ARTI GERÇEK- Türkiye, özellikle Suriye savaşından sonra dünyada en çok mülteci ve göçmen bulunduran ülkeler arasında. Son zamanlarda en fazla göçmenin geldiği ülke ise Afganistan oldu. 

Taliban'ın ülkedeki kontrolünü artırması ve ülkede devam eden çatışmalar nedeniyle yollara düşen binlerce kişinin Türkiye sınırından geçişleri görüntülenmişti. 

Niğde'de ise Türkiye'ye gelen göçmenlerin otoyol üzerinde duran TIR'dan inip, yerleşim yerlerine geçtikleri görülmüştü.

Bu görüntülerden sonra göçmenlere yönelik ayrımcılık içeren sesler sokakta ve sosyal medyada yükselmeye başladı. Ülkede zaten varolan ekonomik krizle gündelik yaşamını zor idame eden insanlar, bunun faturasını göçmenlere kesmeye başladı. 

Peki, Türkiye'de yüksek sesle dile getirilen "işlerimiz elimizden alacaklar" söylemi ne kadar doğru?

'HERHANGİ İKİ İŞÇİ İÇİN 'BİR İŞİ ELİNDEN ALMA' TABİRİ KULLANILMAZ'

ARTI TV'de ekrana gelen ve Nazır Kapusuz'un sunduğu "Eko-Kritik" programına konuk olan Doç. Dr. Cenk Saraçoğlu, bu sorunun cevabını "Bu kanaat gerçekten de çok yaygın. Aslında şöyle bir şey var: Türkiye'deki mülteci işçilerle, Türkiyeli işçiler arasındaki ilişki için değil, herhangi iki işçi için 'bir işi elinden alma' tabiri kullanılamaz. Bir işçi, diğer işçinin işini elinden almaz. Çoğunlukla ne olur? Patronlar bir işçiyi işten çıkarır, onun yerine başka birisini işe alır. Esas mesele; belli kayıt dışı sektörlerde patronların, sermaye sahiplerinin daha düşük ücretlerle çalıştıkları için ve işyerindeki baskıya ve bazı şiddet mekanizmalarına karşı daha korumasız oldukları için mülteci işçileri tercih ettikleri gerçeği. Biz alan çalışmamızda da böyle bir durumun varlığını tespit ettik" diye yanıtladı.

'TWİTTER KULLANICILARININ BÜYÜK KISMI GÜVENCESİZ SEKTÖRLERDE ÇALIŞMAYAN İNSANLAR'

"Fakat burada şunu söylemek gerekiyor" diyen Saraçoğlu, "Özellikle sosyal medyada böyle bir feveranı yaygınlaştıran insanların büyük bir çoğunluğu böyle bir olayla karşılaşmış değil. Bunu mevcut mülteci karşıtlığının bir bahanesi olarak sunuyorlar. Yani Twitter kullanıcılarının büyük bir kısmı güvencesiz sektörlerde çalışmayan insanlar. Aslında Suriyeli mülteci işçilerin varlığı kendileri için tehdit içermeyen insanlar bunlar" diye ekledi. 

Kapusuz'un "Örneğin Caddebostan'da oturan bir kişinin hiç gitmediği, belki de hiç gitmeyeceği bir yer olan Esenyurt hakkında 'Suriyeli doldu' demesi, böyle bir kaygı duyması gerçekçi mi; yani bu tepkinin bir sınıfsallığı var mı?" sorusunu yanıtlayan Saraçoğlu, şunları söyledi:

'TÜRKİYE'DE GÖÇMEN VE MÜLTECİ KARŞITLIĞI BÜTÜN TOPLUMSAL KESİMLERİ İÇERİSİNE ALIYOR'

"Mülteci karşıtlığı sınıfsal bir mesele. Sadece belli sınıflar tarafından dile getirildiği için değil sonuçları itibariyle sınıfsal bir mesele. Mülteci karşıtlığı ne kadar yaygınlaşırsa Türkiye'deki emekçiler arasındaki bölünmeye dair dinamikler daha fazla harekete geçirilir. O yüzden göçmen ve mülteci karşıtlığı sınıfsal bir mesele. Fakat sınıfsallığı 'Acaba göçmen karşıtlığı belli bir sınıfa mahsus mu' diye ele alırsak, buna 'Hayır' diyebilirim. Türkiye'de göçmen ve mültecilerin varlığından endişe duyan kesimler belli sınıfa ait değiller. Elbette bunun biçimi, ifade ediliş tarzı, bunun arkasında harekete geçirilen rasyoneller farklı olabilir. Fakat mülteci ve göçmen karşıtlığı bütün toplumsal kesimleri içerisine alan bir olgu, bir fenomen ve bu haliyle cebelleşilmesi gereken bir mesele. 

'GÖÇMEN VE MÜLTECİ KARŞITLIĞINI SADECE BİR 'ELİT SIZLANMASI' OLARAK GÖRMEMEK GEREKİYOR'

Şunu söyleyebiliriz: Türkiye'de bugün güvencesiz çalışma koşullarının yaygınlaştığı, kayıt dışı sektörlerin önemli ağırlık içerdiği ve çoğunlukla da toplumun en kırılgan kesimlerinin istihdam edildiği sektörlerdeki mülteci işçilerin istihdamı, o sektörlerde çalışan Türkiyeli işçiler arasında da bir tepki uyandırıyor. Bu yüzleşmemiz gereken bir olgu. İşçi sınıfının içerisinde de Suriyeli mültecilerin gönderilmesini isteyen, kültürel yaftalarla onları aşağılayan söylemlerin varlığına tanık olabiliyoruz. O yüzden de Türkiye'deki göçmen ve mülteci karşıtlığını sadece bir 'elit sızlanması' olarak görmemek gerekiyor. Türkiye'nin genel, iktisadi ve siyasi dönüşümünün yarattığı yapısal rahatsızlıkların bir kanalı, çarpık bir zihni olarak görmek gerekiyor. 

'TÜRKİYE'DE BİR İŞÇİNİN İŞSİZ KALMASININ NEDENİ SURİYELİLER DEĞİL, PATRONLAR'

Türkiye'de bir işçinin işsiz kalması, Suriyeli işçinin onu ittirerek çalıştığı alana zorla hakim olmasından kaynaklanmıyor. Türkiye'de bir patron mevcut iş yasalarının sağladığı esneklikle, işçilerin örgütsüzlüğü, sendikasızlığı sayesinde böyle bir olanağa sahip olabiliyor. Suriyeli mültecilerle ilgili dile getirilen 'Artık kentlerde güven içinde yaşayamıyoruz' söylemeleri mültecilerle ilgili problemler değil. Türkiye'de mülteciler üzerinden dile getirilen sızlanmalar, itirazlar, rahatsızlıklar mültecilerin gelmesinden önce de varolan ve aynı zamanda son dönemde uygulanan siyasal, iktisadi politikalarla, ideolojik tercihlerle derinleşen problemler. Siyasetin görevi de insanları bu sorunların esas muhatabına yönlendirmek."