Bahar KILIÇGEDİK


Uğur Selman Kelekçiler, 29 yaşında şizofreni hastası…

Emekli maaşı ile geçinen annesi ile birlikte yaşıyordu. Sağlık güvencesi olmadığı için sigortalı işte çalışmaya karar verdi. Böylelikle 500 TL’yi aşan ilaç parasını artık sigorta karşılayacaktı. Ancak hangi işte çalışmayı denese, genel olarak sigortasız çalıştırılıyordu. Kullandığı ilaçlar nedeniyle bir işte uzun süre çalışması da mümkün değildi. 

Sonunda simit satmaya karar verdi. Heyecanla açtığı tezgahın fotoğrafını çekip, annesi ile paylaştı. Emeğinin karşılığını almasa da artık kendi işi olduğu için sevinçliydi. Akşam eve geldi. Annesine o gün neler yaşadığını anlattı. Diyarbakır’ın Fiskaya Mahallesi’nde zemin kattaki ahşap evlerinin camı bir anda telaşla çalındı. Gece saat 12.00 sıraları… Uğur Selman ve annesinin, komşu ya da akrabalar olduğunu sanarak açtığı kapıda polisler belirdi. Uğur Selman şaşkındı. 30-40’a yakın polisin kendisi için gelmesine de bir anlam verememişti. Polisler, evi arayıp ardından Uğur Selman’ı alıp götürdüler.

Uğur Selman Kelekçi'nin polisler tarafından gözaltına alınmasının nedeni 2014 yılında Gün Matbaası’nda çalışmasıydı. İnternette gezinen annesi bu işi kendi bulmuştu oğluna… Sigorta ile çalışırsa ilaç parası da karşılanmış olacaktı. Uğur Selman, Gün Matbaası’nda 2 ay şoförlük yaptı. Ancak ne denilen adresleri bulabiliyordu ne de sigortası yapılmıştı. Sonunda bu işten çıkmaya karar vermişti.

4 yıl önce 2 ay çalıştığı işten dolayı tutuklanan Uğur Selman Kelekçiler’in sonrasında neler yaşadığını annesi Naciye Çağlayan’dan dinleyelim…

“Ben çocuk felci geçirdiğim için dışarıda tekerli sandalye, evde ise ancak koltuk değnekleri ile gezebiliyorum. Oğlum şizofreni hastası. Hastalığına ilişkin raporları da var. Evdeyken oğluma düzenli ilaçlarını verip, aynı bir bebeğe bakar gibi ilgilenirdim. O bana, ben ona bakardım. Bir anda Mart ayında polisler kapımızı çalıp, Selman’ımı alıp götürdüler. Selman gideli 8 ay oldu.

BİR GÖRÜŞÇÜSÜ BİLE YOK

Ben Diyarbakır’dayım, oğlum İstanbul’da Silivri Cezaevi’nde… Bu halimle görüşüne bile gidemiyorum. Selman’ımın bir görüşçüsü bile yok. Rahatsızlığından dolayı arkadaşı, dostu yoktu. Asosyaldi. Fırsat buldukça, imkanlar el verdikçe açık görüşe gitmeye çalışıyorum. Bu halimle gidiyorum. Otobüse binemediğim için taksiyle Silivri'ye gidiyorum gidiş-dönüş  600 TL’yi buluyor. Diyarbakır’a da dönüşü düşünürseniz emekli maaşı da bitiveriyor.

KAYGILIYIM, HER GEÇEN GÜN DURUMU DAHA DA KÖTÜLEŞİYOR

Görmeye gidemiyorum. Sağlığım el vermiyor. Ama kaygılıyım. Durumu her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Kemik gibi kalmış. Çok zayıflamış. Sanki artık bu dünyada değil. Neyle suçlandığını, nerede olduğunu artık bilmiyor. Sanki beyni silinmiş. Ruh gibi… Oğlum sen neden konuşmuyorsun, kardeşlerinin nasıl olduğunu sormuyorsun. Merak etmiyorsun. Selman, neyin var yavrum senin diyorum, cevap vermiyor. ‘Sadece beni buradan çıkarın. Burada öleceğim’ diyordu, korku içinde…

Koğuş arkadaşları, cezaevi idaresine ‘Selman’ın hastalığı yüzünden cezaevinde kalamayacağını’ söylemiş. Cezaevi idaresi ‘sizi rahatsız ediyorsa tek kişilik koğuşa alalım’ demiş. Benim çocuğum bu hastalığıyla cezaevinde her geçen gün daha da kötüleşiyor. Sanki artık bizimle değil. İlaçlarını düzenli alması gerekiyor. Kontrol altında tutulması gerekiyor. İlaçlarını alıp-almadığını bile bilmiyoruz”.

Kelekçiler, kayyım atanan Gün Matbaacılık’ın 21 çalışanı hakkında açılan davanın tutuklu sanıklarından. Hastalığına ilişkin raporlar olmasına rağmen aile, mahkemeye derdini bir türlü anlatamadığını ifade ediyor. Tahliye taleplerinin ise her defasında reddedildiğini belirtiyor.

