‘Eş başkanlık sahiplenilseydi kadın kurumsallaşmasına bu kadar fütursuzca saldırılar olmazdı’



Artı Gerçek

'Bugün Türkiye toplumunun gelişmesinin dinamik unsuru kadın gücü ve onun politikadaki yansımasıdır.'


HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, “Eğer eş başkanlık sistemi de uygulanması gerektiği kadar sahiplenip güçlendirilseydi bugün başta belediyeler olmak üzere her düzeyde kadın kurumlaşmasına bu kadar ağır ve fütursuz saldırılar geliştirilmeyebilirdi” dedi.
 
Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) 31 Mart 2019 seçimlerinden sonra kazandığı belediyelere atanan kayyımlara gerekçe olarak eş başkanlık sistemi gösterildi. 
 
HDP 2’nci Olağan Kongresinde eş başkanlığa seçilen Figen Yüksekdağ, iki yıl eş başkanlık görevini yürüttükten sonra 4 Kasım 2016 tarihinde tutuklandı. 3 buçuk yıldır Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, eş başkanlığı ve kayyım atamalarına dair jinnews'ten Habibe Eren'in sorularını yanıtladı.
 
* Daha önce fiili olarak uygulanan ama 2014 ile Türkiye’de resmi olarak kabul edilen eş başkanlık sistemi ile HDP’nin Eş Genel Başkanlığına seçildiniz. Yasalaşan eşbaşkanlık sisteminin kadın mücadelesi ve demokratik siyaset için önemi ve anlamı nedir?
 
Eş başkanlık her şeyden önce,  uzun yıllar süren kadın özgürlük ve eşitlik mücadelesinin ürünü. Kendinden önceki bütün kadın isyanlarının, arayışlarının derdini de muradını da paylaşan yeni bir düzey. Türkiye’de ilk olarak Kürt kadın özgürlük hareketinin siyasal kulvarında ortaya çıkan ve devlet tarafından resmen reddedilse de fiilen uygulamaya geçilen bir sistem aynı zamanda. Bu açıdan eşbaşkanlık sistemi, kadınların merkezden yerele kadar egemen sisteme karşı fiili meşru mücadele tavrı ve tarihinin de bir yansımasıdır. 2014’te eş genel başkanlık sisteminin resmen kabul edilmesi, zorlu ve köklü bir mücadelenin kadınların kazanımıyla sonuçlandığı ara kesitlerden biridir. Ara kesit diyorum çünkü erkek devlet siyaseti kadın duruşunu zorlaması nedeniyle eş genel başkanlığı düzeyinde eşit temsiliyeti tanısa bile diğer parti kademelerinde,  yerel yönetimlerde yasal bir hak olarak tanımadı hiçbir zaman. Ama erkek egemen siyaset güçlerinin bu kadın kazanımını budama, uygulamalarını sınırlama tutumuna rağmen, çok geniş ve etkisi yüksek bir alan açıldı. Kadın özgürlük mücadelesinin sokakta, sendikalarda,  derneklerde,  siyasi partilerde,  belediyelerde parlamentoda belirginlik ve etki kazanan varlığı, eşbaşkanlık kurumunun gelişimi ile doğru orantılı ve eş zamanlıdır. Yani eş başkanlık sistemi birçok kadın kazanımının önünü açmıştır.  
 
