ESRA ÇİFTÇİ 


ARTI GERÇEK- Çocuklar, öğrenciler Covid altında 3 yarıyıl geçirdiler. Pandemi süreci hepimiz açısından sosyal, ekonomik, psikolojik ve birçok yönüyle zor geçerken bu durumdan en çok etkilenenler belki de çocuklar oldu, olmaya da devam ediyor. Yaz sonu geldiğinde okulların açılıp açılmayacağı hala belirsizliğini koruyordu. Okullar açıldı ama sürekli kapanmanın gölgesi altında. Hoş kapanmasa bile çocukların gelişimleri bu süreçte ciddi anlamda zarar gördü. Sınıfta bir veya iki çocuğun Corona olması tüm sınıfın en az on gün tatil edilmesine neden oluyor. Sıklıkla çocukların akademik gelişimlerinin zayıflığından söz edilir oysa bunu aşan bir sorunla baş başayız. İlkokul ikinci sınıfa giden ve hala okuma yazmayı sökemeyen çocuklar var, haliyle birinci sınıfı çevrimiçi eğitimle yaptıkları için bu durum olağan görülebilir. Sosyal, ruhsal ve zihinsel gelişimleri için ihtiyaç duydukları göz temasından da yoksun kaldılar bu süreçte.

Peki bu çocuklar zamanlarının çoğunu geçirdikleri evlerinde nasıl vakit geçiriyorlar? Geçtiğimiz hafta çocuklar ara tatile girdiler, bir haftalık tatil sonrası bugün okula başlıyorlar. Pandemiden önce çocuklara tatillerde ve haftanın belli gün ve saatlerinde “ödül” olarak verilen tabletler ya da bilgisayarlar, çocukların korunması gereken “bela”lar olarak görülüyordu. Pandemiyle birlikte devlet, milli eğitim bakanlığı, öğretmenler, yetişkinler, anne-babalar çocukların sabahtan akşama kadar daha önce esirgedikleri ekranların başlarından kalkmadan oturmalarını istiyorlar. Okulların açılmasıyla birlikte yeniden eski “sürüm” devrede.

Tabletler, çocuklar için ödül, hayata karışabildikleri belki de tek mecra. Tabletler, çocukların yeni sokakları, sosyalleştikleri erişilebilir en güçlü alan. Çocuklarda herkes gibi sokakları kaybedenlerden. Hayat, uzun zamandır sokakta değil. Dijital dünyaya doğan günümüz çocukları geleneksel dünyadan farklı; onlar için “dijital yurttaş” deniyor. Anne-babaları, öğretmenleri, onlar için karar alıcıların hepsi dijital göçmen yani “yabancı” bu yeni evrene. Dijitalin içine doğan çocukların anlam dünyaları, oyundan anladıkları, ilişki kurma biçimleri dijital göçebelerden farklı. İki ayrı dil söz konusu. Artı Gerçek olarak bu haftaki dosyamızın birinci bölümünde ayrı dilleri, bu dillerin anlam evrenlerini, ara tatilin bittiği bugün tartışma konusu yapmayı arzu ettik. Yaptıkları çalışmalar “eğitim” ve “çocuk”ta kesişen farklı uzmanlık alanlarından insanlarla konuya dair yaklaşımlarını konuştuk.

Klinik Psikolog Alev Dumanoğlu: En yakın dostumuz cep telefonlarımız

İlk olarak sözü Klinik Psikolog Alev Dumanoğlu’na veriyoruz. Dumanoğlu, dünyanın değiştiğini, iklimin değiştiğini, insanın da davranışlarının değiştiğini söylüyor. Dumanoğlu, son on yıl içinde ana iletişim biçimimizin sosyal medya, alışverişlerimizin sanal dünya, sinemamızın dijital platformlar, en yakın dostumuzun da cep telefonları olduğunu ifade ediyor. Dumanoğlu, bedensel, zihinsel ve psiko-sosyal gerçek temaslarımızın belirgin düzeyde azaldığını belirterek sözlerini şöyle sürdürüyor,