‘HASTANEDE YER YOK DENİLEREK TEKRAR CEZAEVİNE GÖNDERİLDİ’

Mahkeme heyeti, 7 günlük adli tıp gözlem kararı verse de Uğur Selman Kelekçiler için henüz Adli Tıp Kurumu’ndan bir randevu alınmış değil. Cezaevi doktorunun ‘hastaneye yatışı gerekiyor’ diye rapor yazması üzerine Uğur Kelekçiler, İstanbul Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılıyor. Ancak bu kez de hastanede ‘yer yok’ denilerek cezaevine geri gönderiliyor.

‘SELMAN, DAĞITTIĞI GAZETENİN İÇERİĞİNDEN BİLE HABERDAR DEĞİLDİ’

Anne Naciye Çağlayan, yaşanılanları anlatırken gözyaşları bir bir dökülüveriyor. Kaygısı yüzünden okunuyor:

“Mahkemede, askerlikten ‘muaf’ olduğu, psikiyatri doktorlarından aldığı raporlar var. Yüzde 45 şizofreni raporu mevcut. Avukatımızın savunmasında da bütün bilgiler mevcut. Selman, Lise 1’den bu yana hasta. Kullandığı ilaçların kayıtları, reçeteleri var.  Ama dikkate almıyorlar ki… ‘terörist’ diyorlar. Adını koymuşlar bir kere… Gün Matbaası, Gündem gazetesini basmış. Bu gazeteler zamanında basıldığında savcının önüne gitmiyor mu? Selman gazetenin içeriğinden bile haberdar değil. O dönem şoförlük yaptığında gazete balyalarını dağıtıyor sadece. İşten ayrıldıktan sonra Gün Matbaası’nda hastalığından haberdar olan bir çalışan sadece sağlığını sormak için arıyor. Selman, yaşadığı her şeyi bana anlatırdı. Onun dünyasında benden başka kimsesi yoktu’’.

‘DİNİ İNANÇLARA HAKARETTEN DE SUÇLANIYOR’

Oğlu Selman Kelekçiler’in, Facebook’ta yaptığı bir paylaşımının da dava konusu olduğunu anlatıyor anne Naciye Çağlayan. Uğur Selman Kelekçiler’in hastalığından dolayı dönem dönem halüsinasyonlar gördüğünü belirten anne Çağlayan, sosyal medya paylaşımının hikayesini şu sözlerle anlatıyor:

“Benin oğlumun rahatsızlığından dolayı kendi içinde benim bile bilmediğim bir dünyası var. Bir gece uykumun ortasında beni uyandırıp, ‘Anne, ben Allah'ı gördüm, konuştum. Kıyametin kopacağını söyledi’ dedi. Kötüler gidip, iyiler kalacakmış bu kıyamette… Bunu etrafında gördüğü herkese söylemiş. Tarih de vermiş. Selman’a göre Mart’ta kopacaktı kıyamet. Birkaç gün boyunca kıyametin kopmadığını görüce bu kez sinirlenip Facebook’ta bir şeyler karalıyor. Bu bile iddianamede yer almış. Dini inançlara hakaret ettiği iddia edilmiş”.

‘GÖZ GÖRE GÖRE OĞLUMUN ÖLÜMÜNÜ BEKLEYEMEM’

Uğur Selman Kelekçiler, sağlık durumu her geçen gün ağırlaşan hasta tutuklulardan biri. Anne Çağlayan, cezaevlerinden hasta tutuklularla ilgili ölüm haberlerini duydukça kaygısı daha da büyüyor. Çocuğunun cezaevinde ölmesinden korktuğunu söylüyor. (Ağlıyor) Vicdanlara sesleniyor:

“Oğlum demir parmaklıklar arasında, bilinci bile yerinde olmadan ölüme terk ediliyor. Suçu yok, günahı yok. Oğlumun ölmeden cezaevinden tahliye edilmesini istiyorum. Göz göre göre oğlumun ölümünü bekleyemem. Ben buna katlanamam. Dün akşam saatlerinde tekrar hastaneye kaldırıldığı haberini aldım. Neden kaldırıldı, durumu nasıl göremediğim için hiçbir şeyden haber alamıyorum. Oğlumla birlikte, bütün hasta tutukluların bırakılmasını istiyorum. Hasta tutukluların, ailelerinin bakımına ihtiyacı var. Bu bütün anaların evlatları var, ya onların yok mu. Görmüyorlar mı? ‘Anne beni kurtarın. Ben burada öleceğim’ diyordu oğlum. Oğlumun feryadını da duysunlar. Madem onlarda doğru yargı var, hukuk var, adalet var. Hani nerede! Selman’ı, Sise Ana’yı, diğer hasta tutsakları da görmüyorlar mı? Bu insanları görsünler artık. Benim ağlamam, kendi acizliğimden değil. Benim oğlumu ve diğer hasta tutsakları zindanlarda ölüme terk ettiklerine dayanamadığımdandır. Yaptıkları haksızlıklardandır”.