Emre CAKA


ARTI GERÇEK- Norveç ve Almanya'nın saha içerisinde protestosu, Fransa'nın 'Boykot' çağrısına Almanya'nın destek vermesi, FIFA'nın 'İfade özgürlüğüne saygı duyuyoruz' açıklaması, UEFA kriterlerine göre İnsan Hakları Sözleşmesi, Katar 2022 Dünya Kupası, Avrupa Birliği ve Türkiye'deki Suriyeli mültecilerin 'Joker' rolü... 

Dünya'nın en büyük futbol organizasyonu olan Dünya Kupası, her düzenlendiği ülkede bir festival havası yaratmasının yanı sıra bir çok çelişkiyi, ekonomik krizi, halkın tepkisini, işçi ölümlerini ve beraberinde bir çok tartışmayı da getiriyor. Tarih 2010 yılının Aralık ayını gösterdiğinde 2022 Dünya Kupası'nı düzenleyecek ülkenin Katar olduğuna karar verilmişti. Bir çok futbol severin karşı çıkmasının yanı sıra, futbolcuların bir kısmı da Katar'ın sıcaklık seviyesinden şikayetçi olmuştu. Ancak FIFA her 4 yılda bir yaz mevsiminde oynanan kupayı Katar'a verebilmek adına turnuva tarihine damga vuracak karar alarak maçları Kasım ayında oynatmayı kararlaştırmış, tüm karşı gelişlere de adeta tavrını net olarak belli etmişti.

KATAR'IN MEDYASI...

Katar'ın Dünya Kupası'na ev sahipliği yapmasının alt metinlerinden bir tanesi de medya gücü. 1990 yılındaki Körfez savaşları, tarihte ilk olarak canlı yayınlanan savaş anlamına geliyordu. CNN'in dünyaya aktardığı gelişmelerin taraflı olduğunu düşünen Katar sermayesi, Al Jazeera'yi kurmuş, Orta Doğu'yu 'Cadı' gösteren CNN kültürüne de karşı koymuştu. 2003 Irak işgali sırasında ise Al Jazeera tüm dünya tarafından takip edilen, 'Tarafsız' bir yayın organı olarak destek görüyordu. Bir taraftan da demokrasi diyen, adalet diyen, savaşların olumsuzluklarından bahseden, işçi haklarına vurgu yapan Al Jazeera'nin Katar'da göçmen işçilerin patronlarının izniyle işten ayrılabildiği, işçilerin patron istemediği sürece ülkeden ayrılamadığı, istediği otelde dahi kalamadığı gerçeğini yazmadığı da tepkilere neden olmuştu. Kol kırılıp yen içinde kalmıyor, Al Jazeera'nin ülke içerisindeki yaşananları, 2003 Irak işgalindeki en önemli askeri üstlerden birinin Katar olmasının detayları da yazması isteniyordu.

Al Jazeera, spor medyası ile bir çok ülkeye ulaşabileceğinin farkında olmasının yanı sıra, kendisini meşru bir zemine de koymanın alternatif yollarından biri olarak görüyordu. Bunu ilk olarak Fransa'da gerçekleştirdi. Fransa Ligi'nin yayın haklarını alan Al Jazeera spor kanalı yani Türkiye'den de tanıdığımız BeinSports olmuştu. 

FRANSA'DA ÖĞLE YEMEĞİ

23 Kasım 2010’da Fransa Cumhurbaşkanlığı Sarayı Elysée’de düzenlenen öğlen yemeğinde masanın etrafında Nicolas Sarkozy, Michel Platini, dönemin Katar Başbakanı ve şu anki Emiri Al-Thani ve dönemin Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Hamad Bin Jassem Al-Thani bulunuyordu. Masanın hangi sebeplerle kurulduğu spor medyasında çok gündem olmasa da yavaş yavaş kokusu çıkmaya başlamıştı. Katar, Dünya Kupası'nın en büyük favorisi Amerika'yı geride bırakarak organizasyona ev sahipliği yapma hakkını bu kurulan masadan sadece bir hafta sonra elde etmişti. Bu yemekten kısa bir süre sonra da BeinSports Fransa Ligi'nin yayın haklarını satın almış, Avrupa'da spor medyası olma adına çok büyük iş gerçekleştirmişti.