“Bu durum herkes için geçerli sadece çocuklar açısından ele alınacak bir konu değil. Çocukların dünyayı tanırken esas modeli yetişkinler ve böylesi bir dijital dünyanın içine doğdular. Kendi davranışlarımızdan bağımsız bu konuyu ele alamayız. Öncelikle bunu akılda tutmalı, durumun sorumluluğunu almalıyız. Dijital dünya ağırlıklı kısa süreli akışlar ve görseller üzerinden yürüdüğü için tabii ki dikkat ve odaklanmayı zorluyor, derinleşmeyi engelliyor, gözleri bozuyor, çocukların en hızlı geliştiği dönemde bedensel hareketlerini kısıtlıyor. Bu noktadan sonra artık dijital bir alemdeyiz, bunu kabul ederek yapabileceğimiz iki şey var gibi görünüyor bana. Birincisi, dijital kullanımı kısıtlamak yerine sosyal davranışları artırmak, evden dışarı çıkmak, çocukların yaratıcı potansiyellerini geliştirebilecekleri kültürel ve sportif etkinlikleri artırmak, bu otomatik olarak ekran başında geçirdikleri süreyi azaltacaktır.”

Dumanoğlu, ikincisinin ise çocukların bilgi ve becerilerini artıracak platformları onlara tanıtmak, yaratıcılıklarını destekleyecek içeriklere yönlendirmek olduğunu ifade ediyor.

Dr. Fulya Sormaz Öğüt: Çocuk ve yetişkinlerin anlam dünyaları birbirinden farklı

Çocuklarla felsefe atölyesi çalışmaları yapan Dr. Fulya Sormaz Öğüt, çocukların ve yetişkinlerin anlam dünyasının birbirinden farklı olduğunu söylüyor. Öğüt, her ne kadar bir yetişkinin geçmişte çocukluğu yaşamış, bu yolculuğu deneyimlemiş olsa da öğretmen veya ebeveyn konumundayken yetişkinin çocuğa bakışının farklılaşmaya başladığını belirtiyor. Öğüt, çocuk için ise yetişkinlik henüz tanışmadığı bir bölge olmasından dolayı süreci o coğrafyayı keşfetmeye çalışmakla geçtiğini ifade ediyor. Öğüt sözlerini şöyle sürdürüyor.

“Anlam dünyasındaki bu farklılıklar, çocuk ve yetişkinin birbirlerini anlamasında bazı güçlükler doğurmaktadır. Bir çocuğun, yetişkin söylemindeki “saçma”lığı eleştirmesi, bir yetişkinin de çocuğun söylemindeki “saçma”lıkları eleştirmesi aslında aynı şeydir. (Buradaki saçma, abes gelen anlamındadır) Birbirlerinin “anlam dünyasını tanımayan/anlamayan” herkes için geçerli bir durumdur bu anlaşamama, sadece çocuk-yetişkin arasındaki anlaşmazlık değil. Dolayısıyla ben buraya vurgu yapmak istedim. Anlamadaki güçlükler ancak birbirlerinin (anlam) dünyasıyla tanışmakla, o dünyalara dokunmakla aşılabilir. Bu konuda bence biz yetişkinliklere iş düşmektedir çünkü çocukluğu deneyimlemiş kişiler olarak onlardan 1-0 öndeyiz. Belki de çocukluğun ne olduğunu hatırlamaya ihtiyacımız var. Belki de çocukları anlamamız için önce kendi çocukluğumuzu hatırlamalı ve cevapları orada aramalıyız.”

