Rıfat DOĞAN


ARTI GERÇEK - Libya'da hayatını kaybeden MİT mensubunun cenaze törenine ilişkin haber yaptıkları için tutuklanan Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu, Odatv Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Odatv muhabiri Hülya Kılınç, Yeniçağ yazarı Murat Ağırel, Yeni Yaşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik ve yöneticisi Aydın Keser 120 gün sonra bugün hakim karşısına çıktı.

GAZETECİLİĞİN YARGILANDIĞI DURUŞMA GEÇ BAŞLADI

Tutuklu gazeteciler için adliye önünde bir araya gelip destek açıklamaları yapan meslektaşları duruşma salonuna alınmadı. Saat 10:30 başlayacağı duyurulan duruşma da Barış Pehlivan'ın annesi ve babasının da duruşma salonuna alınmaması protesto edildi.  Milletvekilleri dışında, 6 sanık yakını ve 6 gazeteci olmak üzere 12 kişinin takip etmesine izin verilen duruşma ailelerin alınmaması üzerine başlayamadı. Duruşma salonuna giren bazı gazeteciler yerlerini ailelere bırakarak duruşma salonundan dışarı çıktı.

Duruşma tutuklu gazetecilerin avukatlarının da duruşma salonuna alınmasının ardından mahkeme heyeti iddianameyi okudu.

MURAT AĞIREL: HUKUK CİNAYETİNİN İŞLENDİĞİ MAHKEME KARARI İLE TUTUKLANDIM

İddianamenin okunmasının ardından Yeniçağ yazarı Murat Ağırel savunmasına başladı. Ağırel savunmasında şu ifadelere yer verdi:

"Mahkemenizde şüpheli sıfatı ile bulunma nedenim, 2937 sayılı Kanunun 27. maddesi ile birlikte TCK'nın Devlet Güvenliğine ve Siyasal Yararlarına İlişkin Bilgileri Açıklama başlıklı 329 maddesinde tanımlanan suçları işlediğim iddiasıdır. 22 Şubat günü yani suç işlediğinim iddia edilen tweet paylaşımını yaptığım gün, CKM (Cadde Bostan Kültür Merkezi)’nde imza günü etkinliği saat 15:00 da yapılacaktı. Sayın Cumhurbaşkanı bir otoyol açılışına katılmış ve 'Libya'da birkaç tane şehidimiz var' demişti. Yanlış duydum herhalde diye düşündüm, Cumhurbaşkanlığı ve Anadolu Ajansı'nın haberlerine baktım. Tekrar dinledim. Gerçekten Cumhurbaşkanı şehitlerimiz için 'tane' demişti. İnanılmaz üzüldüm. Şehitlerimizin kaç kişiydi? İsimleri neydi? Bunu öğrenip sosyal medyada paylaşmayı, sonrasında da yazı yazmaya karar verdim.


Fotoğraf: Eylem Nazlıer / Evrensel

'GÜVENLİK UZMANI ABDULLAH AĞAR'IN PAYLAŞTIĞI FOTOĞRAFLAR DİKKATİMİ ÇEKTİ'

Sosyal medyaya baktım. Konu hakkında binlerce kişi paylaşımında bulunmuştu. Hatta Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'a da bu sorulmuştu. Sayın Kalın isabet etmediğini bildirmişti. Benim dikkatimi ise Habertürk Güvenlik Uzmanı olan askeri harekât konularında devamlı TV'lerde gördüğümüz ve şehitler konusunda en doğru bilgiler veren Abdullah Ağar'ın 19 Şubat'ta yaptığı 'Vatan kimi zaman bilinen kimi zaman da Bilinmeyen kahramanlarıyla yükselir' yazıp ek olarak paylaştığı fotoğraflı paylaşımı çekti.

'MİT'İN LİBYA'DA GÖREV YAPTIĞINI DUYURAN İLK KİŞİ CUMHURBAŞKANIDIR'

MİT'in Libya'da görev yaptığını ilk duyuran kişi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'dır.  2937 sayılı kanuna göre Cumhurbaşkanı suç mu işlemiştir? Kanunda 'Cumhurbaşkanı' hariç diye bir ibare var mıdır? Bizler MİT'in nerede görev aldığını nasıl bilebiliriz? Gazeteciliğin vermiş olduğu haber refleksi ile doğru bilgileri ve düşüncelerimi paylaşmak istedim. Hainlik yapacak kişi kendi Twitter hesabından mı paylaşım yapar?

Savunmasını bitiren Murat Ağırel, savcının sorularına yanıt verirken, "Sorularınız bir niyet gözeterek yönelttiğinizi düşünüyorum" tepkisi verdi.

AYDIN KESER: BİZDEN ÖNCE YAYINLANANAN HABER, BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇERİSİNDE YAPILDI 

Ağırel'in ardından savunmasına başlayan Yeni Yaşam Gazetesi yöneticisi Aydın Keser, "Bu haber ve yazılar bizden önce internet siteleri ve haber sitelerinde yayınlanmış ve basın özgürlüğü içerisinde haber değeri taşıdığı gerekçesiyle yapılmıştı" dedi:

"4 aydır tecritteyim, eşimle yalnız bir defa görüştüm. Kardiyoloji gitmem gerekiyordu, ama cezaevinde Covid19 süreciyle cezaevinden sevk edemeyeceğini söyledi."

Hakimin "İfadenizde önce haberin siz yaptığınızı Ferhat Çelik'in 'haberin yapılacağından haberi vardı' demişsiniz, daha sonra ki ifadenizde 'ajanstan gelen haber geçmişiz' demişsiniz. Hangisi doğru?" sorusu "İkinci ifadem doğru" diyerek yanıtlayan Aydın keser, Hakimin "Haberin yayınlanmasına kim karar veriyor?" sorusuna da, "Gazetede gündem toplantısı yaparız. Ardından gazetede çıkacak haberlerimizi de internet sitemizde yayınlanıyor. İnternet sitesinde yayınlanan sorumluluğu da bize ait" yanıtı verdi.

