Seda TAŞKIN


ARTI GERÇEK- IŞİD’in Kobanê’ye yönelik saldırıları üzerine 6-8 Ekim 2014’te yaşanan protestolar nedeniyle Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri ve yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 108 isim hakkında açılan davanın 4’üncü duruşması başladı. 

Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görülen dava dosyasında sanık olarak yer alan 108 kişi, 29 ayrı suçlamayla 38’er kez ağırlaştırılmış müebbet ve 19 bin 680’er yıl hapis istemiyle yargılanıyor.

Duruşma salonuna Sincan Cezaevi’nde kalan tutuklu siyasetçiler, Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Selahattin Demirtaş ve Kandıra Cezaevi’nde bulunan Figen Yüksekdağ ve diğer siyasetçiler Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. 

Önceki duruşmalarda tahliye olan yerine kayyım atanan Kars Belediye Eşbaşkanı Ayhan Bilgen, eski milletvekili İbrahim Binici, HDP eski MYK üyeleri Berfin Özgü Köse ve Cihan Erdal da salonda hazır bulundu. Tutuklu yargılanan siyasetçiler Emine Ayna ve Aysel Tuğluk’un mazeret bildirerek, duruşmaya katılmama talebi heyet tarafından kabul edildi.

Sağlık gerekçesiyle cezaevinden tahliye edilmesi beklenen eski Demokratik Toplum Partisi (DTP) Eş Genel Başkanı ve eski Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk hakkında İstanbul Adli Tıp Kurumu (ATK), “Hayatını yalnız idame ettirebilir” kararı vermişti. 

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan yanı sıra çok sayıda HDP’li milletvekili de duruşmayı izledi.

Sabah saatlerinde cezaevi yolu polis tarafından kapatılırken, avukatların mahkeme heyeti ile görüşmesi ardından gazeteciler ve izleyiciler salona alındı. 

Davaya müdahillik talebinde bulunan devlet kurumlarının katılma talebine ilişkin avukatların usule ilişkin itirazlarıyla duruşma başladı.

CİMER ŞİKAYETLERİ DOSYADA  

Usule yönelik itirazlarına ilişkin söz alan HDP eski MYK üyesi Cihan Erdal’ın avukatı Arif Ali Cangı, “Görünüyor ki bu davada iktidar partilerinin yandaşları ve seçmenlerinin tamamı davaya katılıyor ama böyle bir gerçeklik karşısında müşteki, şikayetçi katılma noktasında tartışmalıyız” dedi. Her katılma talebinde görüşlerinin alınması gerektiğini söyleyen Cangı, İçişleri Başkanlığı’nın, MİT’in bu davaya müdahil talebinde bulunmasını anlamanın mümkün olmadığını belirtti.

Cangı, söz konusu dönemdeki olayları önlemenin onların görevi olduğunu hatırlatarak, “Bu müdahillik talebi görevlerini yapamadıklarının itirafıdır.  Eğer o olayları önleyebilselerdi o olayları çıkaranlar fiilen karşınızda olacaktı.  Bu şekilde bu dava dosyasının bir anlamda HDP’li yöneticilerine yönelik bir siyasi linç davasına dönüştürülüyor. şikayetçi ve mağdur durumunun çok hassas bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Dava dosyasına giren evrak içinde cimer’den gönderilen şikayetler de yer alıyor. Örneğin biri Selahattin Demirtaş hakkında CİMER’e başvurmuş ve en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyor bu da yer alıyor dosyada. Bu CİMER şikayetlerinin dosyaya gönderilmiş olması yargılamayı etkiler. Bu nedenle bunların dosyadan çıkarılması gerekiyor çünkü adil yargılama hakkının ihlali niteliğinde” diye belirtti. 