Diğer etkisi de toplum üzerindeki yansıması ile kadınları kamusal yaşama, siyasete katılım yönünde cesaretlendirmesi, önünü açması, tarihsel bir bilinç ve aydınlanma dalgası yaratmış olmasıdır. Bugün kadınlar canı pahasına da olsa eskisi gibi yaşamak istemiyorsa, bunda siyasal alandaki eşit temsiliyet deneyiminin ve kazanılan düzeyin ciddi payı vardır.  Eşitliği fıtrata bağlayıp imkânsız görenlere karşı, eşitliği fırsata bağlayıp mümkün hale getirenlerin mücadelesi hâlâ sürüyor. Bu nedenle eşbaşkanlık sisteminin özü, bir amacı olan kadın ve her alanda eşitlik fikri ve pratiğinin süreklilik kazanması,  toplumsal yapıya nüfuz etmesi için mücadele tayin edici önemdedir. Hem yaşamın hem siyasetin demokratikleşmesi bu yolla mümkündür. Bugün verili düzen siyaseti ve demokratik siyaset arasındaki temel çelişki de kadın hak ve eşitliğine bakış açısıyla eşbaşkanlık sistemidir. Bu çelişki ve çatışma durumunda kadın kazanırsa demokratik siyaset de kazanır. Dolayısıyla eşbaşkanlık sisteminin korunması, yaygınlaştırılması, güçlendirilmesi demokratik halklar hareketinin kader çizgisini belirler. Tabi ki düzen siyasetinin üzerine de hayati bir etkiye sahiptir. Zaten bundan ötürü eşbaşkanlık sistemi ve kazanımlarına ya doğrudan saldırıyor ya da yok sayıp hiçleştirmeye çalışıyorlar.
 
 * Kadın özgürlük mücadelesinin kazanımı olan eşbaşkanlık sisteminin Türkiye’deki kadın hareketleri açısından getirisi ne oldu?
 
Kadın hareketi, eşbaşkanlık sisteminden, eşbaşkanlık uygulayan parti ve örgütlerde yaygın kadın hareketinden daha fazla faydalanabilirdi.  İşçi hareketindeki parçalık durumunun bir benzeri kadın özgürlük mücadelesinde de yaşanıyor ne yazık ki… Son dönemde “Kadınlar Birlikte Güçlü” ya da şiddete, cinayetlere karşı eylem ve işbirlikleri gibi gelişmeler yaşanıyor. Ama kadınlar her alandaki ilerici, devrimci potansiyelini gerektirdiği gibi birleştirip seferber edemiyor.  Burada bizlerin HDP çatısı altında ama özerk mücadele yürüten kadınlar olarak da sorumluluk payımız var.  Ne var ki; eşbaşkanlığın bir kolektif kazanım zemini olarak son dönemde yeterince sahiplenildiğini de söyleyemeyiz. Örneğin, kayyım atamalarıyla eşbaşkanlık kurumuna yönelik tasfiye operasyonu karşısında güçlü ve birleşik sahiplenme hareketi zayıf seyrediyor. Kadın hareketinin ve kadın kitlelerinin bir kırım, katliam saldırısı ile yüz yüze olduğu,  güç bela kazanılan hakların yok edildiği ve tehdit altında olduğu düşünülürse eşbaşkanlık gibi makro siyasi düzeyde elde edilen bir kazanımın sahiplenilmesi hayati önemdedir. Eşbaşkanlığın kadın hareketine yaptığı tayin edici katkılar dikkate alarak,  buradaki bir gerileme ya da kaybın hareketin genelinde irtifa kaybettireceği unutulmamalı.
 
Eşbaşkanlık uygulamasının kadın hareketine en önemli katkısı, toplumsal cinsiyet eşitliği fikri ve pratiğinin siyasette yer edinmesi, sosyal anlamda da önemli bir kabul alanı yaratmış olmasıdır. HDP’de ki eşbaşkanlık ve eşit temsiliyete dayanan sistem, kadın özgürlüğü ve kurtuluşunu her düzeyde temel alan siyaset tarzı, felsefesi, demokratik alandan tutalım da ataerkil düzen partilerine kadar çok geniş bir kesimi kadın konusunda ilerlemeye zorlamıştır. Geçmişle bugün arasında HDP, eşbaşkanlık yetkisi olarak tanımlanabilecek belirgin bir fark yaratmıştır. Bugün kadın özgürlük hareketinin meşruiyet alanı bu kadar genişlediyse, temel kadın hakları kavramı kamuoyuyla yer ettiyse, bireysel ve kolektif olarak etkin bir kadın aydınlanması yaşanıyorsa bunda eşbaşkanlık deneyiminin rolünü teslim etmelisiniz.
 