Üye hakimin, "İçeriğe nasıl ulaştınız?" sorusunu da yanıtlayan Keser, "Tamamen editöre bağlıdır, editörün haber yayınlama bağımsızlık ilkesine bağlıdır" dedi.

FERHAT ÇELİK: GAZETECİNİN AÇIK KAYNAKLARLA HABER YAPMASI SUÇ MUDUR?

Yeni Yaşam Gazetesi yöneticisi Aydın Keser'in ardından savunmasına başlayan Yeni Yaşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik, Zaten medyanın yüzde 95’i akp’nin elinin altında. Yüzde 5'i bağımsız ve kendi çabalarıyla yapmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanı Libya’da çıkar birkaç tane şehidimiz var diye sorarsa, insanlar sorar kim bu diye?
Yurt dışındaysa akla ilk gelen askerdir. Gazetecinin açık kaynaklarla haber yapması suç mudur? Benim bu haberi yapmam için bir yerden talimat almam gerekmez. Bu süreçte kimse bu insaların mit mensubu olduğunu bilmiyor. Açık kaynaklarda böyle bir bilgi yok. Bu haberi yaparken bu insaların kimlik bilgilerinden bir haberiz. Bile bile neden MİT mensubuna binbaşı yazayım? TSK'nın Libya'da olduğuna dair hep haberler yapıldı. Erdoğan 6 Ocak’ta söylüyor. Burada bir kasıt yok, biz gazetecilik yapıyoruz. Kimseden icazet almayız. Musa Anter’ler, Hrant Dink, Metin Göktepe'lerden devraldık. Böyle küçük bir olaydan büyük bir suçmuş gibi bir şey yaratmak doğru değil. Vicdanlarda zaten biz beraat etmişiz, özgürüz. Bir ifşa kastı olmadığını ve beraatimi talep ediyorum."

Savunmasını bitiren Ferhat Çelik hakmin sorduğu "Haberlere onay verme yetkim yok demişsiniz doğru mu?" sorusuna, "Evet, özel haber olur o zaman ben de bakarım. 15 kişilik ekibimiz, açık kaynaklardan gelen haber için kimse bana sormaz girelim mi diye. Haberin arkasındayım."

HÜLYA KILINÇ: YAPTIĞIM İŞ SADECE GAZETECİLİKTİR. SUÇLAMAYI KABUL ETMİYORUM

Savunmaların ardından mahkeme heyeti duruşmaya 15:30'a kadar ara verdi. Aranın ardından duruşma Odatv muhabiri Hülya Kılınç'ın savunmasıyla başladı.

"İddianamede hakkımdai Odatv’de imzamla yayınlanan haberde dış istihbarat vazifesi olan şehit MİT mensubunun kimlik ve görevine ilişkin bilgilerine, şehide ait fotoğraflara ve özellikle de halen görevde olan bazı MİT mensuplarının da katıldığı cenaze törenine ait görüntülerine yer vermek suretiyle MİT’in görev ve faaliyetlerine ilişkin devletin gizli kalması gereken bilgilerini açıkladığım, yayınladığım, yaydığım ve MİT mensuplarının açık kimlik, görev ve unvanlarıyla birlikte ifşa ettiğim iddia olunmaktadır. 20 yıllık deneyimli bir yerel gazeteciyim. Hayatımda ilk defa böyle ağır bir suçlama ve ilk defa ağır ceza mahkemesi karşısında bulunuyorum. İmzamla yayınlanan haberde 'MİT görev ve faaliyetlerine ilişkin devletin gizli kalması gereken bilgilerini açıkladığım, yayınladığım, yaydığım ve MİT mensuplarının açık kimlik, görev ve unvanlarıyla birlikte ifşa ettiğim' suçlamasını kabul etmiyorum. Mahkemenizden tutukluluğumun kaldırılmasını ve beraatimi talep ediyorum."

Haberin yayımlanmasından önce Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'Libya’da birkaç tane şehidimiz var' açıklamasını hatırlatan Kılınç, yaptığı işin, sadece ve sadece gazetecilik olduğunu söyledi.

BARIŞ PEHLİVAN: İDDİANAME YALAN SÖYLÜYOR

Odatv muhabiri Hülya Kılınç'ın ardından savunma sırası Odatv Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan'a geldi. Savunmasına George Orwell'ın 'Geçmişi denetim altına alan, geleceği de denetim altına alır. Şimdiyi denetim altına alan, geçmişi de denetim altına alır' sözleriyle başlayan Barış Pehlivan, davanın soruşturma sürecinde, "Vücut yerine aklın, belleğin ve dolayısıyla gerçeğin nasıl parçalanmaya, nasıl yalan rüzgarında savrulacak kül haline getirilmeye çalışıldığını" gördüğünü söyledi:

"Bizi bu sanık sandalyesine oturtanların temel motivasyonu da işte bu söz.  O halde bana düşen; şimdiyi anlamak ve geleceğimizi kurtarmak için geçmişi doğru anlatmaktır. Bunu da yok etmek istedikleri aklımıza, belleğimize ve gerçeğe sahip çıkarak yapacağım.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 'Libya’da birkaç tane şehidimiz var' açıklaması yaptı. Aynı gün, sosyal medyada şehitlerin isimleri, fotoğrafları ayrıntılarıyla defalarca paylaşıldı.