PLATİNİ: SARKOZY BENİ KULLANDI

Katar, o öğle yemeğinden bir hafta sonra Dünya Kupası seçimini kazandığı gibi, sekiz ay sonra da PSG futbol kulübünü 76 milyon avro karşılığında Qatar Sports Investments bünyesine dahil etmişti. PSG başkanı Nasir el-Halifi ile arası çok iyi olan Sarkozy, her karşılaşmayı VIP tribünde izliyor, geleceğin PSG Başkanı olarak gösteriliyordu. Nicolas Sarkozy, o öğle yemeğinin ardından rüşvet alarak Katar adına baskı yapmakla suçlanıyor ve şu anda soruşturmaların en önemli şüphelisi oluyordu. 18 Haziran 2019’da Fransa’nın yolsuzlukları araştırma kurumu tarafından kısa süreli gözaltına alınan Platini ise ısrarla Sarkozy tarafından kullanıldığını ve tamamen bağımsız sebeplerle Katar’ı desteklemeye zaten önceden karar verdiğini söylüyordu. 

KATAR ORGANİZASYONU İPTAL EDİLİR Mİ?

Bu tartışmalar yıllarca sürmüş Platini başta olmak üzere FIFA tarafından yetkili önemli isimler ceza almış, ancak Katar dünya kupası hiç bir zaman tehlikeye girmemişti. Zaten en başta da Katar'a verilen dünya kupası herkesin kafasını karıştırmıştı. Neredeyse stadyumu bulunmayan, alt yapısı olmayan, futbol ülkesi ile hiç de alakası olmayan Katar'a, 'Futbolu Körfez'e götürüyoruz' bahanesi gerçeği yansıtmıyordu.

Ancak, Uluslararası Af Örgütü'nün açıkladığı işçi ölümlerinin ardından Norveç ve Almanya'nın saha içerisinde protesto etmesi, Fransa'nın boykot çağrıları ise 'İptal edilir mi?' sorularını akla getirdi.  

ALMANYA VE NORVEÇ PROTESTO EDİYOR AMA...

Almanya Milli Takımı karşılaşma öncesinde 'İnsan hakları' yazılı tişörtler ile ısınmaya çıkmış Katar'da yaşanan vahşeti kınamışlardı. Bu protestoyu Norveç Milli Takımı da yapmış, onlar da, "İnsan hakları -saha içinde ve dışında-" yazılı tişörtler ile çıkmışlardı. Almanya'nın milli yıldızı Toni Kroos kısa süre sonrasında da, "Katar'da insan hakları yok, orada oynamak istemiyoruz" dedi. Ancak bu tepkiler gerçeği yansıtmadığı gibi insan canı üzerinden bir pazarlığın yapıldığı da söz konusu.

2010 yılında Katar'a verilmesi kararlaştırılan Dünya Kupası için neredeyse her gün işçi ölüm haberlerine sessiz kalan iki ülke, Katar'a en çok silah satışı yapan ülkeler arasında geliyor. Hatta 196 milyon euroyla Almanya’nın en çok silah sattığı üçüncü ülke Katar olmuştu daha geçtiğimiz sene.

Fransa ise 'Boykot' derken, Katar ile Fransa arasında Aralık 2017’de pek çok askeri anlaşma imzalanmıştı. Fransa, Katar’ın yedinci ekonomik ortağı kabul edilirken Katar da Paris yönetiminin, Körfez bölgesindeki en önemli ticari ortaklarından sayılıyor.

