Esra ÇİFTÇİ


“Yas-ı Kerbela’dan Bugüne Aleviler” dosyamızda, siyasetçiler, sivil toplum temsilcileri, pirler, Ocak mensupları ve kadınlarla Alevilerin sorunlarını, taleplerini konuştuk. Alevi öğrencilere dayatılan zorunlu din derslerini, Avrupa’da yaşayan Alevilerin sorunlarını, siyasi partilerin Alevilere bakışını değerlendirdik. Alevi kadınlara özel bir yer verdik. Bugün 4’üncüsü ve sonuncusu yayınlanan dosyamızda Alevi yurttaşların ‘makbul’ vatandaş olup olmadığını konuşacağız.

İlk söz Gazeteci-Yazar Ali Duran Topuz’da: Alevilerin sorunlarının çok değişik yönlerden ele alınabileceğini söyleyen Topuz: “Her perspektif başka bir sorun kümesini öne almamıza yol açar. Bana göre kabaca üç düzlemi esas almak daha uygun olur. Birisi eşitlik, birisi demokrasi ve birisi de az olanın, azınlık olanın korunması. Bunlar, olimpiyat halkaları gibi iç içeler ve biri kopunca hepsi kopuyor” diyor. “

‘ALEVİLİĞİN FOLKLORİZE OLMASI İSTENİYOR’

“Eşitlik hem sorun kaynağı hem de sorunun görünüm biçimi: Cumhuriyet ile sınırlı kalırsak, kurumlar nezdinde bir ‘üstün vatandaş’ anlayışı tarihsel eşitsizliklere güncel eşitsizlikleri ekleyen bir duruma yol açtı” diyen Topuz, konuşmasına şöyle devam ediyor: “Türk, Sünni ve devletin önerdiği toplumsal hiyerarşiyi kabullenmiş yurttaş temel parametre olunca, Aleviler diğer birçok yurttaş kümesi gibi kendiliğinden eşit olmayan, eşit hale gelmesi için dönüşmesi yani asimilasyona razı gelmesi gereken bir konuma itilmiş oldu. Ya devletin önerdiği Sünnilik içinde eriyecek ya da ladinileşecek, yani inancının dinsel boyutlarını öne sürmekten, yaşamaktan ve korunmasını talep etmekten vazgeçecek. Bu Aleviliğin en fazla folklorize olarak yaşamasına izin veren bir perspektif. Zorunlu ve gayri-Alevi hatta anti-Alevi din dersleri, cem evlerinin ibadethane olarak kabul edilmemesi, kamudaki önemli görevlere Alevilerin kabul edilmemesi gibi fenomenler bu anlayıştan çıkar.”

‘DEMOKRASİ EŞİTSİZLİĞİ PEKİŞTİRİYOR’

Eşitsizliği pekiştiren, kalıcı hale getiren şeylerin en başında ise demokrasi eksikliği olduğunu söyleyen Topuz, “Demokrasi eksikliği, devletin ‘makbul ’saydığı yurttaşlar için bile önemli sorunların yol açmasıyla neticelenen, kamu gücünü elde tutanların o güçten uzak kalanları ekonomik imkanlar, sosyal imkanlar, siyasal imkanlar bakımından iyice ve kolayca yoksun ve yoksul bırakmasıyla sonuçlanıyor. Örneğin Aleviler 1980’lerin ikinci yarısından itibaren kendilerini deklare ederek, örgütlenerek bu sorunları aşmaya çalıştığında yani eşitsizlik çemberini demokratik imkanlarla kırmaya çalıştığında elde ettikleri güç ve imkanları, son 15 yıl içindeki demokrat görünümlü demokrasi karşıtı hamlelerle hızla kaybettiler” diyor.

