Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Berdan Öztürk, AKP’nin savaş politikasını, düzenlenen sınır ötesi operasyonları, Kuzey Doğu Suriye’ye karşı geliştirilen söylemleri ve sonuçlarını Mezoptamya Ajansı'ndan Özgür Paksoy'a verdiği röportajda değerlendirdi.

Öztürk, üzerinden 7 ay geçen ancak Türkiye'nin bir ilerleme sağlayamadığı sınır ötesi operasyon için "Öncelikle bunun adı operasyon değil, işgalidir. Türkiye, bölgeye yerleşmeyi amaçlıyor" dedi.

'AMAÇ KÜRT HALKININ İMHASI'

Operasyonnun neden Federe Kürdistan Bölgesi'ne yapıldığı sorusuna ise Öztürk, "Daha önce buna dair açıklamalarda bulundular. Federe Kürdistan Bölgesi’ne dair 'büyük bir yanlış yaptık' dediler. Kürtlerin statü sahibi olmasını büyük bir yanlış olarak görüyorlar. Erdoğan’ın da Bahçeli’nin de 'Musul, Kerkük bizimdir' açıklamaları var. Bunları hatırladığımızda, amaç Kürt halkının imhasıdır. Bu sadece fiziki değil, aynı zamanda toprakları işgal etmektir" yanıtını verdi.

'KDP, KÜRTLERE DÜŞMANLIK POLİTİKASINI EN DERİN İŞLEYEN AKP-MHP'YLE ORTAKLIK EDİYOR'

KDP’nin operasyonlara dahil olmasının Kürtler tarafından “ihanet” olarak değerlendirilmesini de yorumlayan Öztürk, şunları söyledi:

"Kürt halkını en çok yaralayan, Kürdistan’ın işgaline ortak olunmasıdır. Güney halkı büyük bedellerle bu statüyü elde etti. İşgale ortak olmak, ön açmak büyük bir yanlış. Bugün Kürdistan’ın dört parçasında yaşayan tüm Kürtlere yönelik büyük bir yanlıştır. Bir parti, bir yönetim düşmanlığı inkar ediyor. Türkiye her dönem İran’la, Irak’la, Suriye’yle Kürt düşmanlığına öncülük etti, ediyor. Referandumu hatırlayalım, Kürtlere düşmanlık politikasını en derin işleyen AKP ve MHP ile ortaklık ediliyor, Kürdistan toprakları peşkeş çekiliyor."

'SADDAM'IN GÜNEY KÜRDİSTAN'DA YAPTIĞINI BU KEZ TÜRKİYE YAPIYOR'

Öztürk, Türkiye'nin kimyasal silah kullandığı iddiaları içinse "Kimyasal silah ilk kez 1’inci Dünya Savaşı’nda kullanıldı. Yine 2’nci Dünya Savaşı’nda Naziler kimyasal silah kullandı. Halepçe’de Saddam kimyasal silah kullandı, onbinlerce insan katledildi. Saddam’ın Güney Kürdistan’da yaptığını, bu kez Türkiye yapıyor. Saddam’dan daha beter bir şekilde, KDP ortaklığıyla Kürdistan coğrafyasına büyük zarar veriliyor. Hem insanlara hem doğaya büyük zarar veriliyor. Devletler arasında bir konvansiyon olmasına rağmen kimyasal silah kullanımı araştırılmıyor. Bu insanlığa karşı bir suçtur. Uluslararası örgütler, bu konvansiyonda yer alan devletler sorumluluğunu yerine getirmelidir. Erdoğan da Bahçeli de insanlığa karşı suç işliyor, yargılanmalıdır" dedi.