'İDDİANAME İSTEMEDEN KABUL EDİYOR Kİ, İFŞANIN İFŞASI OLMAZ'

Savcılar diyor ki, AYM 'daha önce ifşa edilmiş olsa dahi suçtur' diye karar verdi. Peki bu doğru mu? Yani, AYM'nin gerçekten böyle bir cümlesi, iması, yorumu, kararı var mı? Açtım baktım, ilgili tarihteki karara. Yok. Sayın heyet. İddianame yalan söylüyor. Bunu nasıl yapabilirler; inanın aklım almıyor ama AYM kararında olmayan bir yorum yaratılıyor ve aslında suç yaratılıyor. İddianame istemeden de olsa kabul ediyor ki; ifşanın ifşası olmaz. Bundandır ki, haberimizde şehit MİT mensubuna dair suç yok.

Biz, çocuklar adil bir gelecekte yaşasın diye bu çileli yolu seçtik. Ne kadar başarılı olduk ya da olacağız o gelecek için, ileride tarih kitapları yazar. Ama çocuğum yarın 'peki, o günlerde sen ne yaptın' diye sorarsa, başımı eğmeden gözlerinin içine bakıp anlatacağım bir mücadeleyi miras bırakmak istiyorum."

'BU DAVANIN İLLE DE BİR YERİNDE OLACAKSAM SAVCISI DEĞİL SANIĞI OLMAK İSTERİM'

Barış Pehlivan'ın ardından savunmasını yapan Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu, haklarındaki iddianame için,  "Ben de bir iddianameyi elime alınca önce başına ve sonuna bakarım. Kendim için de öyle yaptım. Ve dedim ki 'başı da sonu da yalan, yanlış ve tutarsız" ifadeleri kullandı:

"Öncelikle şunu söylememe müsaade edin. Bu davanın ille de bir yerinde olacaksam savcısı değil, sanığı olmayı tercih ederim. Bunun bir sebebi var. İnsan ancak kafasını kaldırıp ufka baktığı zaman dünyanın yuvarlak olduğunu görebilir. Ben de istikbale baktığımda bu davada verilecek mücadelenin, ülkemin adaletine katkıda bulunacağını ve yargının çürümüş dallarının budanmasına vesile olacağını görüyorum. Emin olun, bu baş aşağı duran fotoğraf düzeldiğinde, bu iddianameleri yazanlar kendilerinden öncekiler gibi işledikleri günahlarla anılacak! Ancak biz; bir fikirde, bir kelimede, bir harfte yaşamaya devam edeceğiz.

Yargılanırız, varsa suçumuz mahkûm oluruz, ardından infazımız yerine getirilir. Hukukun ilerleyişi budur. Oysa siyasi intikam davaları pek de öyle işlemiyor. Önce infaz ediliyorsunuz, yargılama ona yetişmeye çalışıyor. Sayın Hâkimler, basit bir sorum var: Devlet yurttaşlarına tuzak kurar mı? Hukuk devleti tabii ki kurmaz. Ama devletin üniformasını kendi aidiyetlerine kalkan yapanlar kurar.

'EĞER BU TEZGAHI KURANLARIN BİR DEVLETİ VARSA BEN O DEVLETİN TERÖRİSTİYİM'

"Eğer bu tezgâhı kuranların bir vatanı varsa ben o vatanın hainiyim! Ne mutlu bana bir vatanları yok. Eğer bu tezgâhı kuranların bir dini varsa ben o dinin kafiriyim! Ne mutlu bana imanları yok. Eğer bu tezgâhı kuranların bir devleti varsa ben o devletin teröristiyim! Ne mutlu bana onlar çetelerini devlet sanıyorlar. 101 yıl önce bugün Mustafa Kemal de Saray’dakilerin haini, işgalcilerin teröristi, işbirlikçilerin kafiriydi. Milletin hürriyetini şahsi ikbalinin önüne koyanlar korkusuz olmalı, küfrün üzerine yürümelidir.

83 milyonun bildiği ve Meclis’te ifade edilmiş bir konunun haber yapılmış olmasının bu kanunun özüyle örtüşmediği açık şekilde ortada. Arkadaşlarımız kanunun gerekçesine bakarsa burada ne murad ettiğimizi çok net görürler. Sadece bir kanun çok açık değilse orada açılır kanun yapanların neyi murad ettiklerine dair görüşme tutanaklarına bakılır. Kanunun gerekçesiyle şu an itibariyle mahkemelerin değerlendirmesi dışında bir düzenlemenin olduğunu da çok rahat görebilirler. Gerçekten de tutanaklara açıp bakın, MHP bu kanuna karşı. O gün İdris Şahin, biraz önce okuduğum şekilde anlatarak Meclis’i ikna etmeye çalışıyor. Demek bu dava dünkü FETÖ kumpaslarının devamıdır. Demek bu dava MİT Kanununun ruhuna aykırıdır. Demek bu dava dünkü FETÖ kumpaslarının devamıdır. Demek bu dava MİT Kanununun ruhuna aykırıdır. Demek bu davanın MİT mensuplarını korumakla ilgisi yoktur. Demek hak bizimle, hukuk bizimle, demek alnına kara yazılmış mağdurların ruhu bizimledir."

 

"Bakın, iddianamede Anayasa Mahkemesi’nin kanuna itirazı reddederken ifade ettiği şu gerekçesi irdelenmiyor:
Dava konusu kuralla MİT mensuplarının ve ailelerinin kimliklerinin ifşa edilmesinin suç olarak öngörülme nedeninin, bu kişilere ve ailelerine kendileriyle aynı durumda bulunan kişilere nazaran özel bir imtiyaz ve ayrıcalık tanımak değil, yürüttükleri görevleri nedeniyle kimliklerinin ifşa olmasının, MİT mensuplarının görevlerini yerine getirme imkanını ortadan kaldırması ve kendileri ile birlikte ailelerinin güvenliklerini tehdit altına sokmasıdır.”