* Peki eş başkanlığın hayata geçirilmesinde partiniz içinde zorluklar ile karşılaştınız mı? Karşılaştıysanız ne tür zorluklar oldu?  
 
Tabii ki sayısız zorluk yaşadık ve yaşıyoruz. Erkeklerin ve ataerkil statükocu anlayışın açık ya da örtük engelleri, kabullenme sorunları, bütünsel anlamda hiçbir zaman aşılamadı. Aslında bakarsanız; bu durum kadınlar ve kadın örgütü için sürekli bir mücadele anlamına geliyor. Bazen kadınlarda bezme, geri çekilme, inisiyatif kırılması gibi durumların yaşanması da kaçınılmaz olabiliyor. Bilhassa da yerellerde kadınların eşbaşkanlık görevi üstlenmesinde ciddi zorlanmalar oldu geçmişte. Bildiğim kadarıyla bugün bu durum daha ciddi bir boyuta ulaştı. Bir tarafta cinsiyetçi, faşist zor ve kuşatma, diğer tarafta siyasal bir rol paylaşımında kadına dayatılan etkisiz eleman pozisyonu, bunların yanında bir de parti içinde mücadele etme zorunluluğu olunca kadınlar için işler hiçbir zaman kolay yürümüyor.  Hele de çocuklu ve ekonomik, sosyal koşulların sorumlulukları ağır kadınlar zaten başta siyasete eşit pozisyonda katılmıyor. Bizim partimizde de kadınlar olarak her yapısal ve güncel sorunu katlarıyla yaşadık. Özerk bir kadın yapılanmamızın olması Kadın Meclisi’nin bütün politik süreçlerde çözüm iradesi geliştirmesi de sorun zeminini ortadan kaldırmıyor. Çünkü erkek egemenliği her durumda kendisini yeniden üretiyor. Kadınlar öz üretimleri ile bu durumu aşamadığında ataerki, cinsiyetçi yargı ve blokajlar şekilden şekle girerek kendini yaşatıyor. Kendi deneyimimde de yaşadığımız ortak deneyimlerde de bu gerçeğin ne yazık ki çok şeklini gördüm. Aslında bakılırsa en azından demokratik politik cenahtan herkesin de gerçeği gördüğünü düşünüyorum. Mesele daha çok gördüğünü anlamakta ve anladığının gereğini yerine getirmekte sanırım. Olayın en can alıcı tarafı da şu: Eğer eşbaşkanlık sistemi de uygulanması gerektiği kadar sahiplenip güçlendirilseydi bugün başta belediyeler olmak üzere her düzeyde kadın kurumlaşmasına bu kadar ağır ve fütursuz saldırılar geliştirilmeyebilirdi. Yani iktidarın zihniyeti, pratiği zaten belli ama “kadın partisi” iddiası taşıyan bir politik yapıdaki ihmal ya da ayrımcılık ciddi bir eleştiri öz eleştiri konusudur.
  
* Eş başkanlık sisteminin partililerinizce tam olarak benimsendiğine inanıyor musunuz?
 
Derinlemesine bir kavrayış ve benimseme olduğunu söyleyemem, doğallaşıp içselleştirmiş bir düzen olmaktan çok zorunluluk olarak algılandığı örnekler az değil. Eşit temsiliyetin tüzük ve program güvencesi altında olması,  bu yanıyla bir sorumluluğa tekabül etmesi elbette kötü bir şey değil ama bazı zorunluluklar kitapta yazılı olanların çok ötesindedir. Eşbaşkanlığın politik,  ideolojik, sosyolojik anlam ve yararını uzun uzun anlatmayacağım ama HDP’den eşbaşkanlığı, kadın özgürlük ve eşitlik ruhunu çıkarırsanız geriye tarihsel fark yaratan en imkansız görünen şartlarda siyasetin yönünü belirleyen HDP kalmaz. Esas olarak bunun bilincine çıkarılmasında eksiklik var. Yani eşitlik ve eşbaşkanlık çizgisinin kadınlara lütuf ya da “büyüklük erkekte kalsın” türünden bir pozitif ayrımcılık değil alternatif yaşam ve siyasetin varlık hakikati olduğu içselleşirse benimseme düzeyi de yükselir.
 