Oyun ilkçağdan günümüze bir iletişim aracı

Öğüt, oyunun ilkçağdan günümüze, insanın bir iletişim aracı olduğunu, insanın kendini, yaşamını deneyimlediği ilk yerinin ve hem kendini hem yaşamı kurduğu evi gibi olduğunu söylüyor. Öğüt, insanın oyun oynayarak öğrendiğini, dış dünyayı tanımaya başladığını belirtiyor. Öğüt, çocuğun sosyal hayat becerilerini yine oyun yoluyla kazandığını, toplumsal hayattaki rollerle yine oyun sayesinde tanıştığını, evcilik oyununda anne ve baba rolünü deneyimlemek gibi olduğunu ifade ediyor. Öğüt şöyle devam ediyor:

“Oyunun psikolojik bilişsel, sosyal, zihinsel faydaları saymakla bitmez. Nasıl ki 80’lerde sosyal oyunlar ön plandaydı, günümüz dijital dünyasında elbette bilgisayar oyunları ön planda olacak, bu çok da yadırganacak bir durum değil. Birçok bilgisayar oyunu, çocuklara yine aynı şeyi sunuyor, yaşamı deneyimleme fırsatı. Burada sorun yaratan noktalar: “ekranla geçirilen süre” (elektromanyetik dalgalar açısından), “oynanan oyunların içeriği” ve “oynanan oyunun, yaşa (anlama dünyasına) uygunluğu”dur. Bu noktalara dikkat edildiği takdirde (ki bunlarla ilgili bilgileri hemen edinebilirsiniz) bilgisayar oyunlarının istenmeyen sonuçları asgariye indirilebilir.”

Öğüt, çocukların oyun oynamak için veya özgürce kendi istedikleri bir alana kaçmak için tabletleri pek sevdiğini ama Pandemi ile birlikte tabletin çocuklar için “ders” gördüğü bir alan haline geldiğini dolayısıyla tablete dair zıt tutum geliştirmelerinin anlaşılabilir olduğunu söylüyor. Öğüt, kapanmışlığın hepimizi olduğu gibi çocukları da hem ruhsal hem zihinsel olarak olumsuz etkilediğini belirtiyor. Öğüt, bu süreci olabildiğince “iyi yöneten” çocuklarıyla nitelikli, doyurucu zaman geçirme fırsatı yakalayan, ev içinde bile olsa çocuğuyla birlikte nice etkinlikler gerçekleştiren, oyun oynayan ebeveynlere de tanık olduğunu ifade ediyor. Öğüt, Pandemi sürecinin kiminin hayatına olumsuz dokunuşlar yaptığını, kiminin hayatlarını canlandırdığını, dolayısıyla bu konuda çok da genel geçer bir söylemde bulunulamayacağını söyleyerek sözlerine şöyle devam ediyor:

“Tatillerde çocuklar da tatil yapmalı. Bu basit görünen cümle çok şey anlatıyor bence. Çocuklar da yetişkinler de aynı derecede “seyrediyor” bence. Elinden cep telefonu düşmeyen, akşamları televizyon karşısından kalkmayan yetişkinlerle dolu etrafımız. Burada topu sadece çocuklara atmak bir tür düşünme yanlışı. Bu bakış, sorunu anlamamızı da güçleştirmekte. Ayrıca okuma alışkanlığı taklit edilerek öğrenilen davranışlardan biri. Biz ne kadar okuyoruz ki onlar da okusun! Okumayanlar için kitap, hiçbir zaman olmadı ve olmayacak. Okuyanlar için ise her yer kitap dolu. Eğer çocukların dünyasında kitap olsun istiyorsak onların yanında, onların görecekleri şekilde kitap okumamız gerekir. Onlara da erken dönemlerinde okumamız gerekir. Sonra onlardan kitap okumalarını bekleme hakkımız doğar ancak.”

