Fehmi Koru bugünkü yazısında İstanbul’da öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinde sergilenen tavır değişikliği değerlendiriyor. Sert değişimi anlamakta zorlandığını söyleyen Koru, “Neden böyle bir sert viraja ihtiyaç duyulduğu da belli değil. ‘Sıra Suudi Arabistan’la da barışmaya geldi’’ gerekçesinden başka bir gerekçe yok ortada” diyor.

Koru’nun yazısı şöyle:

"Siyasilere tavır değiştirmek yakışır. Geçmişte defalarca parti değiştirmiş milletvekili görmüştük. Hükümetler de duruma göre politikalarını değiştirebilirler; geçmişte bunu doğal görmemizi sağlayacak örneklerle de karşılaşmıştık.

Ancak gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’da infaz edilmesi ile başlayan süreçte, açılmış olan davayı sürdürmek yerine, onu infaz etmek üzere ülkemize gelmiş, kolay hazmedilmesi mümkün olmayan bir vahşetle cinayetlerini işlemiş, cesedini yok etmek için akla ziyan yöntemlere başvurmuş katilleri, kendi memleketlerinin yargısına havale etmek önceki örneklerin hiçbirine benzemiyor.

Benzemiyor, çünkü Kaşıkçı cinayeti ülkemizin özel gayretleriyle dünya kamuoyunun bilgisi ve ilgisine kavuşmuştu.

Katiller infazlarını gerçekleştirmek üzere özel uçakla ülkemize gelmiş, başkonsolosluk binasını infaz mahalli olarak kullanmış, yanlarında getirdikleri kemik testeresiyle kurbanlarını parçalara ayırmış, bavullarına doldurdukları ceset parçalarıyla geldikleri özel uçağa binerek ülkelerine dönmüşlerdi.

Yaptıklarının kimse tarafından farkına varılmayacağı güvencesiyle…

Gerçekten de infaz kimsenin dikkatini çekmeyebilir, yaptıkları katillerin yanına kâr kalabilirdi.

Öyle olmadıysa sebebi, Türkiye’nin -daha doğrusu siyasi iktidar ile onun yönlendirdiği devlet mekanizmasının- buna izin vermemesiydi.

İnfaz baştan sona devletin ilgili birimleri tarafından izlenmiş, vahşi eylem sesli olarak kaydedilmiş, daha da önemlisi, kanıtlar yerli-yabancı medya aracılığıyla bütün dünya ile paylaşılmıştı.

Türkiye istemese dünyanın Kaşıkçı cinayetinden haberi olmayabilirdi. Siyasiler bu vahşetten bütün boyutlarıyla dünyanın haberi olmasını istediler ve sonrasında başarılı bir medya kampanyasıyla konuyu global bir dava haline dönüştürdüler.

Gazeteciler, bütünüyle medya dünyası, meslektaşlarından birinin yazdıkları ve savundukları yüzünden hedef seçilmesini içlerine sindiremedikleri gibi, cinayetin işleniş biçimini kendilerine yapılmış gibi hissederek bunu daha önce görülmemiş boyutlarda bir nefret kampanyasına dönüştürdüler.

Yalnızca yabancı medya değil, iktidar cephesinin itibar ettiği köşeler ile muteber saydıkları gazeteler ve kanallar da haftalar ve aylarca Cemal Kaşıkçı cinayetini canlı tuttular.

Ülkemizin devlet ve halk olarak Cemal Kaşıkçı’ya sahip çıkması ve katillerinin mutlaka cezalandırılması için çaba göstermesi ile başlayan süreç global bir kampanyaya dönüşünce, cinayetten suçlanan ülke de daha fazla sessiz kalamadı.

Medyamızın isimlerini teker teker afişe ettiği infaz timinin üyeleri Suudi Arabistan’da da yargılandı.

Buna ‘sözde yargılandı’ demek daha doğru. Esas suçlu oldukları belirlenmiş kişiler beraat ettirilirken infaz timinin önemsiz üç-beş ismi idam cezasına çarptırıldı; ancak birkaç ay sonra onların cezaları da hapse çevrildi.

Timin önemli isimleri yakın zamanlarda dünyanın değişik köşelerinde ortaya çıktılar.

Suud mahkemesi infaz timini kimin görevlendirdiği konusuyla hiç ilgilenmedi bile.

CIA ve BM tarafından yürütülen soruşturmalar sonunda açıklanan raporlar, Cemal Kaşıkçı’nın, Suudi Arabistan yönetiminden en üst düzeyde görevlendirilmiş bir tim tarafından infaz edildiğini açıkça belirtmekte.

Raporlarda ‘en üst düzey’ isim olarak da anılıyor.

İnfazın üzerinden dört uzun yıl geçtikten ve bu arada konuya ilişkin binlerce makale, düzinelerce kitap ve onlarca belgesel yayınlandıktan sonra, Türkiye, ne olduysa birdenbire tavır değiştirdi.

Konuyu yargılayan mahkeme, adalet bakanlığı, siyaset, yürümekte olan davayı, baştan beri yargılamanın kendi görevi olduğunu belirtmiş, ancak her defasında terslenmiş olan Suud mahkemelerine tevdi ediverdi.

Başta belirttim, siyasiler tavır değiştirir, hükümetlerin politikaları değişir, bunlara alışkınız; ancak bu kez alışılmadık bir hızlı değişim söz konusu.

Daha da önemlisi, neden böyle bir sert viraja ihtiyaç duyulduğu da belli değil.

‘‘Sıra Suudi Arabistan’la da barışmaya geldi’’ gerekçesinden başka bir gerekçe yok ortada.

İyi de bu dört yıl boyunca konuya ilişkin yazılan onca yazı, yapılan onca yorum, gerçekleştirilen onca toplantı, gösteri yürüyüşü, telin mitingleri ve onlar sayesinde ayağa kalkmış olan kamu vicdanı ne olacak?

Neden kimseden bu yapılana aklı başında bir itiraz gelmiyor?

Devletin ve AK Parti’nin -bu arada iktidarın küçük ortağı partinin sözcülerinin de- çeşitli yetkililerinin sürecin en başından beri yaptıkları açıklamalar havaya gitmiş olmadı mı? Peki o yetkililerden hiçbiri neden ortada görünmüyor?

Yazarlar, yorumcular, toplantılarda konuşanlar, davayı içeride ve dışarıda yerli ve global kamuoyuna mal edenler neden susuyor?

Siyasiler ve hükümetlere yakışan tavır, millete sirayet ettirilince.. İşte bu hiç yakışık almıyor…

Cemal Kaşıkçı cinayetinde sergilenen tavır değişikliği, sert değişimi anlamakta zorlanan yurtdışında, ülkemize karşı tepkilere dönüşmek üzere."