'MİT MENSUBU İLE POLİS KANUN KARŞISINDA EŞİTTİR'

"Burada kanunun gerekçesi, şehit olan bir MİT mensubuna MİT Kanununun uygulanmayacağını açıkça söylüyor. Yani açıkça diyor ki bir polis ile bir MİT mensubu kanun önünde eşittir. Ancak MİT mensubunun ifşa olması “görevini yerine getirme imkanını ortadan kaldırır”. Kanun, MİT mensubunun yaşarken görevini yerine getirebilmesi için yaratıldığını anlatıyor."

"Şehit olan bir MİT mensubu halihazırda en büyük görevini tamamlamıştır. Başka bir dünyada yerine getirsin diye ona bu dünyadan kanunla görev verilemez. Yani bu kanun şehit bir personele görev başında gibi uygulanamaz."

'ŞEHİTLER ARASINDA AYRIMCILIK YARATIR'

"Öte yandan yine okuduğum ifadelerden anlaşılacağı gibi bu dünyada görevini şehadetle tamamlamış bir MİT mensubuna MİT Kanununu uygulamak şehitler arasında eşitsizlik yaratır. Şehitler ve daha çok şehitler ayırımını oluşturur. Anayasa Mahkemesi açıkça “niyet bu değil” derken böyle bir uygulama kanunu ortadan kaldıran ve kanunsuz bir uygulama olacaktır. Ayrıca yine görüldüğü gibi kim olduğu bilinmeyen tabut taşıyan vatandaşların arasında MİT personeli olması da meselenin özüyle ilgili değildir. Nitekim iddianame bile defalarca bir fotoğraftaki şahısların MİT mensubu olduğunu belirtmeden yayınlamanın suç olmadığını kabul ediyor"

"Siz bizim kim olduğumuzu da, niyetimizi de bilmelisiniz. Bakınız, iddianameye konu olan MİT mensubu Odatv’nin haberinde “şehit” olarak anılıyor. Odatv hükümetleri eleştirir, onların politikalarını sorgular. Ancak biz ülkesi için hayatını kaybeden kamu görevlisinin hatırasına her zaman saygı duyarız. Bu ikisini ayırmak önemlidir. Bu, Odatv için kuruluştan bugüne değişmeyen bir gerçektir. Biz, gençlerimizin emperyalistlerin çıkarları için Kore’ye gönderilmesini eleştiririz. Ama Kore’de ölen çocuklarımızın mezarlarında gözyaşı dökeriz. Çanakkale’de ülkemizi işgale yeltenen devletlere lanet okuruz. Ama onların dünyanın dört yanından toplayıp üstümüze sürdüğü yoksul gençlerin mezarlarına emanet gibi bakarız."

"Ancak açık bir başka gerçek var ki şehitlerine ve gazilerine hak etmedikleri kadar kötü muamelede bulunan bir ülkedir Türkiye. Bu benim şahsi kanaatim değil. “Vatan sağ olsun” diye kaldırılan cenazelerin ardından unutulduklarının, eğer gazi olmuşlarsa bir protez için neler yaşadıklarının sayısız haberini okumuşsunuzdur.
Ben size birinden bahsedeceğim. Afyon Sandıklı’daki şehitlikte yatan Reşat Bey’den. Şehitliğe “Çiğiltepe Şehitliği” denmesinin sebebi de odur."

'İDDİANAMEDE DELİL YOK'

"İddianame hayal metni değildir. Uydurmalara dayanmaz. Delillerle güçlendirilmiş varsayımdır. Bakın, iddianame 15. Sayfasında AYM’nin “ifşa edilmiş olsa dahi…” dediğini iddia eden bir kararına dayanıyor. Ancak AYM’nin kararında öyle bir ifade yok. İddianame defalarca Odatv haberindeki fotoğraflardan birinin, tekrar söylüyorum sadece birinin gizlice çekildiğini yazıyor. Buna dair tek bir delil koyamadığı gibi sonunda gizli çekilmediğini kabul ediyor ki boynunda fotoğraf makinasıyla cenazeye giden basın danışmanının çektiğini onaylayıp onu sanık yapıyor."

"İddianame “bir plan dahilinde, sistematik ve koordineli ifşa” diye başlıyor. Bütün çabasına rağmen “torba” bile değil; Odatv, Birgün, Yeni Yaşam, Yeni Çağ  gazetecilerinden oluşan “çorba”da en küçük bir koordinasyon bulamıyor. Hal öyle ki ben, Odatv’deki haberi yapan Hülya Kılınç ile hayatımda hiç konuşmadığım gibi mahkeme kapısında tanıştım. Bu kadar koordinasyonsuzuz. İddianamede cenazede tabut taşıyan insanların fotoğrafı için “MİT mensuplarını açık kimlik, görev ve ünvanlarıyla birlikte ifşa etme kastıyla yayınlandığı açık” yazıyor. Kimsenin tabut taşıma stilinden MİT mensubu olduğu bilinemeyeceği için, MİT’in yazısı sayesinde bu kişilerin MİT personeli olduğunu ilk kez kendisi açıklıyor. Cenazenin MİT’ten olduğu anlaşılmasın diye “Teşkilat Başkanı” pankartıyla gönderilen çelenk, koca fotoğraf makinesiyle yapılan “gizli çekim”, belediye başkanından milletvekiline koca ilçenin katıldığı “gözlerden uzak” tören, aynı zamanda kahvehane işleten muhtardan öğrenilen “devlet sırrı“, 100 yaşındaki Millet Meclisi’nde kameralar önünde açıklandığı halde “kimsenin bilmediği bilgi”, MİT mensubu olduğu anlaşılmayınca savcılığa “bunlar MİT mensubu“ diye yazı yazan bir “istihbarat kurumu”... Bu Pembe Panter kılıklı trajikomik senaryoya neyse ki bir kanun bulunabilmiş, bir dava açılabilmiş!
Ortada tek gerçek, bu iddianamenin altındaki Avrupa’nın en büyük adalet sarayının başsavcısı ve vekilinin imzası ve bizim bu davaya ciddiyet katmak için tutuklu yargılanıyor olmamız."

