Birleşik Metal İş Sendikası Sınıf Araştırmaları Merkezi’nin (BİSAM) yayımladığı rapora göre İzmir Türkiye’deki en pahalı il oldu. İzmir son geçim standartları raporunda, Türkiye’deki üç büyük kent arasında en pahalı ve en zor yaşanan il oldu. Dört kişilik bir ailenin sağlıklı beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarını yansıtan tespitte, açlık sınırının 3 bin 225 lira olarak kayıtlara geçtiği İzmir’i, 3 bin 100 lira ile İstanbul ve 2 bin 871 lira ile Ankara takip etti. Sadece temel gıda maddeleri üzerinden yapılan hesaplamaya göre, sağlıklı beslenme için yapılması gereken günlük asgari harcama tutarı ise kişi başına 26 lira oldu.

Cumhuriyet'te yer alan habere göre rapor, ekmek için günlük 6.42 lira, süt ve süt ürünleri için 35.21 lira, et, balık ve tavuk için 20 lira, sebze meyve alımı için de günlük en az 15.93 lira harcama tutarı öngörüldü. Açıkladığı verilerle tartışma konusu olan TÜİK’in son rakamlarına göre resmi enflasyon yüzde 19.89. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi’ne (DİSK-AR) göre sadece son iki yıl içerisinde gıda enflasyonunda yüzde 48.4 oranında artış kaydedildi. Genel enflasyonun da yüzde 34.1 olarak ölçüldüğü verilere göre gıda enflasyonunda yaşanan bu artış, Ekim 2005’ten sonraki en yüksek rakam olarak kayıtlara geçti.

Haberde raporu yorumlayan Birleşik Metal İş Sendikası İzmir Şubesi Başkanı Ali Çeltek, “Çalışanların alım gücü gün geçtikçe düşüyor. Halkın en temel ihtiyacı olan çay, şeker, yoğurt, süt ve benzeri ürünlerin fiyatı son bir yılda yüzde 40 ile yüzde 60 arasında arttı. Sadece bir çiçek yağı bile 30 liradan 70-80 liraya çıktı. Ev kiraları üçe hatta dörde katlandı. İzmir’de okuyan öğrenciler bugün ev kiralarından, yurt ve yemek ücretlerinden yakınıyor. 20 yıldır ülkeyi yönetiyorlar ama ne yaptıklarının farkında değiller. ‘Fırsatçılara göz açtırmayacağız, bu zulümdür’ diye açıklamalarda bulunuyorlar, marketlerin peşine düşüp cezalar yazıyorlar. Bu ülkeyi, bu ekonomiyi yönetemeyen kendileri. Ülkemizde çalışan insanların bu ücretlerle sağlıklı bir şekilde beslenme, çocuklarına bakma şansı yok. İşçiye verilen ücret hayatını idame ettirebileceği bir ücret değil. İnsanlar bu paralar ile eğer ölmüyorsa Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeleri gerekir. İşçi ertesi aya hep eksi bakiye ile giriyor. Vatandaşı sistemli bir şekilde borçlandırıp işçiyi işverene mahkûm ediyorlar” dedi.

'EGE'DEKİ TARIM TOPRAKLARI BOŞ DURUYOR'

Çeltek, İzmir’de açlık sınırının yüksek olmasının sebeplerini ise şöyle özetledi: “İzmir aslında tarım bölgesi ama tarımda uygulanan politikalardan dolayı çiftçi tükendi. Bu yüzden ucuza gıda bulmak artık mümkün değil. Zamların da sebebi bu. İthalata bağımlı hale geldiğimizden ötürü her şeyin en pahalısını alıyoruz. Biz eskiden tarım alanında kendine yeten on ülkeden birisiydik, şimdi her şeyi ithal ediyoruz. Ege’deki tarım toprakları boş duruyor, biz gıda ithal ediyoruz. Bunun yanında, İzmir son dönemde ciddi anlamda göç aldı ve ciddi bir cazibe merkezi haline geldi. Talep arttığından ötürü de konut fiyatları ile kiralar da çok fazla yükseldi. Açlık sınırının yükselmesinde en önemli iki sebep bu. Bugün bir evde en az iki kişi mecburen çalışıyor. Hatta artık evde yaşayan çocuklar da çalışıyor. Diğer yanda, işsizlik gibi bir olgu var. Çoğu zaman iş bulup çalışmak da mümkün değil. Eskiden bir memur çalışıyordu, iki üç çocuğunu birden okutuyordu. Artık evli memur çift bile ev geçindiremiyor. Üstelik her şeyden kısarak, en az yemeği yiyerek yaşıyoruz. Kira, faturalar, gıda alışverişi, ulaşım giderleri ucu ucuna açlık sınırına denk geliyor. Ülkemizdeki insanların yüzde 60’ı asgari ücretle çalışıyor. Yani işçiler açlık sınırının altında ücretlerle çalışıyor. ‘Yüzünüze gözünüze dursun’ dedikleri asgari ücretliler resmen aç. Mühendis ve mimarlarımız asgari ücretle dahi iş bulamıyor. İşçiye ölümü gösterip sıtmaya razı ediyorlar.”