Türkiye'de uzun yıllardır aralıklarla gündeme gelen "yeni anayasa" tartışmaları, özellikle AKP iktidarı döneminde daha sık ve daha sert ifadelerle gündeme gelirken, tek başına iktidar olmanın verdiği güçle önce anayasa üzerinde, sonra da hükümet sisteminde değişikliklere gitti.

Bu değişikliklerin ardından MHP ortaklığı ile kurdukları "Cumhur İttifakı" ile birlikte AKP, yeni dönem için yeni bir anayasayı sürekli gündeme getirdi. Yasatma, yürütme ve yargı mercilerinin "güçler ayrılığı" ilkesinin ortadan kalkması ve hemen hemen bütün kurumların doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlanması bile iktidar için yetersiz kaldı. 

Çok daha köklü bir değişiklik isteyen ve bunun için yeterli çoğunluğu bulunmayan iktidar, geçmişte olduğu gibi Erdoğan'ın şahsi popularitesini kullanarak çeşitli referandumlarla istediği değişiklikleri "halk oyuna" sunmak istiyor. 

Bu tartışmalar devam ederken anayasa hukukçusu Ergun Özbudun, "Yeni Anayasa Tartışmaları" başlığıyla bir yazı kaleme aldı. 

Özbudun, "Cumhur İttifakı’nın toplam milletvekili sayısı, yeni bir anayasa önerisini referanduma sunmak için gerekli 360 sayısının çok altındadır. Bu sayıya ulaşmadan onu referanduma sunmak da, Anayasamıza göre mümkün değildir. İktidar bloku liderleri bu realiteyi elbette bildiklerine göre, böyle bir projeyi gündeme getirmelerindeki amaç ne olabilir? Bence bu amaç, seçmenin dikkatini yakıcı ekonomik sorunlardan ve yolsuzluk iddialarından uzaklaştırmak, onu hiç değilse bir süre için yapay bir gündemle oyalamaktır." diyerek yazısında şu ifadelere yer verdi:

"Türkiye’nin yeni bir anayasa ihtiyacı, yakın geçmişinde olmadığı kadar zorlayıcıdır. Türkiye’nin milletlerarası demokrasi ölçüm kuruluşlarına göre uzun zamandır “kısmen hür” (partly free), yani “liberal olmayan demokrasiler” (illiberal democracy) kategorisinde olan siyasal rejimi, 2017 Anayasa değişikliğiyle birlikte otoriter rejimlere doğru kaymış; nitekim Hürriyet Evi’nin (Freedom House) 2018 Dünya Raporunda ilk defa olarak “hür olmayan ülkeler” (not free countries) kategorisine düşürülmüştür.

Halen Türkiye siyasetinin gündeminde iki yeni anayasa tasavvuru vardır. Biri Millet İttifakı’na dâhil veya onunla işbirliği halindeki altı muhalefet partisinin savunduğu güçlendirilmiş (veya iyileştirilmiş) parlamenter rejim projesidir. HDP de bu projeye yatkın görünmektedir. Bu proje, basit bir hükümet sistemi değişikliğinden ibaret olmayıp, tam bağımsız yargı, temel hak ve hürriyetlerin güçlendirilmesi, sosyal devlet politikalarına ağırlık verilmesi, kamu görevlerinde kayırmacılığa ve nepotizme son verilerek liyakat kriterinin esas alınması, çevrenin korunması gibi son derece önemli politika alanlarını da kapsamaktadır. Sözü geçen muhalefet partileri arasında bu konularda bir fikir ayrılığı da göze çarpmamaktadır. Dolayısıyla muhalefetin bu projesi, gerçek bir anayasa projesidir ve kamuoyu araştırmaları seçmen çoğunluğunun da böyle bir değişikliğe taraftar olduğunu göstermektedir.

Öte yandan, iktidardaki Cumhur İttifakı partileri de bir yeni anayasaya taraftar görünmektedir. MHP, 100 maddelik bir anayasa teklifinin hazır olduğunu ifade etmiş, ancak henüz bunun içeriğini açıklamamıştır. AKP’nin bu konuda çalışmalar yaptığı bilinmektedir. Sayın Cumhurbaşkanı çok yakınlarda, Cumhur İttifakı’nın yeni anayasa projesinin yeni yılın ilk aylarında kamuoyuna sunulacağını açıklamıştır.

