herkes bilir. Bir kişi dahi var mıdır köle yapılmamış? Bugün popüler Siyahlardan sevdiğiniz kimi söylerseniz söyleyin geçmişi kölelik…ABD'de, Batı'da her beyaz için geçerli olmayan köle yapma, sömürme durumu her Siyah içinse köle yapılma olarak geçerli. Kölelikten ayağa kalkmak ne zor değil mi? Her şey sizin aleyhinize . Yasalar, kolluk güçleri, günlük yaşam…1950'lerde Siyahlar beyazların tuvaletlerini, lavabolarını dahi kullanamıyorken beyazların lisesine gitme cesaretini Siyahlardan ilk defa gösteren Siyah genç bir kadının fotoğraflarını hatırlıyor musunuz? Elizabeth Ann Eckford’un fotoğrafları… Okula bir daha gelmesin diye ona tüküren etrafını saran beyazların fotoğraflarını da gördünüz mü? Okula dahi hakaretlere, küfürlere, tükürüklere boğularak gittikleri liselerden çıktılar ve şimdi ırkçılığı boğuyor o küçücük genç kadınlar… 

ABD’de eylemler o kadar büyük oldu ki nüfusun yarısını Siyah zannetmemiz gayet doğal. Oysa sadece yüzde 14’ü. Ermeni arkadaşım ‘Kemal siz günde 8 saat çalışabilirsiniz ama bizim var olmak için, aramızdaki büyük açığı kapatmak için, siz işten evinize dönerken biz çalışmaya devam etmek zorundayız' demişti. Ermenilerin işlerini gerçekten de ne kadar iyi yaptığı hâlâ bir efsane olarak dolaşır zanaatkarların arasında. Öyledir….

Google’a yazın ve kendiniz görün mesela Ermeni mimarların, zanaatçıların yaptıklarını isterseniz…

Sadece Ermeniler mi? Bizans Ayasofya’yı, İstanbul’u o kadar güzel yapmış ki ‘Bu benim olmalı’ diye fethedilmek istenmedi mi? Ayasofya bu kadar güzel yapılmasaydı bu kadar tartışılır olur muydu tıpkı İstanbul gibi. Sahip olmak ile yapmanın ayrı şeyler olduğunu şimdilerde yine öğreniliyor. ‘’Ayasofya’yı camiye dönüştürdüm’’ dediğinizde doğal olarak onun cami olmadığını da örtük olarak söylemiş olursunuz. İşte o örtü her rüzgarda açılır kenarından… Şimdi tartışılıyor, mozaikler ve resimleri nasıl kapatacağız diye. Ya harcın içindeki parmak izleri?

Benim fikrimse: onun müze olarak kalması değil. O artık tüm insanlığın olduğuna göre tüm insanlığın ibadet edebileceği bir yerdir. Nihayet ibadet için inşaa edilmiştir…

Neyse, dönelim esas meseleye. Kimileri güçlenmek için nüfusu artırmaya çalışırken, bir kadın, bir ezilen, bir azınlık çıkar ortaya ve ‘siz’ nüfuslarını olduğunun 100 katı zannedebilirsiniz. Üretmekle, duruşla zannedilen şey aslında bir zan da olmayabilir pekala…

Şimdi kimlik siyaseti yapacağım ve diyeceğim ki; Rihanna’yı da, Beyonce’yi de, öldürülen Tupac Shakur'u da, kendine gelemesin diye aşağılan halkların ferdi olarak, Siyah ‘olmaya rağmen’ üreten, bir duruşun insanları olarak ele alacağım. Çünkü artık Siyahlar; George Floyd eylemlerine karşı konuşan bir Beyaz Şerif’in ırkçı cümlelerini ederken hemen arkasında sıraya dizdiği polislerde dahi beliriyor. Şerif ‘Tüm beyazları George Floyd eylemcilerine karşı silahlandıracağım’ derken dahi arkasında duran Siyah polislerin Siyahlığını saklayabileceği bir şey değildir artık. Kimlik, gözle görülür elle tutulur. Karakterse öyle değil ne yazık ki? Ve hele kimliğiniz egemen tarafından yüzünüze tükürülerek söyleniyorsa… O 'küçücük' kadın bir çağı da başlattı... Teknoloji ile Uzay ile anılsa da gizli bir çağ yaşanıyor. Karakter çağı, Haysiyet çağı. Son yıllarda kadınların meydanlarda, protestolarda ne kadar belirleyici ve önde olduğunu hepimiz biliyoruz değil mi?

Şimdi her siyasi ekolden hepimiz görüyoruz: iktidar olanların dilleri özgüven ve güçle sığlaşırken, derdini anlatmak için mecburen dili gayet etkili kullanan doğal olarak ve yine mecburen en az dört dil bilen, Kürtçe, Arapça, Türkçe, İngilizce de bilenler kimler? Kimlerir ağırlıkla ve sadece anadilinden gayrı iknici bir dil de olsun diye ağırlıkla İngilizce öğrenirken 4 dil bilen bir nüfus geliyor. Z kuşağı ya da değil ama geliyor. Hoş gelsin sefa gelsin.