Öğüt, çocukların genelde kendilerini, akranlarıyla birlikteyken, bunun dışında çocuğa söz hakkının tanındığı, karşılıklı iletişimin önemine değer verildiği, kısaca çocuğun “birey” olarak tanındığı aile ortamlarında çocuğun kendini ifade edebildiğini söylüyor. Öğüt, “çocuklarla felsefe atölyeleri”nin çocukların, kendilerini özgürce ifade edebildikleri tek yer olduğunu düşündüğünü, çocukların felsefe oturumlarında birey kabul edilmeleri, düşüncelerine değer verilmesi durumunda çocukların kendilerini orada rahat bir şekilde ifade edebildiklerini belirtiyor. Öğüt, sözlerini şu şekilde bitiriyor:

“Bu açıdan felsefe atölyeleri, çocukların anlam dünyalarının inşasında çok işlevsel olduğunu ifade ediyor. Aslında yalnızca çocuklarda değil gençlerle, yetişkinlerle de yaptığım atölye çalışmaları için de benzer şeyler söyleyebilirim. Türkçesi kendimizi güvenli bir ortamda ifade edebilmek hepimize iyi geliyor.”

Çocuklara dayandırılan birçok sorun yetişkin kaynaklı

Eğitimci Müjdelen Tüzün, ebeveyn, öğretmen ve yetişkinlerin çocuk ile ilgili yargılarda göz ardı edilen en önemli sorunun “büyük resmi dikkate almamak” olduğunu söylüyor. Tüzün, sorun olarak algılanan birçok konunun sorun olmaktan öte sürecin doğal bir sonucu olduğunu ifade ediyor. Tüzün, ucu çocuklara dayandırılan pek çok sorunun da yetişkin kaynaklı olduğu inancında olduğunu belirtiyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor,

“Çevremize baktığımızda gördüklerimiz geçmişten bugüne ilk haliyle (telefonların, bilgisayarların, taşıtların vb.) kıyaslanamayacak kadar büyük bir değişim geçirerek geldiği, günümüzde okullarımız, sınıf ortamlarımız, eğitim sistemimiz, çocuklardan beklentilerimiz özetle çocuğun dahil olduğu alanlarda uyumu dengeleyecek bir değişim görememekteyim açıkçası. Bu durum bana çocukları haksız yere yargıladığımızı düşündürüyor. Doğasıyla gelişen durumlara karşı direnç, akışın tersine kürek çekmek gibidir. Örneğin, dijital bir çağda en büyük sorun çocukların teknoloji ile münasebeti değil bu durumun en verimli şekilde nasıl yönetilmesi gerektiği olmalıdır. Okulda ödevlerin projelerin hatta bazı sınavların dijital ortamlarda yapıldığı günümüzde çocukları konudan uzak tutma çabası ne kadar anlamlı?”

Asıl mesele çocukların dijital ortamı nasıl algıladıkları

Tüzün, asıl meselenin çocukların dijital ortamı nasıl algıladıkları, onlar için çağrışımlarının ne olduğudur diyor. Tüzün, çocukların ilk dijital ortamla tanışmalarının genellikle, daha bebeklik dönemlerinde ebeveynlerini zorladıkları konularla (yemek yemek, tuvalet, yetişkinlerin kendilerine alan yaratmak için meşgul etme vb.) ilgili olduğu için dijitalin hayatlarımızdaki çağrışımları üzerine kafa yormak gerektiğini ifade ediyor. Tüzün şöyle devam ediyor:

“Ebeveynler önce çocuklarıyla sağlıklı bir iletişim geliştiremedikleri için onları oyalayabileceklerine inandıklarından hayatlarına soktukları dijital aletlerden sonra yine kendileri rahatsız olmaya başlamışlardır. Çocuklarımızı dijital ortamdan uzak tutmamız pek mümkün görünmüyor. Öncelikle bizler dijitalin hayatımızdaki önemini kavrayıp olması gerektiği gibi, olması gerektiği kadar doğru amaçlar için hayatımızda bulundurursak çocuklar da bunu genelleyecektir diye düşünüyorum. Fakat bugüne gelen haliyle benim gördüğüm dijitalin çocuklar için, sığınma alanı, kaçış yolu, kendilerini keşfetme ve ifade yolu, sosyalleşmelerini sağlayan bir arena olduğudur. Ebeveynlerin çok yoğun çalıştığı, zamanın çok hızlı aktığı, zamanı işlerimiz için yetiştiremediğimiz günümüzde dijitallerin çocuklar üzerindeki olumlu etkilerini artırmanın yollarını bulmaya odaklanmayı daha anlamlı buluyorum; bunun da biz yetişkinlerin temel sorumlulukları arasında yer aldığına inanıyorum.”

