Esra ÇİFTÇİ


ARTI GERÇEK - Boğaziçi direnişi demokrasi adına, eşitlik adına toplumun duyarlı ve geniş bir kesimi için can suyu oldu. 1980 askeri darbesinden sonra üniversiteler üzerinde askeri vesayet sürerken, 1982’de kurulan YÖK sistemiyle üniversiteler zapturapt altına alındı. 2000’li yıllardan sonra ise AKP iktidarının vesayeti altına girdi. Bugün üniversiteler baskı altında, demokrasi ve özerklik kaybedilmeye, akademik özgürlük yok edilmeye çalışılıyor. Artıgerçek olarak bu hafta ele aldığımız Boğaziçi dosyasının üçüncü ve son bölümünde yine Boğaziçi’nde neler olduğunu konuşacağız.

AKADEMİSYEN FEYZİ ERÇİN: BİZİ CEZALANDIRMAK GÖZDAĞI VERMEYE ÇALIŞIYOR

İlk sözü, Boğaziçi Üniversitesi’ne Melih Bulu’dan sonra Cumhurbaşkanı tarafından atanan Naci İnci’nin ders vermesini engellediği Akademisyen Avukat Feyzi Erçin’e veriyoruz. Erçin, Can Candan ile durumlarının benzer olduğunu söylüyor. 

Erçin, Boğaziçi direnişinin başladığı günden itibaren, Can Candan’ın işi olan belgeselcilikle, hocalığı birleştirerek direnişin izini sürdüğünü, belgelerini çıkardığını, sakladığını, arşivlediğini, yani direnişin tarihini ortaya koymak için müthiş bir emek verdiği için İnci’nin Candan’ı cezalandırmak amacını güttüğünü dile getiriyor. 
Kendisinin de öğrencilerin yaşadığı hem disiplin soruşturmalarında hem adliyede yaşadığı güçlüklerde destek verdiği için, alanda çok bulunduğu ve direnişe hukuken yaklaştığı için kendisinin de Candan gibi İnci tarafından cezalandırılmaya çalışıldığını ifade ediyor. Erçin’in sözleri şöyle: 

“Belki biraz daha görünüyorduk. Yoksa Boğaziçi’ndeki çoğunluk hocalar bu direnişin bir parçası. Cemre Baytok’un durumu iktidarın politikalarıyla ilgili. Can Candan ve benim görevden alınmamız, dersimizin açılmaması veya işten atılmamız tamamen diğer hocalara, ‘eğer siz de bu kadar önde gözükürseniz, sizin de dersinizi açmayacağız’ mesajının verilmesidir bence. Cemre’nin statüsü ayrıydı, Can’ın statüsü ayrıydı, benim statüm ayrı. Hepsi dava konusu.”

BOĞAZİÇİ TARİHSEL SÜREÇ AÇISINDAN ÖNEMLİ

Erçin, geçmişte İstanbul Üniversitesi’ne yapılanların, ODTÜ’de yapılmakta devam edenlerin, bugün Boğaziçi’nde yapılmak istenenlerin bir sürecin parçası olduğunu söylüyor.

Erçin, özellikle gençlerin desteğini tamamen yitirmiş olan ve dolayısıyla iktidarı kaybetmek üzere olduğunu düşünenlerin, daha kalabalık, daha başarılı, daha paylaşımcı ve sesini daha çok duyuran üniversiteleri hedef aldıklarını ifade ediyor. Erçin, Boğaziçi Üniversitesi’nin birkaç özelliğinin ön plana çıktığını şu sözlerle anlatıyor 

“Bir tanesi geçmiş gelecek ve bugünle kurduğu bağ. Yani tarihsel süreç içerisinde önemli bir konumu var. Batı ve doğu arasında önemli bir bağı var çünkü diğer bazı üniversiteler gibi ama büyük bir ihtimalle hepsinden daha çok yurtdışı üniversitelerindeki değişim programlarında ön planda ve çok başarılı. Dolayısıyla hem batı ve doğu hem geçmişle bugün arasında kurduğu bağ çok kuvvetli” 

****

CİTÖK OFİS KOORDİNATÖRÜ CEMRE BAYTOK: CİTÖK'UN HEDEF ALINMASI TESADÜF DEĞİL

Melih Bulu’dan sonra atanan Naci İnci’nin icraatlarından biri de Cinsel Tacizi Önleme Koordinatörlüğü (CİTÖK) Ofis Koordinatörü Cemre Baytok’un sözleşmesini yenilememek oldu. Sözü CİTÖK ofis koordinatörü Cemre Baytok’a veriyoruz. Baytok hem Can Candan’ın hem Feyzi Erçin’in hem de kendisinin önemli pozisyonlarda çalıştığını söylüyor. Baytok üçünün de uzun yıllardır Boğaziçi’nde olduklarını, Can Candan ve Feyzi Erçin’in akademik pozisyonlarının olduğunu, kendisinin de destek pozisyonunda olduğunu ve olmazsa olmaz bölümlerde çalıştıklarını ifade ediyor. Baytok’un sözleri şöyle:

“CİTOK, birçok üniversiteye model olmuş, toplumsal cinsiyetçilik alanında danışmanlık merkezi veren önemli bir yerdi. Türkiye’nin içinde bulunduğu durum, İstanbul sözleşmesinden çıkmaya kadar giden, kadın hakları açısından, eşitlik açısından baktığımızda bir geri dönüş. CİTOK ülkedeki diğer örneklerden biraz daha farklıydı. Ofisi ve çalışanı olan tek üniversitedir. Farklılığı da meslek odalarının, sivil toplum örgütlerinin, belediyelerin örnek almış olduğu bir modeldir. Buradan bile baksak hedef alınması tesadüf olmasa gerek” 