* Eş başkanlığın topluma ve seçmene yansıması nasıl oldu?
 
Kadınlara yansımasının olumlu sonuçlarından söz etmiştim ama sonuçta toplumu kadını erkeğiyle hakim ataerkil düzen ve siyaset yönetiyor. Bunun kaçınılmaz yansımalarıyla karşılaşıyoruz.  Toplumun eşbaşkanlığını algılanmasında eski ile yeninin çatışması, değişim sürecinin çelişkileri rahatlıkla görülebilir. Eskisi gibi yaşamak istemeyen kadınlar nasıl hakim erkeğin saldırısına uğruyor şiddet görüyor, katlediliyor,  aforoz edilip marjinal ilan ediliyorsa eşbaşkanlık misyonu ve bu misyonunu üstlenen kadınlar da bu realiteyle başka bir düzlemde çarpışıyor.  Toplumun yüzünü ilerlemeye, yenilenmeye dönen kesimlerinin örnek alma tavrı gelişiyor bir taraftan ama diğer taraftan da devletin erkek egemen düzenin gericiliğine dayanan büyük bir kabullenmeme ve saldırı cephesi var. Geleneksel işbölümü sınırlarının değişmemesi için iktidarın toplum algısı ve gelişim potansiyeli üzerinde ağır bir baskı kurduğu da ortada. Ama bütün sorunlara, saldırılara rağmen, Türkiye-Kürdistan yakın ve geçmiş tarihinde yaşanan en önemli ve köklü değişimlerin başında eşbaşkanlık ve eşit temsiliyet deneyimi gelir. 
 
Bugün Türkiye toplumunun gelişmesinin dinamik unsuru kadın gücü ve onun politikadaki yansımasıdır. Bunu anlayanlar ya da sezenler son yıllarda tercihlerini de gelişmeden yana yapıyor. HDP’nin toplumda bütün operasyon be blokajlara rağmen bu düzeyde karşılık bulması kadın eşitlik ve temsiliyetine atfettiği önem ve bunun gelişme ve değişim arayışına denk düşmesi ile ilgilidir. Mevcut aşamada dikkat edilmesi gereken şey, eski ile yeni,  devrimci ile statükocu, erkek egemenliği ile kadın özgürlüğü arasındaki çelişki ve mücadelede sağlam durmak. Eşbaşkanlık gibi tarihsel bir kazanımı tahkim etmektir. Zorlu geçiş süreçlerinde, toplum özgürlüğünün kadın özgürlüğünden ve eşitliğinden geçtiğini anlamak ve anlatmak da zorludur.  Değişime direncin karşısında eşbaşkanlık kurumunun da kadınların direnç ve uzlaşma mücadele mevzisi olduğunu unutmamak gerekir. Saldırılara karşı savunma, yerine başka statülerin ikamet edilmesine izin vermeme, toplumsal algı mühendisliklerine, akıl, özgüven ve özgür bir ruhla cevap olma yolu izlenirse toplumun değişme ne kadar açık olduğunda görünecektir. Yeter ki erkek iktidar zihniyetini arada engel olmaktan çıkaralım.
  