'İDDİANAMENİN 2,5 SAYFASI BENİ İLGİLENDİRİYOR'

"İddianame üzerine belki de hak ettiğinden fazla konuştum. Kendimle ilgili ise tek bir şey söyleyeceğim. İddianamenin son iki buçuk sayfası beni ilgilendiriyor. Aynı ifadeler çevrilerek tekrar tekrar söylenmiş...

Halen görevde bulunan MİT mensuplarının açık kimlik, görev ve ünvanlarıyla ifşa edildiğinin açık bir yalan olduğunu tekrar söyledikten sonra kendimden bahsedeyim. Ben savcıların bu cümlelerden ne demek istediğini anlıyorum, ancak onlar kendilerini anlatmak istiyorlar mı sahiden? İddianame hukuki bir metin ise, öznesi ve fiili açık, kanunlaştırılmış cümlelerden oluşmalı. Ne yazık ki bu cümleler böyle değil. Ben bu ifadelerde fiil gerçekleştiren bir özne olarak kendimi göremiyorum.

Ancak bu cümlelerden benim anladığım bir şey var ki İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na göre benim suçlu olmam için bir şey yapmam gerekmiyor. Odatv Sorumlu Haber Müdürü olmak bu savcılara göre suç. Dikkat ediyor musunuz, Meclis’in Libya tezkeresinin tam metnini iddianameye koyan savcılar nedense gazetecilerin sanık olduğu iddianameye tek bir basın kanununu, bir tek internet yasasını yazmamış. Yani ortada maç var ama ortada bir top yok. Haliyle ben bir boşluğun peşinden koşuyorum. Ama olsun, Odatv Haber Müdürü olarak bu iddianameye göre ben oturan ve kalkan halihazırda tutuklu olan kendi başına bir suçum. Pantolon, gömlek, ceket giyen ve konuşan, yazan bir suçum. 1 metre 92 santim boyunda ve 85 kiloluk bir suçum. Hapisten çıkmamam için sabaha karşı özel infaz kanunu yapan Meclis, ben yolda gelirken yeni kanun yapmadıysa, hala suçlu olmak için kanunu arayan bir suçum. Kendimle ilgili özel olarak söyleyeceğim sadece bu."

'TARİHTE CADI AVI ÇOK OLDU'

"Tarihte “cadı” diye bir şey gerçek anlamıyla hiç olmadı. Ama “cadı avı” çok oldu. “Cadı” diyerek bazen kendileri gibi inanmayanları, bazen cüzzamlı gibi hastaları, bazen sahtekâr büyücüleri katlettiler. Bu “cadı avı” çağlar boyu şekil değiştirerek sürdü. Hedef aldıkları siyasallaştı. Suçlama da ona göre şekillendi. Bir zamanlar kendilerinden olmayanları biraz odun ve ateşle yakarlardı. Şimdi bir parça kanunla her şeyi beceriyorlar. Bugün burada baskı altında fikrini değiştiren bir insan yok. Bu salonda konuşurken, hapishanede bile yazı yazarken ne düşünüyorsa onu söyleyen, 10 yıl önce nereye bakıyorsa bugün aynı çizgide ilerleyen, duruma göre şekil almayan, katılmasanız da hoşlanmasanız da inandığını söyleyen biri var. Bu iddianameyi yazanlar çok uğraşsalar da buradaki sanıklardan bir organizasyon yaratamadılar. Ancak bu süreçte gördük ki gizli soruşturma dosyasından organize şekilde sızıntılar oluyor, organize şekilde sanıklar hedef alınıyor, cezaevine kadar uzanan organize bir operasyon var. Soruşturmanın başlangıcından sonuna sıra dışı, organize olduğu açık işler oluyor. Düşündürmek istediğim şu: Tıpkı 9 yıl önce bizi örgütle suçlayan kişilerin bir örgüt üyesi çıkması gibi, acaba bugün de karşımızda kamu görevlilerinin ve tabii siyasi uzantılarının olduğu bir organizasyonla mücadele ediyor olabilir miyiz? Bu soru inanıyorum ki bir gün yanıt bulur. İnsanın kaderi kendi eylemleridir. Biz kaderimize kendi eylemlerimizle karar verdik. Siz bizim için görünse de aslında hem kendiniz hem de ülkemiz için karar vereceksiniz. Bu nedenle sizden sadece adalete uygun, gerçekle barışık, vicdanla örtüşen, tartışmasız sadece ama sadece millet adına bir karar beklediğimi söylemek istiyorum."

EREN EKİNCİ: CENAZENİN MİT MENSUBUNA AİT OLDUĞUNU BİLMİYORDUM

Barış Terkoğlu bu sözlerle savunmasını bitirdi. Ardından Eren Ekinci savunmaya başladı. Suçlamaları kabul etmediğini anlatan Ekinci şunları söyledi: "Vatanını milletini seven bir insan olarak vatanına ihanetle suçlanıyorum. Salondaki sanıkları Hülya Kılınç dışında tanımıyorum. Caminin içinde ve dışında fotoğraf çektim, bu konuda bilgilendirilmemiştik, fotoğraf çeken, video çekenler vardı. Hülya hanım aradı buluşmak istedi, ama mümkün olamayacağını söyledim. Elimde şehit cenaze fotoğrafları olup olmadığını sordu. O ana kadar şehidin TSK mensubu olduğunu biliyordum. Mit mensubu olduğunu bilseydim başka yollarla verebilirsin fotoğrafı. Doğrudan dahil olmadığım bir şeyin içerisindeyim. Üstüme atılan suçlamaları kabul etmiyorum."

