Gezi Davası'nın karar duruşmasında Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ali Ekmekçi'ye 18 yıl hapis cezası verilerek, yargılanan isimler hakkında kaçma şüphesi gerekçesiyle tutuklama kararı çıkarıldı. Mahkeme, Osman Kavala'ya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. 

Davada çıkan karar Türkiye ve dünya basınında tepki çekmeye devam ediyor. Gazeteci Erdal Doğan, Gazete Karınca'da yayımlanan bugünkü köşe yazısında, Gezi Davası'nın karar aşamasından önce yaşanan gelişmeleri bir "zemin hazırlama" hareketler bütünü olarak değerlendirdi. Doğan'ın Gezi kararını sistematik sindirme politikaları, Şişli Etfal Dayanışması, Kobane Davası ve HDP'li yöneticilerin tutuklanması olaylarıyla birlikte değerlendirdiği yazısını aktarıyoruz:

"25 Nisan 2022 tarihinde İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesi Gezi Davası’nda verdiği mahkûmiyet ve tutuklama kararlarıyla topluma karşı saldırı ve sindirme niteliği taşıyan yeni davalardan birine imza attı. Bu karardan bir gün önce Kobani’de 2014 yılında IŞİD barbar saldırılarını kabullenmedikleri için yaptıkları basın açıklaması, toplantı ve gösterilerden dolayı yıllardır sonu gelmez soruşturmaların kıskacına alınan HDP’li yöneticiler yeni bir son dalga operasyonla tutuklanmışlardı. Yine aynı gün 24 Nisan 1915 Ermeni Soykırımının 107.yılında katledilenleri anmak isteyenleri bugüne değin görülmemiş bir organize ırkçı saldırılar eşlik etti. Tüm bunlar sanki Gezi Davası kararını bir gün öncesinden muştuluyordu. Son yıllarda düşman ceza hukuku pratiğinin çok ötesinde bir uygulamaya şahidiz. Bu “hukuk” pratiğine aynı yoğunlukta halkın boynuna derin bir yoksulluk sarmalı da eklenmiş durumda. Bu nedenle halkın dikkatlerini dağıtıp önlerini görmelerini flulaştırmak için ortama yoğun biçimde nefret söylemi, ırkçılık ve şiddet boca edilmekte.

Daha 2 hafta önce HDK ve HDP İstanbul İl Örgütü 1 Mayıs1977’de katledilenleri anmak ve 1 Mayıs'a dair birlikte gerçekleştirecekleri deklarasyonu açıklamak için Kazancı Yokuşu’nda daha bir araya gelip basın açıklaması yapamadan kolluğun şiddetli müdahalesiyle karşılaşmıştı. 20'den fazla kişi gözaltına alınmıştı. Haber takibi yapan gazetecilerde engellenmişti. Tekrar hatırlayalım ki 1 Mayıs 1977 günü ülkenin çeşitli illerinden yaklaşık 500 bin kişi daha adil ve eşit yaşam için Taksim Meydanı’na akmıştı. O günün fotoğraflarına baktığımızda umutları heyecanlarına, heyecanları çoşkularına karışmış yüzbinlerce insanın bayram havasını görürüz! Ta ki saat 19.00 sularında Sular İdaresi üzerinden ve bugün yeni adıyla The Marmara Oteli’nin katlarından yapılan silahlı saldırılara kadar! Kontra gerillaya havale edilen ve amaçlanan katliam gerçekleşir. Açılan ateşle insanlar önce panik haline sokulur, yetmez polis de ses bombaları ve panzerlerle topluluğa müdahale edince insanlar kaçmak için meydana en yakın Kazancı Yokuşu’na yönelirler.

Yönelmesine yönelirler fakat buraya “park” edilmiş bir kamyonun yolu tıkaması sonucu 28 kişi ezilme ve boğulma sonucu, 5 kişi silahla vurularak, 1 kişi de panzer altında kalarak yaşamını yitirir, yaklaşık 130 kişi de yaralanır. DİSK ise katledilenleri 36 kişi olarak kaydeder. Ardından 12 Eylül 1980 darbesi ve neo liberal ekonomik politikaların uygulanması için örülen bu kontra gerilla katliamların en vahşetlerinden biridir. 1 Mayıs 1977 kurbanlarını anmak halen yasaklı yaşayan faillerini yargılamak cezalandırmak halen mümkün olamamıştır. Yani yakın tarihin çözümlenmemiş, yüzleşilmemiş, yası tutulmamış onlarca toplumsal katliam yassının yükü ile geleceğimiz karartılmaya devam etmekte.
Hukuki güvence içinde barış ve huzur içinde yaşanmaması için rol alanlar rollerini kimseye kaptırmamanın mücadelesini sürdürmekteler. Öyle ki siyasi ve ekonomik politikalarla halkın bozulan sağlığının tedavi edilmemesi için bile görev almaktalar. Nasıl mı? Şöyle bir örnek mesela; Şişli Etfal Dayanışması yıllardır Şişli Etfal Hastanesi’nin yeniden yerinde faaliyete geçmesi için tüm yasal platformlarda ısrarla mücadelesini sürdürmektedir. Şişli Sokaklarında halka broşür dağıtarak, Ankara’da Sağlık Bakanlığı önü dahil bir çok yerde basın açıklaması yaparak, TBMM’de grubu olan olmayan tüm siyasi partilerle görüşerek Şişli Eftal Hastanesi’nin eski yerinde daha donanımla sağlık hizmeti vermeye devam etmesi için çaba sarf etmekteler. Toplum sağlığı ve yaşam hakkı için. 