* AKP’nin 2014’te yaptığı değişiklik ile resmileştirdiği eş başkanlık, şimdi kayyım atama gerekçesi yapılarak kriminalize ediliyor. Bu bağlamda kayyım atama sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
AKP iktidarının eşbaşkanlığı sadece parti genel başkanlığı düzeyinde resmileşmesinin önünü açarak aslında ona bir sınır da getirdi. Bugün resmi kabul görmeyen ancak bizim fiili meşru düzeyde uyguladığımız belediyelerdeki eşbaşkanlık sistemi sözde bir “anti terör propagandasının” hedefi haline getirildi. Oysaki AKP-MHP ittifakının gerçekte neyi hedeflediğini çok iyi biliyoruz Belediyelerdeki eşbaşkanlık uygulaması kadın hak ve özgürlükleri hareketinin toplumsallaşması, kadınların günlük hayatlarından, mahallelerinden, evlerinden politikaya ve üretime katılmasında adeta devrimler yarattı. İktidar işte bunu vurmak istiyor. HDP’li  belediyelerde eşbaşkanlık uygulamasıyla tarihi birçok ilk gerçekleştirildi. Hiçbir partinin adını, anlamını bilmediği haklar ve hizmetler ilk ve hala bugün de tek örnekler olarak yaşam buldu.  Kadınları en kısıtlı baskıcı sosyal ve ekonomik yaşam ve yerleşim alanlarının de dahi sokağa, üretime yönetime dâhil eden yerel politik çizgiyi kırmaya, geriye savurmaya çalışıyorlar şimdi. 
 
Kayyım saldırısı özellikle de toplumun kadın yarısının iradesini, tercihlerini ve bunun sonucunda elde ettiği hakları hedefliyor. Bir taraftan da eşbaşkanlık uygulaması, yasa dışı ve “terör” bağlantılı ilan edilerek, hayati bir kadın kazanımı geri dönüşsüz olarak tasfiye edilmek isteniyor. Demokratik siyasetin her hayat damarını kesmeyi amaçlayan bir saldırı bu. Bu açıdan kadınların, “Eşbaşkanlık mor çizgimizdir” şiarıyla gerçekleştirdikleri tepki hareketi anlamlı ve önemlidir. Ama böylesine çaplı ve derin bir tasfiye operasyonuna cevap olabilmek için daha fazlasına ihtiyaç var. Elbette; görev sadece Kürt kentlerinin ve Kürt kadınlarının olarak görülürse, Türkiye’deki demokrasi güçleri ve AKP- MHP dışındaki bütün kesimler çok daha yıkıcı saldırıların, hak gasplarının ortasında bulur kendini. Bu nedenle kayyıma karşı demokratik direniş ve halk iradesine sahip çıkma nöbetlerinin ülke çapında yayılması ve birleşik bir harekete dönüşmesi gerekiyor. “Demokrasi İttifakı” ve “Kadın İttifakı” da en sağlam ve sonuç alıcı şekilde bu hareket üzerinde yeniden yapılanıp gelişecektir.
 
Öte yandan kayyım atamalarının hemen ardından, dikkatleri HDP önünde oturan annelere çevirerek işledikleri büyük suçu örtme telaşındalar. Gençleri dağa gönderen koşulların, tam da halka demokratik hiçbir alan bırakmayan, seçimle elde edilen kazanımlara hayat hakkı tanımayan, silahtan, şiddetten başka bir siyaseti yöntem kullanmayan, legal, meşru siyaset zeminlerini cehenneme çeviren iktidar tarafından oluşturulduğu gerçeğini kimse görmesin, konuşmasın istiyor. “Analar arasında hiçbir ayrım yapılmasın, evlat acısı arayışı malzeme haline getirilmesin” diyenler Barış Anneleri’ne, Cumartesi Anneleri’ne oturmayı çok görüp, yerde sürüklenmeyi reva görüyor. Oysaki kadınlar ve analar savaş ve çözümsüzlük siyasetine birlikte karşı durup, barışın, gençleri dağa ya da ölüme götüren koşulların sona erdirilmesini sağlayabilirler. 
 
Bugün HDP’yi yok etmek, linç etmek için kullanılan yöntemlerin ve ısrarın çeyreği çözüm için kullanılsaydı, Türkiye başka bir ülke olurdu. HDP’yi ve onu var eden kadınların, anaların haklılığını tüketmek için seferber olanlar bilmeli ki bu ülkenin geleceğini, enerjisini, birlikte var olma umudunu tüketiyorlar. Böylesi bir tüketicilik, yıkıcılık karşısında çözümü üretecek olan da kadınların demokratik özgücü ve mücadelesidir. Buna her zamankinden fazla inanıp, sarılmamız gereken bir eşikteyiz. 

BAĞLANTILI HABERLER