TANIKLAR DİNLENDİ

Sanık ifadeleri alındıktan sonra tanıklar dinlendi.  Yen Yaşam gazetesinin editçrlerinden Semiha Alankuş ifadesinde gazeteye girecek olan haberin hazırlık ve yazım ve süreçlerini anlatarak, "Arkadaşların birebir haber yaptıklarını düşünmüyorum. Editör arkadaşlar gündemdeki haberleri getirirler sayfa dağılımı yapılır ve editörler sayfalarını yapar... Her editör kendi sayfasından sorumludur... Haber müdürü ya da Genel Yayaın Yönetmeni şu haber girsin, girmesin demez. Son kararı veren arkadaşlar bu arkadaşlar değil..Bizde editoryal bağımsızlık vardır. Yazı işleri direkt müdahale etmez." dedi.

Tanıklardan Cemali Merter de Hülya Kılınç'tan başka bir sanığı tanımadığını belirterek "Sinan'ın şehit olduğunu söylediler. Biz Sinan'ı TSK elektrik teknisyeni olarak biliyorduk" diye konuştu. 

SAVCI TUTUKLULUĞUN DEVAMINI İSTEDİ

Tanıklar dinlendikten sonra mütalaa veren savcı, 6 gazetecinin tutukluluğunun devamını istedi. Savcının mütaalasından sonra. avukatlar savunma yapmaya başladı.

AĞIREL'İN AVUKATI: MİT MENSUBU KENDİ ADIYLA GEMİYE BİNMİYOR, İFŞA GERÇEKLEŞMEMİŞTİR

Murat Ağırel'in avukatı Ruşen Gültekin şunları söyledi: Bu yargılamanın ruhu açısından Türkiye’nin Libya’yı işgali değil, Libya’nın doğru bir yere gidebilmesi için oraya giden unsurlarla gurur duyarız....Ben ülkemde adalet olduğuna inanıyorum ve bubu sağlamak için de elimden geleni mücadeleyi yapmak istiyorum. Bu mahkemenin huzurunda arz edildi. Benim müvekkilimin bütün bilgilileri internetten toplamıştır. Murat’ı kesseniz Türkiye ile ilgili bir bilgiyi kimseye vermez. Bir kere şeklen iddianamede Murat’ın diğer sanıklarla bir bağlantısı yok. Olması gereken şudur tevkif edilmeliydi, sizin önünüze ayrı ayrı gelmeliydi. Bu iddianamede ne anlatılıyor biz anlamıyoruz. Murat bunların MİT mensubu olduğunu anladığında çok değişik bir müdahaleyle karşılaşıyor. Gökten bir el geliyor ve bunu alıp ve yok edebiliyor. Suçlamanın asıl temelinde yatan şey ilk paylaşan kişinin Murat olduğunu...Mit mensubu gemiye kendi adıyla binmiyor. Olayda ifşa gerçekleşmemiştir. Müvekkilim bu suçu işlemediğine ben kalben inanıyorum. Bugün Türkiye’de tutuklama kanayan bir yara. Murat’ın kızı uyumuyor artık. Tutukluluk artık bir tutsaklık haline geldi.. Vicdanınıza sesleniyoruz. Bu insanların kaçma şüphesi yok, kovsanız gitmez. 16 kilo verdi bu çocuk içeride evlat özlemi. Adli kontrol talebiyle tahliyesini talep ediyoruz."

AYDIN KESER'İN AVUKATI SERCAN KOKMAZ: SÖYLENECEK BİR ŞEY KALMADI

Aydın Keser Avukat Sercan Korkmaz da şöyle konuştu: "Söylenecek hiçbir şey kalmadı. Şapkadan tavşan çıkartamayacağız. İddianamenin ciddiyetsizliği ortada ama ciddiyeti olan bir durum ise salgın ortamıdır." Ferhat Çelik'in avukatı Özcan Kılıç da "Bu haber 19-20-21-22 günleri yayınlanmış haberler. Vefat eden MİT  mensupların görevdeyken değil, vefat edildiği haberleri yapılıyor. 22 Şubat’ta ihale Murat Ağırel’e yıkılıyor, mailleri hacklaniyor. Vefat etmiş cenaze haberi yapıyorsunuz.. Sanki görevdeyken ifşa ettiniz, hayatlarını tehlikeye attığı gibi gösteriliyor. Hakikaten mantığa uygun değil. Müvekkillerimizin ifadeleri karşılaştırıldı haber yapıldı Sabah gazetesinde. Basın hepsinin hükmünü verdi. Bu örgüt davası değil, MİT görevlilerini deşifre etmiş değil, hakaret değil. Üç savcının imza atmış olması özel karakteristik bir örnek olmuş. Mahkemeniz hukuki ve adil bir değerlendirme yapabilir."