'BU SİSTEM KÜRTLERİ TEHDİT OLARAK GÖRÜYOR'

Erdoğan'ın neden özellikle Kuzey Doğu Suriye’yi hedef aldığı sorusuna "Bu sistem Kürtleri tehdit olarak görüyor, Kürtlerin güçlenmesini kendi varlığına tehlike olarak görüyor. Bu nedenle bütün çetelere destek verdiler, DAİŞ de bunlardan biri. Kobanê’yi hepimiz hatırlıyoruz, Erdoğan’ın ‘düştü düşecek’ açıklamasını unutmayalım. Kobanê kime karşı mücadele ediyor. DAİŞ gibi insanlık değerlerini hedef alan, katliamlar yapan, kadınları köle pazarlarında satan çetelerin saldırılarına seviniyor. Diğer yandan bakıyorsunuz, ‘Kürt kardeşlerim’ diyor. Vicdan, ahlak diye bir şey bırakmadılar. Kürde düşmanlığı önceliyorlar. Kürtler irade sahibi olmasın diye Türkiye’nin bütün imkanlarını seferber ediyorlar. AKP Genel Başkanı, ‘bir kurşun ne kadar?’ diye sormuştu. Kim sana o kurşunu sık diyor?" yanıtını veren Öztürk, "Kürt düşmanlığının sonucu ne olur?" sorusu karşısında ise şu ifadeleri kullandı:

'TÜRKİYE HALKLARININ YARINLARI SATILIYOR, BUNA KARŞI DURMAK GEREK'

"Kürt düşmanlığını Türkiye’yi ne hale getirdiğini herkes görüyor, yaşıyor. İçeride dibe battı, dışarıda da itibarsız hale geldi. Putin ve Biden görüşmesinde de sonuç alamadı. Saldırı hazırlıkları var biliyoruz. Ancak bugüne kadar ABD ve Rusya onay vermedi. Bu kez ne yapıyor, içeride Kürtlere gözaltı ve tutuklamalarla saldırıyor. Ömrünü bu şekilde uzatmaya çalışıyor. Ellerinde başka bir şey kalmadı. Bu da çözüm değil. Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma bakalım, bu savaş ısrarının sonucudur. 2013-2015 yılları arasında Türkiye halkları çözümü, yansımalarını gördü. Ancak bu devletin, iktidarın hesabına gelmedi. İmralı’da, Dolmabahçe’de kurulan masayı devirdiler, tecridi derinleştirdiler, Sayın Öcalan üzerinden savaşı başlattılar. Bu nedenle Kürdistan’ın dört parçasında Kürtleri iradesizleştirmeye çalışıyorlar. Bugüne kadar sonuç alamadılar, bugünden sonra da sonuç alamayacaklar.

Erdoğan’ın temsil ettiği sistem çöktü. Ancak bu saldırıların faturasını da Türkiye halklarına bir bütünen ödetiyorlar. Bu nedenle Türkiye halkları bu saldırılara karşı sesini yükseltmeli. Türkiye halklarının yarınları satılıyor, buna karşı durmak gerekiyor. 

Tüm bu savaş politikalarının AKP-MHP’ye faturası bitişi olacak. 'Çöktürme Planı' ile hesapladıkları, kısa bir zaman diliminde sonuç almaktı. Kürtlerin direnişi büyüdükçe, onlar sıkıştı. Hâlâ sürdürüyorlar ama plan tutmadı. AKP-MHP ağır bir hasta, ömrünü uzatmak için saldırılarını sürdürüyorlar. Zaten Kürt düşmanlığı dışında bir politikaları da kalmadı. Türkiye halklarına da faydası kalmadı. Her şeyi tükettiler. Her yönüyle bittiler, tükendiler. Ekonomik olarak da bittiler. Dünya devletleri de artık Türkiye’yi muhatap almıyorlar. Türkiye siyasetini bitirdiler. Kimse Tayyip Erdoğan’ı ciddiye almıyor. Bu sistemin bir ciddiyeti kalmadı. Her gün anketler yapıyorlar, oyları eriyor. Artık AKP içinden “artık yeter” tepkileri yükseliyor. Evdeki hesapları çarşıya uymadı. Kürtler bunu boşa çıkardı."