Bu projenin içeriği açıklanmamış olmakla birlikte, gerek Sayın Erdoğan, gerek Sayın Bahçeli, halihazır Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden bir geri dönüşün söz konusu olmayacağını kesin bir dille ifade etmişlerdir. Sayın Erdoğan’ın 30 Eylül tarihli şu sözleri, bu konuda bir tereddüde yer bırakmamaktadır:

"Parlamenter demokrasiye dönüş noktasında asla böyle bir şey söz konusu değil. Başkanlık sistemini getiren bir iktidar kalkıp da muhalefetin kuyruğuna takılır mı? Böyle bir şey asla olamaz. Biz başkanlık sistemini getirdik ve bu yeni sistemden de memnunuz. Başkanlık sistemiyle inşallah yolumuza devam edeceğiz. Başkanlık sistemiyle aldığımız mesafe de ortadadır. Bizi yıllarca geride bırakmış olan eski vesayetçi sistemi tekrar denemenin anlamı yok. Eski sistem demek, yamalı bohça demektir. Eski sistem demek, sürekli koalisyon hükümetlerinin olması demektir. Eski sistem demek, kesinlikle sağlıklı bir yönetim biçiminin olmayışı demektir. Olay bu kadar basittir."

Bu kadar kesin ifadeler karşısında Cumhur İttifakı’nın anayasa projesinin içeriği ne olabilir? Mantıken bu sorunun cevabı, bu projenin hiçbir önemli yenilik içermeyen bazı kozmetik değişikliklerden ibaret olacağıdır. Ancak ilginçtir ki, iktidar yanlısı medya, bazı AKP kurmaylarına atfen birtakım değişikliklerin düşünülmekte olduğunu ifade etmektedirler.

Bunlardan biri, yarı-başkanlık sistemine benzer bir sistemin düşünülmekte olduğudur. Bu yorumu gerçekçi bulmaya imkân yoktur. Yarı-başkanlık sisteminin bir unsuru halkça seçilmiş ve güçlü anayasal yetkilere sahip bir cumhurbaşkanı ise, diğer unsuru parlamentonun güvenine dayanan bir başbakan ve bakanlar kuruludur. Bu ikinci unsurun benimsenmesi, yürürlükteki hükümet sisteminde çok köklü bir değişiklik anlamına geleceğinden, iktidar blokunun bunu kabul etmesi ihtimal dâhilinde değildir. Cumhur İttifakı’nın bu alanda önerebileceği değişiklikler ancak marjinal ya da kozmetik olabilir. Zaten yarı-başkanlık sisteminin özenilecek bir yanı da yoktur. Bu sistem, yürütme gücünün cumhurbaşkanı ile başbakan ve bakanlar kurulu arasında bölüşülmüş olması nedeniyle krizlere ve istikrarsızlığa en çok maruz olan hükümet sistemidir.

Başka bir rivayet, Cumhur İttifakı’nın teklifinde, lâiklik Anayasadan çıkarılmasa bile, onun içini boşaltmaya yönelik bazı ifadelerin bulunacağıdır. Bundaki amacın, AKP’nin süratle kaybetmekte olduğu dindar muhafazakâr seçmenin desteğini muhafaza edebilmek olduğu açıktır. Böyle bir öneriye muhalefet partilerinden hiçbiri iltifat etmeyeceği gibi, MHP’nin de kendi kimliğini inkâr etmeden buna rıza göstermesi ihtimali düşüktür. Bu parti, defalarca Anayasanın ilk dört maddesinin kendisi için kırmızı çizgi olduğunu ifade etmiştir.

Nihayet, Cumhur İttifakı’nın toplam milletvekili sayısı, böyle bir öneriyi referanduma sunmak için gerekli 360 sayısının çok altındadır. Bu sayıya ulaşmadan onu referanduma sunmak da, Anayasamıza göre mümkün değildir. İktidar bloku liderleri bu realiteyi elbette bildiklerine göre, böyle bir projeyi gündeme getirmelerindeki amaç ne olabilir? Bence bu amaç, seçmenin dikkatini yakıcı ekonomik sorunlardan ve yolsuzluk iddialarından uzaklaştırmak, onu hiç değilse bir süre için yapay bir gündemle oyalamaktır."


İlk kez Perspektif'te yayımlanmıştır: https://www.perspektif.online/yeni-anayasa-tartismalari/