HÜLYA KILINÇ'IN AVUKATI CELAL ÜLGEN: BERBEROĞLU DAVASINDAN KOPYALANMIŞ

Hülya kılınç avukatı Celal Ülgen: "İddia makamı bir zoru başarmak istemişler: Bir tarafında Yeniçağ bir tarafında Odatv bir tarafında Yeni Yaşam almışlar, bir örgüt oluşturabilir miyiz diye iddianame yazmışlar. İddianameyi hazırlayan savcı suç olarak MİT  kanununu gösterdi 27 md. Peki iddianamede 329 nereden çıktı? Temel bir olay var, iddianamenin hukuki değerlendirme bölüm AYM’nin kararından ve Yargıtay’ın Enis Berberoğlu kararından kopyalanarak alınmıştır. İddianamedeki hukuki değerlendirme bölümü sözcük hatalarına kadar oradan alınmıştır. Bu olayda Hülya Kılınç için 329 uygulanamaz. MİT kanunu 27/3 geldiğimiz zaman burada özgülü bir suçtan bahsetmeliyiz. İfşa bir defa açıklama oldu mu bir daha ifşa olmaz. Bir şeyin farkındayız. Mahkemenizi suçlamıyorum. Türkiye’de uzun bir sürerdir hukuk tutulması yaşıyoruz.. Buradan da çıkış yolu aramamız gerekiyor. Müvekkillerimizin tahliyesini talep ediyoruz."

AVUKAT HÜSEYİN ERSÖZ: SUÇLA ALAKASI OLAYAN ŞEYLERİ İDDİANAMEYE KOYDULAR

Barış Pehlivan'ın avukatı Hüseyin Ersöz: "Onların yapmış olduğu savunmaların bir benzerini de orada yaptılar, olayı tarafsız bir şekilde anlattılar. Onların avukatlıklarını yapmak çok zor, ama bir şeyi unuttular, tahliye talep etmediler onu da biz talep edeceğiz. Soruşturma aşamasında bir sürü hukuksuzluk yaşandı.  Belki bunlar sizin önünüze gelmedi. Müvekkillerimiz avukatsız tutukluk incelemesine maruz kaldı. İddianamenin ortasında bu suçlarla ilgisi olmayan iki olayı da koydular.. Biri Barış Pehlivan'ın darp meselesi ve Ağırel hakkında iki farklı karar verilmesi. Sizin vicdanlarınız hukuk adamlığunıza yönelik savunmalar gerçekleşti. Gazeteciliği tartışacağımız yer burası olmamalı. Bir de şunu hiç tartışmadık, Ankara’da Ümit Özdağ hakkında fezleke var. İstanbul cumhuriyet Başsavcılığı hem MİT kanunu hem 329’dan yaparken neden Ankara sadece MİT kanunundan fezleke hazırladı.. Haksız bir şekilde tutuklanmış, hayatlarından 19 ay çalınmış olan ve üstüne 3,5 ay da eklenmiş müvekkillerimizin tahliyesini talep ediyoruz."

BARIŞ TERKOĞLU'NUN AVUKATI YİĞİT AKALIN: HABERİ BİLMİYORDU

Terkoğlu'nun avukatı Yiğit Akalın: "Eren Ekinci'’nin ifadesi 21 Nisan'da alındı. İddianameden 2 gün önce. İddianameden 2 gün önce dahi 329 ortada yok. Huzurdaki davada Odatv özelinde hiçbir suç unsuru yoktur. İddianamede Terkoğlu’bun isminin geçtiği yerlerde o da haberi biliyordur diye bir şey yok.. sadece sorumlu haber müdürü olması ç nedeniyle yazıyor. Müvekkilimin huzurda olmaması gerekiyor. Huzurda 329’dan tutuklu değiliz, esas hakkında savunma yapmıyoruz.. Tahliye talebinde bulunuyorum. 27/3’ten tutuklandığı için 27/3’ten tahliye talebinde bulunuyorum. Hayatım boyunca kimse için beraat talebinde bulunmadım. Bulunmam da ama Terkoğlu’nun derhal beraat etmesi gerekiyor. Bugüne kadar tutuklu kalmasını kötü yargılama olarak görüyorum. Başta müvekkilim olmak üzere hepsinin tahliyesini talep ediyoruz. "

ERK ACARER'İN AVUKATI EMİNAĞAOĞLU: HAKKINDA YAKALAMA KARARI VERİLEMEZ

Erk Acerer Avukatı Ömer Faruk Eminağoğlu: "Bu dava bütün sanıklar yönünden derhal beraat koşulunun oluştuğu bir davadır. Müvekkillim yırt dışındadır suç işediği söylediği süreçte yurt dışındadır. Gaip konumdadır. Bu yüzden hakkında yakalama kararı verilemez. Gaip sanık için ne yapılır? Bulunduğu ülke ile suçluların iade anlaşması uygulanır? İade talebinde bulunur, geçişi tutulmaya göre Türkiye götürülür. MİT şehitleri bu yasa kapsamına girmez. 27. Maddenin uygulanma koşulları yoktur. "

ÜÇ GAZETECİYE TAHLİYE KARARI

Avukatların savunmalarının ardından mahkeme heyeti karar için duruşmaya ara verdi. Aradan sonra kararını açıklayan mahkeme heyeti Barış Terkoğlu, Ferhat Çelik ve Aydın Keser için tahliye kararı verdi. Barış Pehlivan Hülya Kılınç ve Murat Ağırel'in ise tutukluluğunun devamına karar verildi. Erk Acarer için yakalama kararının devamına hükmeden mahkeme duruşmayı 9 Eylül'e erteledi.

Heyet; Aydın Keser, Mehmet Ferhat Çelik ve Barış Terkoğlu'nun tutuklulukta geçirmiş oldukları süreyi dikkate alarak yurtdışına çıkışlarını yasakladı. Ayrıca Aydın Keser ve Mehmet Ferhat Çelik'in ikametlerinin bulunduğu il sınırını terk etmemek suretiyle adli kontrol altına alınmasına hükmedildi.