‘AZINLIKLAR SÜREKLİ TEHDİT ALTINDA’

Topuz, “Bir devlet ve toplum örgütlenmesi onları koruyacak anlayış ve mekanizmalardan uzaksa, azınlık olanların sürekli tehdit altında yaşamaları söz konusu olur” diyor Topuz sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu nokta da bizi hem eşitliğin hem demokrasinin önemli bir boyutu olan azınlıklara yönelik tutuma, yani azınlıkların korunmasına ilişkin eksikliklere getiriyor. Azınlıklar, daha çok olanların çeşitli olumsuz müdahalelerine açık gruplardır, bir devlet ve toplum örgütlenmesi onları koruyacak anlayış ve mekanizmalardan uzaksa, azınlık olanların sürekli tehdit altında yaşamaları söz konusu olur. Bu tehdit kümeleri ne yazık ki hayli geniştir, inançsal asimilasyondan doğrudan şiddet hedefi olmaya varana kadar geniş bir tehdit seti söz konusu burada. Nitekim, Alevileri konuşuyorsak cumhuriyet tarihi içinde bunların hepsine şahit olduk.”

‘DEVLETİN SÜNNİLİK ANLAYIŞI RADİKALLEŞTİ’

Devlet kurumlarının doğrudan Sünni dinsel anlayışa göre hareket etme talimatıyla teçhiz edildiğinin altını çizen Ali Duran Topuz;  “Bu yapısal nitelikteki sorunların son 20 yıl içinde aldığı biçim de önemli, devletin makbul yurttaş anlayışındaki makbullüğü tanımlayan Sünnilik anlayışı bu dönemde yeni bir biçim kazandı: Hem daha radikal, günlük hayatı inanca göre düzenleme arzusuna sahip bir anlayış toplumun en az yarısında hâkim hale geldi hem de devlet kurumları doğrudan Sünni dinsel anlayışa göre hareket etme talimatıyla teçhiz edildi. Bu Alevilerin yaşadığı sorunların daha da ağırlaşması anlamına geliyor. Üstelik, bu anlayışla mücadele ettiğini söyleyenlerin önemli bir kısmı Aleviler konusunda özel bir iki anlayışsızlık içinde: Sorun yaşayan gruplar arasında adlarını anıyorlar fakat doğrudan Alevilerin yaşadığı sorunlara özgü herhangi bir çözüm, dayanışma ve destek fikri geliştirilmiyor. Hatta Alevilerin laikliğe verdiği önemi ‘celladına âşık olma’ gibi saldırgan ifadelerle eleştirme alışkanlığı olan ve kendini demokrat sayan kesimler de var’

‘HİYERARŞİK BİR VAROLUŞA ZORLANIYORUZ’

Mevcut iktidarın açık biçimde azınlıkları ‘milleti hâkime’ anlayışı içinde, hiyerarşik bir varoluşa zorladığını söyleyen Topuz: Azınlıkların tehditlere açıklığı, “milleti hâkime” anlayışının hem sözel hem örgütsel hem de bireysel saldırganlıklarına karşı korunma mecburiyetini getirdiğini şu sözlerle ifade ediyor:

“Yapısal sorunların ikisi, eşitlik ve demokrasi konusundaki mücadele ancak ortaklaşa yürümesi mümkün olan iki mücadele, fakat üçüncü boyut, yani özgün bir azınlık olarak Alevilerin korunma ihtiyacı, biraz farklı davranmayı gerektiriyor: Burada Alevilerin ne yapacağı kadar, Alevi olmayanların konuyu nasıl ele aldığı ne yaptığı ve ne önerdiği önemli. Sadece eşitliği ve sadece demokrasi eksikliğini giderecek yöntemler, icatlar, eşitlik ve demokrasi adımları içinde bazı sorunların görünmezleşmesine yol açabilir. Mevcut iktidar açık biçimde azınlıkları ‘milleti hâkime’ anlayışı içinde, hiyerarşik bir varoluşa zorluyor. Azınlıkların tehditlere açıklığı, ‘milleti hâkime’ anlayışının hem sözel hem örgütsel hem de bireysel saldırganlıklarına karşı korunma mecburiyetini getiriyor. Bu korunma biçimleri üzerine düşünmek gerekir. Örneğin cem evlerine ya da Alevi evlerine yönelik saldırılara karşı yeterince etkili ve güçlü tepkiler örgütlendiğini söylemek güç. Sadece duygu belirten açıklamalar, sözel tepkiler yeterli bir dayanışma ve korunma duygusu vermez.”