Önemli olan çocuklarımızın duruşudur

Tüzün, özellikle Pandemi döneminde dijital evrene karşı şerhi olan pek çok ebeveynin çocuklarını dijital dünya özelinde desteklediğine tanık olduğunu, bunun da kendisine hayata esnek bakmak gerektiğini bir kez daha hatırlattığını söylüyor. Tüzün, olağanüstü durumların hayatımızı düşündüğümüzün dışında biçimlendirmesinin çok da yargılanacak bir durum olmadığını belirtiyor. Tüzün, özetle pek çok ebeveynin başlangıç hikayesi ne olursa olsun çocuklarının dijitalle münasebetinden hayatlarını olumsuz etkileyeceği endişesi ile rahatsız olduğunu ifade ediyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Derslerine odaklanamamaları, olumsuz örneklerden etkilenmeleri, sosyalliklerini yitirmeleri, kitap okumak için vakit ayırmamaları gibi sebeplerle haklılıklarını desteklemektedir. Öncelikle konu özelinde hem eğitimci hem de ebeveyn olarak deneyimlediğim şey, çocuklarımızı yetiştirirken kontrol edemediğimiz pek çok değişkenin etkisi ile hayatlarını sürdürecekleri gerçeğini göz ardı ederek onları yetiştirmemizdir. Bu konu sadece hayatlarında karşılarına çıkacak pek çok değişkenden sadece bir tanesidir. Her konunun olduğu gibi bu konunun da sonsuz yönü vardır. Olumlu yanları olduğu gibi olumsuz yanları da olacaktır kuşkusuz. Önemli olan çocuklarımızın duruşudur. İşte bu kısmı bizimle ilgilidir ve sanırım kaygılarımızın altında yatan daha çok bu konuda gereğini yerine getiremeyecek olmaktan kaynaklanan endişelerimizdir.

Çocuklarımızla birlikte olduğumuz esnada geliştirdiğimiz tutumlarımız onları hayata hazırlar. Ben iki oğlumu yetiştirirken farkında olduğum en önemli şey, dış disiplin ile kontrolün mümkün olamayacağı, sadece değerli olduğuna inanan bir bireyin değerli eylemler gerçekleştireceği ve kimsenin değişime kayıtsız kalamayacağı gerçeğiydi. Farkındalığın sonucundaki tutumum, çocuklarımın genellikle doğru seçimler yapan bireyler olarak yetişmelerini sağladı.”

Tüzün, çocukların çevresinde gelişen olaylardan en verimli şekilde yararlanmaları, birçok insan için engel olabilecek koşulları avantaja dönüştürebilmelerinin yolunun, ebeveyn olarak onlara yeterli ve gereği gibi zaman ayırmaktan geçtiğini söylüyor. Tüzün, gelişim süreçlerinin her aşamasında yanlarında olduğumuzu bilmeleri, ebeveynlerinin onlara yakın olmaları, sevgilerini derinden hissettirmeleri, çocukları güvende tutacağını ve değerli kılacağını ifade ediyor. Tüzün, ailesi tarafından duygusal olarak tüm ihtiyaçları sağlıklı karşılanan çocukların her zaman doğru seçimler yaptığını, kendi ve insanlık yararına hedefler koyduğunu ve engel olabilecek unsurlardan uzak tutacağını belirtiyor. Tüzün, “Her tatil çocuklarımızı hayata hazırlayabileceğimiz fırsatlar için birlikte olma şansıdır. Bunun tadını çıkarmak çocuklarımız için armağanların en değerlisidir.” diyerek sözlerini bitiriyor.

(Yarın: Dijital yurttaşlık ve ekran bağımlılığı)