Remzi BUDANCİR


ARTI GERÇEK - UNESCO Dünya Kültür Miras Listesi'nde yer alan tarihi Diyarbakır Surlarının taşları yerinden sökülüp satılmasının yankısı sürüyor. Tarihi Surların taşlarının sökülmesine tepkilerde var. TMMOB Amed İl Koordinasyon Kurulu, Sur taşlarının ticarileştirilmesi ile ilgili basın açıklaması yaptı. Açıklamayı okuyan TMMOB İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Doğan Hatun, Sur’da yaşanan yıkımın yeni olmadığını söyledi.

1930’DA DÖNEMİN VALİSİ SURLARI TOPLARLA YIKTIRMAK İSTEDİ

Tarihin bize, iktidarların kendi dönemsel tarihleri için insanlığın ortak miraslarını ve kendilerinden önceki tarihi kolay bir biçimde harcayabildiğini gösterdiğini belirten Hatun, "1930’larda dönemin Diyarbakır Valisi Faiz Ergun'un talimatıyla Sur içi hava alsın diye Dağ kapı bölümünü dinamitleyip yıkıldığı bilinmektedir. Yine aynı dönemde sözlü anlatılara göre; surlar gayri müslimler tarafından yapılmıştır, değersizleştirilmelidir ve hatta yıkılmalıdır kanaati vardı, bundan dolayı dönemin valisi surlardan bir taş söküp getiren herkese para vererek yıkmaya teşvik ettiği rivayeti vardır. Aynı zamanda başka bir dönem olan 1950’lerde Diyarbakır belediye başkanı Nuri ONUR tarafından kendi mülkü (tek kapı karşısındaki apartman) değer kazansın diye şu an tek kapı olarak anılıp kullanılan surların bu bölümünü yıkıp mevcut geçidi açmıştır" dedi.

'BİNLERCE YILLIK TARİH MOLOZLARLA DİCLE NEHRİNE DÖKÜLDÜ'

Şu anda da benzer anlayışlarla Surlara yaklaşıldığını, tarihin bir kez daha tekerrür ettiğini ifade eden Hatun, "Yani Tüm bu anlatılardan da görülüyor ki tarih kültürel değerlere yaklaşımı daima not etmiştir. Eğer ki tarihe değerli bir iz bırakmak istiyorsak kültürel tarihi değerlerimizi korumamız gerekmektedir. Kentsel sit alanı olan Sur’da tarihi, tescilli yüzlerce yapı tanklarla dövüldü. Sonrasında alana giren ilgili ilgisiz kurumlar tarafından yıktırıldı. Suru Toledo yapma macerası da başlamış oldu. Bu binlerce yıllık döneme tanıklık eden tarihi değerdeki yapı kalıntıları devlet kontrolünde Dicle üniversitesi arazisindeki Dicle nehri kenarına, molozlarla birlikte çöp yığınları şeklinde toplatıldı ve şu an görülüyor ki birilerine peşkeş çekilmiştir" dedi.

'SUR'A YABANCI YANDAŞ MİMARLAR YAPILARI DOKUYA UYGUN İNŞA ETMİYOR'

Sur’da yaşanan tahribatın bununla sınırlı olmadığını ifade eden Hatun, yıkımdan sonra yapımına başlanan yapıların kentin dokusuna uygun olmadığını söyledi. Ankara’dan getirilen, Sura yabancı yandaş mimarlarca usulsüzce projeler yaptırılıp yapı ruhsatları alındığını ifade eden Hatun, “Dışarıdan yandaş firmalar ve şahıslara bu yapım ihaleleri verildi. Projelerin uygulanmasıyla birlikte sur mimarisine, surun tarihi dokusu ile alakası olmayan bazalt makyajlı cezaevi tipinde beton yapılar ortaya çıktı. Yaptıklarını ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Ve şu an Surun bu bölgesi büyük bir enkaz yığını şeklinde ortada durmaktadır. Tüm itirazlarımıza rağmen kültürel değerlerimize Ankara merkezli yıkım operasyonlarıyla Sur kenti tarihinin en büyük ihanetini yaşadı” diye konuştu.

'HUKUK DA YIKIM TARAFINDA YERİNİ ALDI'

Bu yıkımı ve kırımın durdurulamadığı için sorumlu olan herkesin tarihin kara sayfalarına işlendiğini anlatan Hatun, açıklamasını şu sözlerle sürdürdü: "Bu gerçekleşen yıkımlara karşı her ne kadar hukuk mücadelesi vermiş olsak da maalesef hukuk da yıkım tarafında yerini aldı ve hiçbir mücadelemizde bize güç katmadı, hep karşımızda durdu. Yani hukuk mücadelesi de cezasızlık ile sonuçlandı ve bu cezasızlık durumu artık kanıksanmış oldu."

  • Ağır tonajlı iş makinelerinin yıkım için kentsel sit alanı Sur’a girişine izin verenlere karşı dava açtığımızda, sorumlulara vaktinde ceza verilseydi, Ağır tonajlı beton bloklar ve güvenlik kulübeleri Sur içine yerleştirilmezdi.
  • Aykırı bir biçimde hazırlanan koruma amaçlı imar planı değişikliklerine itiraz ettiğimizde değişiklik iptal edilseydi, Keçi burcuna tuvalet yapılmasına cesaret edilemezdi ve bedendeki o pislik orada halen durmazdı.
  • Sur içerisinde aykırı mimari proje uygulandığı zaman itiraz ettiğimizde karar iptal edilseydi, Usulsüzce yapı ruhsatı alınmasına cüret edilemezdi.
  • Fiskayada millet bahçesi yapmak amacıyla surlara zarar verenlere vaktinde ceza verilseydi, Surlardan taşların sökülüp satılması trajedisi bugün yaşanmazdı.

CEZASIZLIK BAZILARINI SUÇ İŞLEMEYE TEŞVİK EDİYOR”

Görüldüğü üzere cezasızlık durumu bazılarını suç işlemeye teşvik ettirmiş ve bazılarını da yeni suçlara yönlendirmiştir. Son günlerde basında yer alan surlardan taşların sökülüp satılması ve yıktırılan tarihi evlerin malzemelerinin traktörlerle satılması tüm bu yıkım sürecinin sonucu olduğunu unutmamak gerekir. Yani tarihi surda bu dönemde yaşanan yıkım ve kırım sonucunda değersizleştirilen kültürel miras algısı bazılarına da bu taşların bu şekilde ticarileştirilmesini meşru hale getirmiştir. Tarihi değerlerin bu şekilde ticaret malzemesi olarak kullanılması trajiktir ve kabul edilebilir değildir.

Tarihi Sur yıkımı sonrası bu değerli yapı elemanlarının bulunduğu moloz alanına basın dahi kimsenin alınmamasına rağmen birilerinin sanki kendi başına bu taşları sattığı algısı doğru değildir. Yani suçlu sadece gözaltına alınan iki kişi değildir bu süreci yaratanlarda en az o kadar suçludurlar. Surdaki bu yıkımı gerçekleştirenler bellidirler illa suçlu aranacaksa suçlular yerlerinde oturmaktadırlar. Yargının bu noktada devreye girmesini bekliyoruz."