Şişli Etfal Hastanesi ya da resmi adıyla Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Türkiye'nin ilk çocuk hastanesi olarak kurulmuştur. II. Abdülhamid'in 7 aylık kızı Hatice Sultan’ın 14 Şubat 1898 günü difteri (kuşpalazı) hastalığından ölümü üzerine II. Abdülhamid, Dr. İbrahim Beyi bir etfal (çocuklar) hastanesi kurmakla görevlendirir. Hastane 5 Haziran 1899'da Hamidiye Etfal Hastanesi, yani Abdülhamid Çocuk Hastanesi adı altında hizmete açılır. 2021 yılı ise, 122 yılın ardından hükümet kararıyla Etfal’in faaliyetine son verilen bir yıl olarak tarihte yerini alır.

Şişli Etfal, 122 yıl boyunca Şişli’ye ve çevresine hizmet vermiştir. Adı Etfal (yani çocuklar) olarak kalan hastane bir çocuk hastanesi olarak kurulmuşsa da zamanla gelişmiş, tüm branşlarda, nitelikli, tam teşekküllü kamusal sağlık hizmeti veren bir devlet hastanesi haline dönüşmüştür.  

Ortalama günde bini aşkın hasta acil durum için Şişli Etfal’e gider, binlerce hasta da polikliniklerde muayene edilirdi. 
Açık kalp ameliyatı, böbrek nakli, kanser cerrahisi gibi özellikli ameliyatlar da yoğun olarak yapılırdı.

Çocuk hastalıkları ve cerrahisi, çocuk yanık merkezi birimleriyle, Yeni Doğan yoğun bakım ünitesiyle, kanser hastaları için gelişmiş onkoloji merkeziyle Türkiye’nin en iyi, en seçkin kamu hastanelerinden biriydi.

600 yataklık kapasitesiyle, sadece Şişli’nin değil, geniş bir coğrafyada yüzbinlerce yurttaşın yaşamı ve sağlığı için güvencesiydi. Hal böyleyken deprem riski nedeniyle tasfiye edilir ve hastanenin bölümleri uzak semtlere taşınır.

Şişli Etfal Dayanışması yaptığı son basın açıklaması haklı olarak soruyorlar: “O binalar depreme dayanıksızsa, güçlendirme dahi yapmadan, nasıl sadece tadilatla ofise dönüştürüp orada oturacak, insanları orada çalıştıracaksınız? Yok eğer binalar depreme dayanıklıysa, ki öyle olduğu açığa çıktı, neden bu kadar değerli bir hastaneyi boşaltıp tasfiye etmeye çalışıyorsunuz?

Buradan yetkililere çağrıda bulunuyoruz: Suçlarınızın üzerine yenilerini eklemek istemiyorsanız açmış olduğunuz ofise dönüşüm ihalesini derhal iptal edin ve bunu kamuoyuna duyurun!..

Deprem yalanıyla nitelikli, parasız, kamusal sağlık hizmetine erişim hakkımızı elimizden almanıza, 122 yıllık hastanemizi tasfiye edip arazisine çökmenize izin vermeyeceğiz.

Biz o binalarda İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nü veya başka bir kurumu değil, bizlere şifa dağıtabilecek olan hastanemizi görmek istiyoruz. Bizim size değil hastaneye ihtiyacımız var. Sizler istediğiniz yere gidebilirsiniz ama o hastane Şişli’ye geri gelecek. Eğer bir ihale yapılacaksa, Etfal’in yeniden, aynı yerinde Şişli ve bölge halkına hizmete devam etmesini sağlamaya yönelik olmalıdır.

Buradan yaptığımız çağrıya rağmen, tadilat ihalesini iptal etmezseniz, ihalenin yapılacağı 27 Nisan’da (yani bugün) bir kez daha İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nde olacağız. Üstelik bu sefer çok farklı bir şekilde geleceğiz. Bekleyin, görün…Hastanemizi çalanları, sağlık hakkımızı elimizden alanları, halkın malına çökmeye çalışanları, bizlere yalan söyleyenleri affetmeyeceğiz” 

Ülkede iyi bir şey de olsun istiyoruz artık, çağrıcıların beyanlarındaki gibi ihale durdurularak, ihalenin amaç ve konusu hastanenin yeniden yerine getirilmesi için rehabiltasyonu için yapılmalıdır."