MESLEKTAŞLARI YAPTIKLARI AÇIKLAMA İLE SERBEST BIRAKILMALARINI İSTEDİ

Duruşma öncesi İstanbul Adliyesi’nin bulunduğu Çağlayan’da Haberin Var Mı İnisiyatifi bir basın açıklaması yaptı. Açıklamaya CHP Milletvekilleri Tuncay Özkan, Muharrem Erkek, Mahmut Tanal, Gökhan Özbek, Sera Kadıgil, Onursal Adıgüzel, HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, TİP İstanbul Milletvekili Erkan Baş, bağımsız milletvekili Ahmet Şık, İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu ile Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Gökhan Durmuş, DİSK Basın İş Sendikası Başkanı Faruk Eren, RSF Türkiye Raportörü Erol Önderoğlu ve çok sayıda insan katıldı.

Basın açıklamasını gazeteci Mehveş Evin okudu. Açıklamada “Herkes biliyor ki bugün burada ne bir ‘ifşa davası’ için ne de bir ‘casusluk davası’ için toplandık. Son on yılda defalarca olduğu gibi yine bir gazetecilik davası için bir aradayız. Gazeteciler, arkadaşlarımız, meslektaşlarımız benzerini yıllardır gördüğümüz mesnetsiz suçlamalarla karşı karşıya. İçi boş bir iddianame ile 112 günden beri Silivri Cezaevi’nde tutsaklar” ifadeleri yer aldı. 

‘DAYANIŞMAMIZ SÜRECEK’

Mart başında biz adeta bir ‘Kırmızı Pazartesi’ senaryosu izledik. Tezgahlar, tuzaklar, trol saldırıları birbirini izledi. Süreç başladığında, sosyal medyada giyotinleri çıkarıldığında, malum medyaya servisler yapıldığında gören gözler olacak olanı anlamıştı” ifadelerinin kullanıldığı açıklamada şöyle dendi:

"Önce Barış Terkoğlu ve Hülya Kılınç ardından Barış Pehlivan sonrasında Murat Ağırel, Ferhat Çelik, Aydın Keser içeri atıldılar. Kumpas kurulmuş, haklarında hüküm çoktan verilmişti; sulh ceza mahkemesine yalnızca malumu ilam etmek kaldı. Kırmızı Pazartesi işte tam da buydu.

Meslektaşlarımızın hürriyetleri ellerinden alınıp Korona pandemisi koşullarında demir parmaklıkların arkasına atılırken asıl mesaj bizlere, dışarıdaki gazetecilereydi. ‘Görmeyin, duymayın, konuşmayın’ deniyor, üç maymunu oynamamız isteniyordu. Yalnız Barışları, Hülya’yı, Murat’ı, Ferhat’ı, Aydın’ı, Müyesser’i değil bizleri de susturmak, sindirmek, korkutmak, istiyorlardı. Namık Kemal susmuş muydu? Ya Sabahattin Ali ve Nazım Hikmet sinmiş miydi? Siz Uğur Mumcu’nun ya da Musa Anter’in biat ettiğini gördünüz mü? Ya Hrant Dink ve Metin Göktepe? Asla! Cezaevindeki gazeteci meslektaşlarımız gibi bizler de susmadık. Çünkü her birimiz hakikatin peşindeyiz. Bunu halkımızın gerçekleri bilmesi için yaptık, yapıyoruz. Dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi olsa da ‘‘ipek bir halıya benzeyen bu toprak, bu cennet bu cehennem bizim’’. İşte o nedenle kavgamız da sevdamız da davamız da birbirimizle dayanışmamız da sürecek."

'TÜM GAZETECİLERE ÖZGÜRLÜK'

Açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı: "Ne diyordu, Adnan Yücel? '...Saraylar saltanatlar çöker, kan susar bir gün, zulüm biter. Menekşeler de açılır üstümüzde leylaklar da güler. Bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır bir de yarınlar için direnenler...'

Daha dün baro başkanları, Ankara’ya sokulmuyordu. Ama direndiler, mücadele ettiler ve kazandılar. Biz de inanıyoruz ki ‘'Adalet kör topal da olsa, yavaş yavaş yürüse de mutlaka gideceğe yere varır.'

Bugün yargıçlardan adil olmalarını, hukuku referans almalarını, vicdanlarını dinlemelerini ve meslektaşlarımızı serbest bırakmalarını talep ediyoruz. 'Bilin halkın ekmeğidir, adalet.' Bu ekmeğe haksızlık, hukuksuzluk, vicdansızlık doğramayın. Kendisini ölüme mahkum eden yargıçlara, 'Asıl mesele, ölümden sakınmak değil, haksızlıktan sakınmaktır; çünkü kötülük ölümden daha hızlı koşar' diyen Socrates'in, sözleri kulağınıza küpe olsun. Ta başından beri söylediğimiz gibi, onlar tutukluyken hiçbirimiz özgür değiliz. Özgür basın susturulamaz. Başta bu davadan yargılan gazeteci meslektaşlarımız olmak üzere hakikatten ayrılmayan tüm gazetecilere özgürlük."

8 YILDAN 19 YILA KADAR HAPİS CEZASI İLE YARGILANIYORLAR 

İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, gazeteciler, 'Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklamak' ve 'istihbarat görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi ve belgeleri, yetkisiz olarak almak ve temin etmek' suçlamalarıyla 8 yıldan 19 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanıyor. 4 aydır tecrit koşullarında cezaevinde tutulan altı gazetecinin yanı sıra, gazeteci Erk Acer ve Manisa Akhisar Belediyesi Basın Birimi çalışanı Eren Ekinci de tutuksuz yargılanıyor. Eren Ekinci duruşmaya SEGBİS'le katıldı.