‘KÜRT MESELESİ TEMEL SORUN’

Eşitlik, demokrasi ve azınlık hakları bakımından en görünür sorunların Kürt meselesi etrafındaki sorunlar olduğunu söyleyen Topuz: Esasen, Kürt meselesindeki çözümsüzlük, diğer sorun kümelerinin çözümünü de imkansızlaştıran bir şey” diyor:

“Tabii şunu da eklemek şart: Eşitlik, demokrasi ve azınlık hakları bakımından bugün için en görünür sorunlar, Kürt meselesi etrafındaki sorunlardır. Esasen, Kürt meselesindeki çözümsüzlük, diğer sorun kümelerinin çözümünü de imkansızlaştıran bir şey. Hatta, Alevileri Kürt meselesi konusunda milliyetçi-şoven bir konuma itme eğilimi 90’lardan itibaren özellikle sağ siyasetlerin güttüğü, sosyal demokrat siyaset yürüttüğünü söyleyenlerin de paylaştığı bir politika. “Alevilik bir Türk inancıdır” türü kalıplarla kendisini gösteriyor bu anlayış. Çünkü öyle veya değil, Alevilerin yaşadığı sorunları çözecek bir tartışma değil bu. Bu politikalar, Alevi inancını hem köken olarak hem teolojik olarak tanımlama eğilimi ile gidiyor genellikle. Bu hiç prim verilmemesi gereken bir şey.”

‘ALEVİLİK YENİDEN ŞEKİLLENDİRİLMEK İSTENİYOR’

Bugünkü iktidarın, siyaset tarihinin iki aşırı sağcı ucunun merkeze yerleşmesiyle oluşmuş bir iktidar olduğunu söyleyen Topuz: Alevileri sadece gayri makbul yurttaş olarak görmekle ve makbul yurttaş hiyerarşisinin dışına atmakla yetinmiyor, Alevileri tanımlama, Alevilerin kamuda istihdamını engelleme, Alevileri milliyetçi-şoven bir çizgiye zorlama ve Alevi inancını yeniden şekillendirme yöntemlerinin hepsini eksiksiz uyguluyor diyor. Topuz, görüşlerini şöyle noktalıyor:

“Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse en büyük Alevi benim” lafı bu anlayışın anahtarı. Ne yazık ki milliyetçi-şoven çizgiye zorlama eğilimi, muhalefetin önemli bir kesiminin de ortak noktası ve o da dayanağını ‘asıl Alevilik nedir’ sorusunda buluyor. Aleviler bu politikalarla mücadele ediyor etmesine ama milliyetçi-şoven çizgilere prim verme eğilimi de bu mücadelelerin içinde yer bulabiliyor.

‘HER KESİME DÜŞEN GÖREVLER VAR’

Özetlersek: Bu eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesi ise “Alevilere düşen’lerden önce eşitlik özgürlük ve demokrasi konusunda diğer faillere düşenlerin öne çıkması daha uygun olur. Aksi halde, Alevileri tanımlama ve Alevi inancını yeniden şekillendirme eğilimi her şeyin önüne geçer. ‘Alevilerin aslında ne olduğu’ tartışmasından bu mücadeleye çıkacak bir katkı yok. “Aleviler ne yapmalı” sorusu da öyle, Alevilere sorulacak bir soru değil bu. Aleviler birlik olmalı türü cevaplar da yanıltıcı, varlıkları ‘birlik olma’ya bağlı olmayan toplumsal kesimleri ‘birlik’ olmaya davet etmek, birliği sağlayacak merci atamaktan başka sonuca yol açmaz. Ben kişisel olarak, Kürt Kızılbaş bir ailenin çocuğu olarak, milliyetçi-şoven çizgilere hiçbir biçimde prim vermeme davetinden başka Alevilere yönelik bir cümle kurmak istemem. Kalanı yani eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesi ortak mücadele işi ve Alevilere düşen diğer azınlıklara düşenden farklı değil; ama ‘çoğunluk’tan olanlara-görünenlere düşense yapısal sorunların çözümünde azınlıkların değil kendilerinin nelerden vazgeçebileceğini bulmaları. Tabii, ‘en büyük çoğunluğun’ bile aslında bir tür azınlık olduğunu unutmadan.”