Yani AF Örgütü raporu yayınlayana kadar 'sağır Sultan'ın duyduğunu' Almanya, Norveç ve Fransa'nın duymadığını mı düşüneceğiz yoksa bu söylem ve baskılarla Katar'ı masaya oturtup silah ihracatını yükseltmenin mi planları olduğunu düşüneceğiz? 
 
Almanya, Norveç ve Fransa insan haklarına bu kadar saygılı ise Müslüman Kardeşler'e silah veren, IŞİD'in ekonomik dostu olan Katar'a, organizasyonun verilmesine bu zamana kadar neden karşı çıkmadılar? Göçmen işçilerin, patronlar izin vermeden ülkelerine geri dönemediğini, yani yüzyılların kefalet sisteminden haberleri mi yoktu? Yoksa pandemi ile birlikte her ülkenin yaşadığı ekonomik sorunları atlatmanın bir silahı olarak mı kullanıyorlar insan haklarını?  

AB ZİRVESİ'NDE FUTBOL



Geçtiğimiz ay Avrupa Birliği Liderler Zirvesi gerçekleşti. Burada da yeşil sahalarda hem FIFA'nın, hem Almanya'nın, hem Fransa'nın, hem Norveç'in... Aslında bir çok Avrupa ülkesinin futbol içerisinde ki iki yüzlü söylemleri burada da tekrar etti. 

Türkiye hakkında "Hukukun üstünlüğü ve temel haklar önemli bir kaygı olmaya devam ediyor" denilen Zirve'de, Doğu Akdeniz'den çekilmesi gerektiğinin çağrıları yapıldı. Kamu sağlığı, Covid-19, iklim krizi ile de 'kaygı' ifadesi kullanılırken toplantının sonunda mülteciler üzerinden adeta el sıkışıldı. Her fırsatta mültecilere kapıları açmakla tehdit eden AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın taleplerini neredeyse bir bir yerine getiren AB, kapalı kapıların ardından çıktıktan sonra ise 'Kaygı' duymanın ötesine geçmemekte. Doğu Akdeniz'den çekilmesine karşılık, mültecilerin yaşam gereklilikleri adına 3 milyon euro fon vermeyi kabul eden AB, Türkiye'nin bu fonları mültecilere harcamadığını bilmiyor mu yoksa onlar da FIFA gibi, kendi bünyelerinde bulunan Avrupa Birliği ülkeleri misali kamu önünde 'insan hakları' diyip, kapalı kapılar ardında el mi sıkışıyor? 

'SUS PAYI'

Zirve'nin hemen ardından Halkların Demokratik Partisi Ekonomiden Sorum Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan ile yaptığımız röportajda şunları ifade etmişti Paylan: "AB de bu paraların mülteciler için kullanılmadığını biliyor. Bu insanlar birçok yerde kendi emekleriyle çalışarak geçimlerini sağlıyor, mülteci çadırlarının durumları ortada. Bu insanlar köle şartlarında, yoksullukla mücadele ederek yaşıyor. AB, fonların mültecilere harcanmadığını biliyor ancak Türkiye'yi de yanlarında tutmak adına bu fonu sağlıyorlar. AB ülkeleri kendi sermayelerini korumak adına Türkiye'yi çevresinden uzaklaştırmak da istemiyor. Hem ucuz iş gücü, hem yer altı ve yer üstü kaynaklarından yararlanabilmek adına Türkiye'ye sürekli 'sus payı' veriyorlar. Türkiye'ye 'tampon ülke' konumunda bakıyorlar."

Avrupa, Katar'dan 2022 Dünya Kupası üzerinden daha çok para isterken, Türkiye'ye de Suriyeli göçmenleri bırakmaması talebiyle daha fazla para veriyor ve Türkiye'de adeta bunu bir 'joker' gibi kullanıyor. 

Özetle, futbolu geliştirmek gibi derdi olmayan FIFA kendi çıkarları için kupayı Katar'a verirken, Avrupa ülkeleri de, ne Katar'da katledilen işçilerin, ne de Türkiye'de yaşayan Suriyeli mültecilerin karın ağrısını yaşamıyor.