'OLUR OLMADIK DAVAYA MÜDAHİL OLMA GİRİŞİMİ' 

Katılma talebi henüz kabul edilmeyen kurumların siyasetçilere soru sorulmasının kamu önünde müvekkilleri hakkında karar verilmeden suçlu gösterme girişimi olduğunu savunan Cangı, “Bu aşamadan sonra müştekilere soru sorma konusunda söz verilmemesini talep ediyoruz. Her bir katılma talebinde bulunan hakkında görüş istenmesini talep ediyoruz. Bunun yanı sıra pek çok şikayetçi ifadesi talimatla alındı ve o talimat duruşmalarından habeirmiz yoktu. tanımadığımız insanlarla nasıl görüş bildireceğiz haberimiz yoktu ifadeleri alındığında. yargılamayı kilitliyor. Olur olmadık şekilde davaya müdahil olma girişimleridir bunlar” ifadelerini kullandı. 

HDP eski MYK üyesi Zeynep Ölbeci avukatı Ali Bozan, görülen üç duruşmada tutanaklara dair yapılan işlemlere dikkat çekti. Bozan, tutanaklara ilişkin, mahkemenin tutanakların okunmadığı halde “Okundu” şeklinde geçtiğini diğer uygulamanın ise dosyaya tutanakların girmediği halde “Girdi” den

Zeynep Ölbeci avukatı Ali Bozan bugüne kadar kadar duruşma tutanağına yapılan işlemlerle ilgili mahkenin iki uygulaması olduğunu belirterek, "Tutanakların okunmadığı halde okundu şeklinde geçti. Diğeri de dosyaya tutunak girmeden girdi denildi.  CMK 209’a göre okunur demityor ama anlatılıyor diyor.  Dosyaya gelen herhangi bir evrak eğer mahkemece hüküm aşamasında kullanılacaksa bu evrakların tartışılması gerekiyor bu nedenle öncelikle anlatılması ve okunması gerekiyor. Binlerce sayfa evrak okunmadığı halde duruşma tutanaklarına ‘okundu’ olarak geçti" dedi.

‘GÖKALP’İN İFADESİNİ BULAMADIK’

HDP Hukuk Komisyonu üyesi avukat Kenan Maçoğlu ise bir önceki celsede 43 ara kararın oluşturduğunu hatırlattı. Maçoğlu, 15 Haziran tarihinde yerine getirilmeyen iki talebin olduğunu ve dosyanın açık tanığı olan Kerem Gökalp’ın idari gözlem kararıyla Ankara TEM’e götürüldüğünü söyledi. Gökalp’ın 13 gün boyunca TEM’de ifadesi alındığını söyleyen Maçoğlu, sözlerine şöyle devam etti: 

“O dilekçe 354 klasörde inceledik ancak biz bir yerde göremedik. Siz ara karar oluşturmuştunuz ancak cevabı gelmemiş. Biz tekrar istiyoruz. 15 Haziran tarihinde unutulan bir klasörden size bahsettik. Savcının çalıştığı 234 klasör sanırım. O klasör içerisinde 5 sayfalık bir Ankara TEM Şube Başkanlığı imzalı belge vardı. Belgeyi kim oluşturduğunu istenmesini talep etmiştik. Bu belgede yer alan tarih Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ Yüksekdağ tutuklanmasından hemen önceki bir tarih ve tamamı yok. Soruşturma dosyasında unutulmuş."

‘SAVCI DOSYAYI BİLEREK, GÖNDERMEDİ’

“Hazırlanan tutanak Demirtaş’ın ilk dosyasından tahliyesi sonrası cezaevinden çıkmasını engellemek için gözaltına alınma talebidir” diyen Maçoğlu, “Biz iki evrak için de talepte bulunduk. Ama doğrudan bu kumpas dosyasının delili olacak evraklar dosyası Yargıtay Başsavcısı Ahmet Altun tarafından dosyaya gönderilmedi” dedi.  Ankara TEM tarafından hazırlanan ve soruşturmada unutulan 5 sayfalık belgenin önemli olduğunu söyleyen Maçoğlu konuşmasına şöyle devam etti: 

‘KUMPAS YARGITAY BAŞSAVCISI TARAFINDAN ORGANİZE EDİLDİ’

