ARTI GERÇEK - Cumhuriyet gazetesi yazarı Erdal Sağlam, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın "Merkez Bankası Başkanımla konuştum. Temmuz-ağustos gibi faizlerin inmesi lazım" sözlerini hatırlatarak, "Cumhurbaşkanı’nın faiz indirimi için temmuz-ağustosu işaret etmesine rağmen Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu, piyasalarla yaptığı toplantıda faiz indirimi için eylül ayını işaret etti. Kavcıoğlu’nun erken faiz indirimi beklenmemesi gerektiğini söylemesi piyasaları biraz rahatlattı. Ancak Cumhurbaşkanı’nın faiz konusundaki inadı bilindiği için piyasalardaki tedirginlik devam ediyor" diye yazdı.

Sağlam'ın "Ağbal’a yapılan faiz baskısı tekrarlanırsa" başlıklı yazısında yer alan değerlendirmeler şöyle:

"Tüm dünyada enflasyon ve buna bağlı faiz artışları gündeme gelirken Türkiye’de Merkez Bankası’nın ne zaman faiz indireceği merakla bekleniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha önceki başkan Naci Ağbal üzerinde kurduğu faiz baskısını yeni başkan üzerinde uygulayıp uygulamayacağı merak konusu.

Geçen hafta içinde çıktığı TV programında “Merkez Bankası Başkanımla konuştum. Temmuz-ağustos gibi faizlerin inmesi lazım” deyince kurlarda meydana gelen büyük artış, Cumhurbaşkanı’nın bir süre suskun kalmasına neden oldu. Ancak bu suskunluğun ne kadar süreceği bilinmiyor.

Cumhurbaşkanı’nın faiz indirimi için temmuz-ağustosu işaret etmesine rağmen Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu, piyasalarla yaptığı toplantıda faiz indirimi için eylül ayını işaret etti. Kavcıoğlu’nun erken faiz indirimi beklenmemesi gerektiğini söylemesi piyasaları biraz rahatlattı. Ancak Cumhurbaşkanı’nın faiz konusundaki inadı bilindiği için piyasalardaki tedirginlik devam ediyor.

Martta görevden alınmasına piyasaların büyük tepki verdiği eski Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal, artan enflasyon nedeniyle yüksek oranlı artışlar yapmak zorunda kalmıştı. Son olarak piyasalar 1 puanlık artış beklerken 2 puanlık artış yapınca, Ağbal bir gecede görevinden alındı. Kulislere göre daha önce de yüksek faiz artışı yaptığı için Cumhurbaşkanı, Naci Ağbal’ı görevden almak istemişti. Ancak araya giren Ömer Çelik gibi kendisine yakın isimler, mecburen faiz artırdığını belirterek görevden almanın yanlış olacağını söyleyince bu kararından vazgeçti. 

Ağbal’ın görevden alınmasından sonra piyasalar bir türlü kendini toparlayamadı. Özellikle yabancı sermaye panik yaparak paralarını zarar etme pahasına geri çekti. Ağbal’ın gidişi, aynı zamanda kasımdan önceki Albayrak yönetimine dönme algısı yarattığı için bu kadar büyük tepki gördü.

Mart ayından bu yana piyasalar kendini toparlayamadı, kurlardaki artış trendi sürdü. Bundan sonra yabancı sermaye Türkiye’ye gelmekten geri durdu. Bütün bu yaşananlara rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın düşük faiz inadı devam ediyor.

Halbuki hem küresel gidişat hem de Türkiye’ye özgü koşullar kolay kolay faiz indirilemeyeceğini açıkça gösteriyor. Son günlerde ABD ve Avrupa başta olmak üzere enflasyon tartışmaları yeniden başladı. Bugün açıklanacak olan ABD enflasyon verileri, piyasaların yönü açısından belirleyici olacak.

Enflasyondaki artış trendinin piyasalara en büyük etkisi kriz döneminde piyasalara verilen paranın artık geri çekilmesiyle yaşanacak. Yakında önce tahvil-bono alımlarının azaltılması dolayısıyla paranın kısılmaya başlaması bekleniyor. Bunun ardından ise ABD Merkez Bankası Fed’in faiz artışlarına başlaması gerekecek. Bunun hemen olmayacağı kesin. Fed’in tüm bu değişiklikler için önce iletişim politikalarıyla piyasaları hazırlaması, ardından belirli bir süre geçtikten sonra faiz hareketine girmesi bekleniyor. Ancak daha uzun zaman alacak olsa bile Fed’in bu konudaki sinyallere başlaması piyasalardaki yönün değişmesine neden olacak.

NE ZAMAN İNECEK?

Kısacası; dünya enflasyon trendine giriyor. Bununla birlikte sıkı para politikasına geri dönüşün başlayacağı aşikâr. Sadece bunun zamanlaması konusunda tartışmalar devam ediyor.

Bu hareketler başladığında bundan en fazla zararı görecek olanlar bizim gibi gelişmekte olan ülkeler, çünkü sermaye kendi ülkesinde kâr imkânı çıkınca parayı dışarıya götürmekte daha çekimser kalacak. Dolayısıyla risk algısının azalması bekleniyor.

Türkiye’nin durumuna gelecek olursak; tüm gelişmekte olan ülkelere kıyasla uzun süredir olumsuz ayrıştığı ortada. Ekonomi çok kırılgan hale geldi; bu nedenle yabancı sermaye bir risk alacaksa bunun için son seçeceği ülkelerden biri Türkiye oluyor. Risk primini gösteren CDS primi 400’lerde seyrediyor.

Türkiye ekonomisinin bu kadar kırılgan olması, dolayısıyla en yüksek riskli ülkeler arasında olmasının nedeni ise ekonominin kötü yönetilmesi. Bir başka deyişle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mesnetsiz olarak faiz üzerinde kurduğu baskı, bunun kurlar başta olmak üzere tüm ekonomik dengeleri etkilemesi. 

Tabii ki dış politikada yapılan vahim hatalar, içeride devlet-mafya ilişkilerinin ayyuka çıkması gibi siyasi nedenler de ekonominin üzerindeki riski artırıyor. 

Türkiye, Erdoğan’ın faiz baskısı nedeniyle, aslında olması gerekenden daha yüksek faiz oranlarına sahip; TL’nin değeri bu nedenle bu kadar düşük.

Hızlı artan kurların da etkisiyle Türkiye’de enflasyon oranları bir süre daha yüksek devam edecek. Küresel enflasyonun da etkisiyle ne zaman aşağı ineceği ise henüz belli değil. Yani Merkez Bankası’nın eylül ayındaki indirim niyeti gerçekleşemeyebilir. Erdoğan yeniden zamansız faiz indirimini başlatırsa en kötüsünü görmeye hazır olalım."