‘ALEVİLİK DÜNYADA BİR KİMLİK OLARAK TANINIYOR’

Prof. Dr. Şükrü Aslan ise küresellik halinin Alevi kimliğinin sistemler tarafından hem resmi hem de fiili kabulünde çok önemli yeni imkanlar ve sonuçlar ortaya çıkardığını söylüyor. Aslan şöyle devam ediyor:

“Bunlardan birisi, Alevi kimliğinin başka coğrafyalara transfer olması ve kendine yeni ‘vatanlar’ bulması oldu. Bugün Aleviler artık sadece Türkiye’nin değil, Avrupa ülkeleri başta olmak üzere pek çok başka ülkenin de vatandaşları haline geldiler ve kimliksel haklarını yüksek sesle talep ediyorlar. Bu talepler Almanya başta olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde yasal olarak kabul edilmiş durumda. Avrupa’nın pek çok ülkesinde Alevilik eğitim kurumlarında ders olarak okutuluyor, üniversitelerde Alevi teolojisi anabilim dalları kuruluyor, Alevi anıtları açılıyor, Alevi kurumsallaşması resmi kabul görüyor vb. Dolayısıyla Alevilik artık dünyada bir kimlik olarak tanınıyor.”

Dünyada Alevi kimliği kabul edilirken, kendi anavatanında henüz kabul düzeyinden uzak göründüğünü söyleyen Aslan, konuşmasını şöyle sürdürüyor:

“Ne var ki bütün bu gelişmeye rağmen Alevilik, kendi anavatanında henüz kabul düzeyinden uzak görünüyor. Bu durum elbette Alevilerin/Aleviliğin kimliksel taleplerini dile getirmedeki başarısızlığından değil, sistemin, bu ülkede yasal ve hukuki taleplere direnç göstermesinden geliyor. Dolayısıyla buradaki sancı Alevilere değil, aslında sisteme aittir. Kanaatime göre çok sürdürülebilir bir durum da değildir. Dolayısıyla sistem, zamanla Alevi kimliğini de kabul etmek durumunda olacaktır.

Bütün bunların ötesinde herhalde çok daha önemli olan Alevi sosyalitesinin ve onun gerisindeki inanç dizgesi ve felsefesinin küresel barış için muazzam bir referans imkânı sunuyor olmasıdır. Bütün tarihi boyunca her türlü kitlesel kırıma maruz kalmış bir inancın ve onun taşıyıcılarının, hiçbir canlıya zarar vermemek yönündeki ısrarında sebat etmesi, dünyada barış için belki de olabilecek en kıymetli davettir. İçtenlikli bir barış arayışının ilk adımı, Alevilerin sesine yine içtenlikli bir kulak vermektir.”

‘ALEVİLER SANAT ALANINDA DA SORUNLAR YAŞIYOR’

Bırakınız Alevi bir sanatçı olarak yaşadığımız sorunları Aleviliğimiz inkar ediliyor diyor Şair-Yazar  A. Galip. Çağdaş ve laik cumhuriyette Alevilerin yerinin olmadığını da ekliyor A.Galip:

 “İnancımız, ibadethanemiz tanınmıyor, ‘Cemevi’de neymiş Müslüman olun, camiye gelin.’ deniliyor. Dilinde, dininde, etnik yapısında ısrar edenlerin ise başına gelenleri biliyoruz. Hadi bunu Cumhuriyet ideolojisinin, kurucu ilkelerinin tekçi anlayışına bağlı olarak gerçekleştirdikleri inkâr ve imha politikalarına bağlayalım. Peki, daha önceki dönemleri nasıl izah edeceğiz?  Osmanlının uyguladığı Alevi, Bektaşi, Kızılbaş katliamlarına ne demeli? Bir avuç sapkın keferenin iktidara kafa tutup isyan etmesi diye sunulacak bir vaka olmadığı kesin.”