“Çünkü bu kumpasın ne şekilde ve kimler tarafından hazırlandığını gösteren net bir belge. Hangi suçlar kimlerin dahil edileceği ne kadar ceza alacaklarına dair çok ayrıntılı bir belge. Bu belge savcı Altun dosyaya özel atandıktan sonra 2018’de hazırlanıyor. Dosyada delil bulunmazken bu dosya üzerinden işlemler başlatılıyor. Savcılık yeni delil üretmek için ciddi çabalar veriyor. Tanık ve gizli tanık bulunması için ciddi çabalar veriliyor. Bu soruşturma üzerine kapatma davası düzenlenebileceği ve HDP’nin bu şekilde kapatılabilmesi açık ve net bir şekilde yazılıyor. HDP'ye açılan kapatma davası organize bir şekilde 2018’de başladı. Sadece o belgede değil, 59 klasöre ek olarak 8 flaş bellek bize teslim edildi. Bu belleklerde çeşitli itirafçıların beyanları var. İlginç şeyler var. Bu bahsettiğimiz Kerem Gökalp’ın bu Kobanê soruşturması kapsamında verdiği ifade genel iddianamenin omurgasını oluşturan bir iddianame sizin de tutuk devam kararlarına dayanak gösterdiği bir ifadedir.”

'İFADELERİNİN TAMAMI DOSYAYA KONULSUN'

Kerem Gökalp’ın Kobanê Davası kapsamında verdiği bir ifadesinin de  Kobanê dosyasında yer almadığını belirten Maçoğlu, “HDP kapatma dosyasında yer alıyor. Savcı Ahmet Altun ifadesini almış Kobanê dosyasına koymamış. Bu savcı ve Yargıtay Başsavcısı kendi aralarında  belge alıp, veriyorlar. Organize bir şekilde bu dosyayı oluşturup HDP’nin kapatılması için faaliyette bulunuyorlar. Talebimizdir; gizli tanık Ulaş, gizli tanık Mahir ve Kerem Gökalp’ın ifadelerinin tamamının dosyaya alınmasını istiyoruz.” 

Soruşturma kapsamında ilk olarak gizli tanık Mahir’e ulaşıldığını ancak ne şekilde ulaşıldığına dair bir bilgi olmadığına dikkati çeken Maçoğlu, “Bu tanıklar nereden geldi, kendisi mi geldi emniyete başvurdu. Bunların hiçbiri dosyada yok. Bunun da öğrenilmesini istiyoruz. Gizli tanık Mahir’in, Kerem Gökalp’in ifadesi 5-6 sayfa ve iddianamenin omurgasını oluşturan bir nitelikte ve birbirinin kopyası gibi. Kerem Gökalp, cezaevinde kimler ziyaret etmiş ve Gökalp’in ilk soruşturma aşamasına verdiği ifadeler ile Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki görülen davasının kovuşturma, soruşturma aşamasındaki tüm bilgilerin talep edilmesini talep ediyoruz.  Çünkü Gökalp Şırnak verdiği bir ifadede ne hikmetse Kobane dönemine dair bu dosyada verdiği ifadelerin hiçbiri yer almıyor” diye konuştu.

Mahkeme başkanı avukatın sözünü keserek, taleplerini açıklamasını istemesi üzerine avukat Mesut Beştaş, taleplerini söyleyerek ve bu konuda belge de sunacağını dile getirdi. Sağlık Bakanlığı’na yazı yazılarak, Ekim ayını kapsayacak şekilde 6-8 Ekim eylemlerinde ülke sınırları içinde hastanelerde tedavi edilen YPG, YPJ ve IŞİD militanlarının sayılarının istenmesini talep eden Beştaş, konuşmasına şöyle devam etti:  

