T24 yazarı Mehmet Yakup Yılmaz, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun 290 euro batık kredi vereni eski Ziraat Bankası CEO'su Can Akın Çağlar'ı belediyenin genel sekreterliğine atamasını eleştirdi. 'Bu kaçınılmaz olarak siyasi bir atamadır" diyen Yılmaz, İstanbul'da başaralı ya da başarısız olmak, Ekrem İmamoğlu'nun kişisel ikbaliyle alakalı olamayacağını bunun aynı zamanda CHP için de bir sınav olacağını belirtti. 

"Ve yine belli ki kendisini partisinin de üstünde görmeye başlamış." diyen Yılmaz, sözlerini "Yaptığı atamayla "CHP’nin bu ülkeyi yönetebilecek kadroları yok" propagandasının değirmenine su taşıdığının da farkında değil." diyerek sürdürdü.

Meymet Y. Yılmaz'ın T24'te yayımlanan bugünkü yazısının ilgili kısmı şöyle:

Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreterliği görevine, Ziraat Bankası eski genel müdürü Can Akın Çağlar’ı getirdi.

Çağlar, AKP iktidarının hemen başlarında, 2003 yılında Ziraat Bankası’na, Ülker grubuna ait Family Finans’ın genel müdürü iken tayin edilmişti.

AKP’nin atadığı ilk bürokratlardan biriydi.

Ziraat Bankası’nda görev yaptığı dönemde ilginç ve tartışmalı kredilere imza attığı için, CHP’li milletvekillerinin yolsuzluk suçlamalarına muhatap olduğu da herkesin hatırladığı bir gerçek.

Yıllardır, kamu kurumlarına yapılan atamalar ile ilgili eleştiriler yazıyorum.

Eleştirilerimin temelini, liyakat konusu oluşturuyor.

Onun için şimdi bu ilkeyi terk ederek, "bir AKP’li, nasıl olur da CHP’li bir başkan tarafından Türkiye’nin en büyük bütçeli belediyesine genel sekreter olarak atanır" demeyeceğim.

Elbette atanabilir, yeter ki o işin ehli olsun, eğitimiyle, mesleki geçmişiyle o görevi hak etsin.

Ancak şuna dikkat çekmek isterim: Söz konusu pozisyon, kaçınılmaz olarak siyasi bir pozisyondur, sıradan bir memuriyet değildir.

Belediye başkanının seçilirken vadettiklerini hayata geçirmesi için çalışmak durumunda olan bir bürokrat atanıyor, bu kaçınılmaz olarak siyasi bir atamadır.

Tıpkı bakanlık müsteşarları gibi.

Pozisyonun siyasi olması elbette liyakat aranmasına da engel değildir.

Bunca AKP’li bürokrat içinde mesleğini layıkıyla yapanların olduğu da bir gerçek.

Hem gerekli vasıflara sahip olabilirsiniz hem de o pozisyona siyaset gereği atanmış olabilirsiniz.

Çağlar’ın müktesebatı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreterliği görevi için yeterli mi acaba? Finans piyasalarında uzman olmak, orta boy bir Avrupa ülkesine denk bir kentin deyim yerindeyse CEO’su olmak için yeterli midir?

Bu sorunun yanıtını zaman içinde alacağız elbette.

Ancak şunu söylemeliyim ki İstanbul gibi bir belediyenin başarılı ya da başarısız yönetimi, sadece Ekrem İmamoğlu’nun kişisel ikbaliyle de alakalı değildir.

Bu aynı zamanda CHP için bir sınavdır.

Bu partinin ideolojisinin, pratikte nasıl sonuçlar vereceğini, verdiğini seçmene göstermek anlamında bir sınav.

Burada başarısızlık, sadece İstanbul’u değil, diğer kentleri de etkiler. Tıpkı başarılı yönetimin, diğer kentler için de örnek oluşturabileceği gibi.

Şimdi bu atamaya bakarak, şöyle mi düşünmeliyiz: CHP, iktidara talip ama daha içinden İstanbul’u yönetecek yetkinlikte bir kişi bile çıkaramıyorsa, Türkiye’yi yönetme hakkı kazandığında ne yapacak?

İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük şehirleri yönetme tecrübesine sahip bürokratlarınızı yetiştiremiyorsanız, ehil kadrolarınıza böyle bir tecrübe olanağı veremiyorsanız, iktidara geldiğinizde ne yapacaksınız?

Tarafsız bir gözlemci olarak şunu söyleyebilirim ki Ekrem İmamoğlu, yakın çevresi ve tek siyasi duruşu Erdoğan karşıtlığı olanlar tarafından çok erken dolduruşa getirildi.

Ve yine belli ki kendisini partisinin de üstünde görmeye başlamış.

Yaptığı atamayla "CHP’nin bu ülkeyi yönetebilecek kadroları yok" propagandasının değirmenine su taşıdığının da farkında değil.

CHP, gerçekten de bu yetkinlikte kadrolara sahip değil mi acaba?

İmamoğlu, kendisini Cumhurbaşkanlığı seçiminde "CHP’nin doğal adayı" gördüğüne göre, kendi ayağına çelme takıyor. Bilmiyorum, bunun farkında mı?