A.Galip konuşmasına şöyle devam ediyor: “Alevilik, insan merkezci bir anlayış olmayıp, bireyin özgürlük ve eşitliğini temele alan, doğa ve evrenle uyumlu bir yaşamı savunan ve bunu pratiğe geçiren toplulukların kültürü, dini, yaşam ve sosyal örgütlülüğüdür. Evren ve doğanın dengesini gözeten, yaşamı ve yaşatmayı biricik değer bilen, ayrım gözetmeksizin ‘72 millete aynı gözle’ bakan bir yaşam felsefesine sahiptir. Doğanın bütün zenginliklerini, bütün canlı türlerini kendisiyle eş koşan, yaşamı kutsal bilen ve doğaya karşı hoyratça bir güç yarışına girmeden yaşamda kalmayı erdem bilen bir anlayıştır. Ancak doğayla ve diğer canlılarla uyum içerisinde bir yaşam sürersek türümüzün ayakta kalacağını bilen bir kültürdür.

Her sabah güneşe, balık veren nehre, ısınmak için kestiği ağaca teşekkür edip saygısını sunar Aleviler diyor. Her ırktan insan aynı oranda kutsaldır. Her türlü börtü böcek, her türlü göverti, her ırktan insan aynı oranda kutsaldır. Bu söylediklerime hayal, ütopya denilebilir. Dünya insanlık ailesini bu hayaller ayakta tutmuyor mu? Bizim ulularımız, yücelerimiz bu değerlerdir işte. Epikuros kadar, Stoacılar kadar hayalci, Spinoza kadar gerçekçiyiz. Batı ve doğu dünyasında din adamlarının, siyasetçilerin katlettikleri bilim insanları kadar da ısrarcı ve kararlıyız. Şeyh Bedrettin kadar eşitlikçi, Pir Sultan kadar asiyiz.”

‘ALEVİ VE KÜRT MÜZİĞİ ÜVEY EVLAT’

Son olarak müzisyen Cihan Çelik’e veriyoruz sözü: Ben Alevi inancına mensup Kürt müziği yapmaya çalışan bir müzisyenim diyen Çelik, şöyle konuşuyor: “Derlemelerim daha çok Alevi ve Kürt müziğine dönüktür. Ana akım medyanın tutumu, Alevi Kürtlerin anadillerini unutmaları, siyasal iktidarın mevcut Kürt müziğini hala sansüre maruz bırakması, bununda dışında Alevi -Kürt müziğinin hem Aleviler hem de Kürtler açısından üvey evlat olarak görülmesi işimizi zorlaştırıyor. Siyasal manada hak taleplerine gelince kafalar biraz karışık sanırım. Devrimci, demokratik, İslam vb. kimlikleri Alevi inancının önüne şerh koymalarını doğru bulmuyorum. Alevi inancı komün köy yaşamında uygulanabilme şansı olan bir inanç. Şehirleşmesi bir evrim gerektiriyor bence. Her şeyin hızlı geliştiği ve aktığı bir dünyada Cem Evleri’nde saatler süren bir Cem’i gençlerin algılamaları güç gibi geliyor bana. Ayrıcı popülizm adına Alevi deyişleri farklı biçim ve formlarda seslendiriliyor, söyleniyor. Buna engel olmak mümkün değil. Ben çocukluğumda muhabbetlerden öğrendiğim deyişleri, kılamları şimdiki kuşak internetten öğreniyor. Ben kaynak kişiyi canlı izler ve dinlerken, yenilerin kaynağı internet. Algı farklılaştı, mana değişti, niyette öyle”