*********

ESKİ ÖĞRETİM ÜYELERİ DERNEĞİ BAŞKANI TAHSİN YEŞİLDERE: ÖĞRETİM ÜYELERİYLE ÖĞRENCİLER BİRLİKTE HAREKET ETTİ, BU BİR İLK

Bir dönem Öğretim Üyeleri Derneği Başkanlığı yapan Tahsin Yeşildere ise, Boğaziçi Üniversitesi’nin teamüllerinin çiğnendiğini söylüyor. Yeşildere, bu durum karşısında Boğaziçi Üniversitesi’nin öğretim elamanlarının, akademisyenlerin, öğrencilerin bu anti demokratik atamalara karşı demokratik bir direniş başlattıklarını ifade ediyor. Yeşildere, daha önceki yıllarda birçok üniversitede görülen öğrenci olaylarını Boğaziçi’nde görülmeye başlandığını söylüyor. Yeşildere’nin sözleri şöyle: 
“Polis şiddeti tam anlamıyla Boğaziçi’nde diğer üniversitelerde uygulandığı gibi uygulanmaya başlandı. Çünkü rektör polisi üniversiteye davet etti. Üniversitenin içinde sivil ve resmi polisler dolaşmaya başladı. Öğrenciler üzerinde baskılar oluşturmaya başladılar, öğrencilerin sergilerini bastılar. Orada birçok öğrenci tutuklanarak hapse atıldı, gözaltına alındı ve bunların hepsine Melih Bulu göz yumdu. Üstelik bunların hepsini de kendisi yaptı”

Yeşildere, Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinin bu eylemi yaptıktan sonra yıllardan beri özerk demokratik bir üniversite mücadelesi veren öğretim üyelerinin düşüncelerine biraz ters geldiğini söylüyor. Nedenini ise şöyle açıklıyor: 

“Yıllardan beri mücadele veren üniversiteler var ancak o üniversitelerde tüm akademisyenler böyle bir demokratik direnişe katılmamışlardı. Boğaziçi ilk defa bunu yaptı. Öğrencisiyle ve akademisyenleriyle bir direniş sergiliyor ve bunu ısrarlı bir biçimde de sürdürüyor. İstanbul Üniversitesi’nde, ODTÜ’de, İTÜ’de ve diğer üniversitelerde atamalar yıllardan beri Boğaziçi’ne yapıldığı gibi yapılmakta. En son İstanbul Üniversitesi örneği var Raşit Tükel. En çok oyu aldığı halde daha az oy alan kişinin rektör olması sağlanmıştı. Bununla ilgili eylemler uzun süre sürdü ama Raşit Tükel’i destekleyen en fazla 50-60 öğretim elemanı ve öğrenciler eylemlere katıldılar. Onun dışında İstanbul Üniversitesi’nde 3000’e yakın akademisyen olmasına rağmen onlar sesini çıkarmadı” 
Yeşildere, Boğaziçi Üniversitesinin farklılığının tüm akademisyenlerle eyleme destek veriyor olması ve bunun Türkiye’de ilk defa olduğunu söylüyor.  Bu anlamda da Boğaziçi Üniversitesinin örnek olduğunu ve bu mücadelede çok iyi bir direniş sergilediğini tarihsel olarak söylenebileceğini ve Boğaziçi’nin kazandığını ifade ediyor.

Yeşildere şöyle devam ediyor:

“Burada esasında kaybeden atayanlardır. Şu anda 209 üniversite var bunların yaklaşık 130’u zannedersem devlet üniversitesi. Bu devlet üniversitelerine hatta vakıf üniversitelerine de tepeden atamalar yapılıyor. Ama hiçbir üniversitede yapılan tepeden atamalara karşı bu şekilde bir eylem ve direniş olmamıştı bu açıdan çok farklı. Fakat Boğaziçi Üniversitesi’nin de bu tepeden atamayı sadece kendi üniversitesinde olmuş gibi irdelemesi onun da yanlışlığı olarak görebiliriz. Yani bu yıllardan beri var olan bir sistemdi esasında”

“DARBECİLERİ DE ÜNİVERSİTELERE BEDEL ÖDETTİ”

Yeşildere, 1980 darbesinde o dönemin siyasi iktidarlarının ve o dönemin askeri cuntasının tamamıyla üniversiteleri suçlu bularak üniversitelere bedel ödetmeye çalıştığını söylüyor. Yeşildere gerek öğretim elemanlarının gerek öğretim üyelerinin bir kararname ile bir sarı zarf ile işlerine son verildiğini, birçok üniversite öğrencisini ve bazı akademisyenleri de hapse attıklarını hatırlatıyor. Yeşildere’nin son sözleri şöyle:

“Dolayısıyla üniversiteler her dönemde demokrasiyi, insan haklarını, özgürlükleri, eşitliği savunduğu için hep hedef gösterilmiştir. Hiçbir zaman siyasi iktidarlar ve askerler tarafından benimsenmemiştir. Çünkü onların hoşuna gitmeyen birçok şeyi söyleyen kurumlar üniversitedir, üniversite özerktir. Akademik özgürlükleri olan kurumlardır evrensel olarak ve dolayısıyla öğretim elemanları ve öğrenciler de düşüncelerini özgürce ifade etme özgürlüğüne sahiptir. Siz eğer o gün siyasi iktidarların veya askerlerin hoşuna gitmeyen şeyleri söylediğiniz zaman tepenize balyoz gibi çökmektedirler.