“O dönem IŞİD terör örgütü olarak değerlendiriyor. Türkiye’de de öyle ya da böyle terör örgütü deniliyor ama bakın Adalet Bakanlığı ne diyor. Emniyet Genel Müdürlüğü’nde alınan yazıda ‘bir yapının terör örgütü ilan edilmesi Bakanlar Kurulu kararıyla ya da Yargıtay kararıyla olacağı, bu konuda YPG ile ilgili bir kararın bulunmadığını…’ Bildirilmiş ‘terör örgütleri’ listesinde PYD, YPG yer almıyor. O dönem Türkiye sınırları içerisinde yer alan hastanelerde YPG’li ya da PYD’linin tedavi edilmesi suç değildir. Bu nedenle yazı yazın diyoruz. Adalet Bakanı o tarihte YPG’yi ‘terör örgütü’ olarak görmüyor. Ama ne yazık ki devran değişti. Şimdi hükümet kimi istese ‘terör örgütü’ yapıyor. Sıkıyönetim dönemlerinde bile Bakanlar Kurulu ya da başka bir merci ‘terör örgütü’ olarak ilan edemiyordu.”

Türkiye’nin 2017 yılına kadar YPG’nin “terör örgütü” olduğuna dair tek bir kararı olmadığını hatırlatan Beştaş, “Hiçbir ülke tarafından ‘terör örgütü’ olarak görmüyor. 2017’de yakalanan YPG’liler hakkında beraat kararları aldık. Adalet Bakanlığı’na yazı yazılarak, YPG’nin ve YPJ’nin ‘terör örgütü’ olarak kabul edilmesine yönelik karar ve tarihinin istenmesini talep ediyoruz” dedi.

YASAMA DOKUNULMAZLIĞI HATIRLATMASI

Verilen aranın ardından taleplerine devam eden Mesut Beştaş, yasama dokunulmazlığına değindi. Beştaş, “Siz de Meclis kürsüsünde yaptıkları konuşmaları talep edip, bilirkişiye gönderilmesini talep etmişsiniz. Bu hususta usulde yapılan yargılamanın sürdüğü sürece yargılamanın devam ettirilmesi değil, durdurulması gerekiyor. Bu ara kararı talep ediyoruz. Aksi takdirde bu soruşturma ve kovuşturma aşamasında herkesin suç işlediği sonucuna varılacak, bunun önüne geçilmesi için yasama dokunulmazlığı kapsamında olma ihtimali olan vekillerle ilgili yargılamanın durdurulması kararının verilmesini istiyoruz” dedi.

BAKANLAR KOMİTESİNİN KARARININ TERCÜMESİ İSTENDİ

Demirtaş’ın dosyasının pilot bir dosya olduğunu dile getiren Beştaş, AİHM Demirtaş kararının yargılamaların hepsini ilgilendirdiğini kaydetti. Demirtaş kararının Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nde de görüşüldüğünü ifade eden Beştaş, “AK Bakanlar Komitesi, Türkiye’ye karşı sert bir uyarıda bulundu. Kesinleşmiş kararlar dahil yargılamaların düşürülmesini istedi. Bunu siz başka organın kararı gibi değerlendirebilirsiniz ama bu mahkeme kararlarını ilgilendiren bir icra karardır. Türkçe çevirisinin Adalet Bakanlığı ya da Dışişleri Bakanlığı’ndan istenilmesini talep ediyoruz” diye belirtti.

Daha sonra söz alan HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü’nün avukatı Mehmet Oruç iddianamenin düzenlenmesinde ve sonrasında müvekkilinin ifadesinin alınmadığını yeni öğrendiklerini belirtti. Oruç, “Müvekkilin Türkiye’de bir açık adresi yoktur. TCK’nın yurt dışında bulunanlara dair tanımış olduğu savunma imkânını kullanmak istiyoruz. Öncelikle yakalamasını kaldırılmasını talep ettik. Fakat mahkeme son müzekkeresinde Berlin Büyükelçiliği’ne müzekkere yazarak SEGBİS altyapısının olup olmadığını sorması yanlıştır. Bizim böyle bir talebimiz yok” dedi.

‘POLİS MAHKEME BAŞKANINI BAHANE EDİYOR’

Selahattin Demirtaş’ın avukatı Cahit Kırkazak ise, yargılama süresi boyunca polisin seyirci ve basını duruşma salonuna almamasına ilişkin konuştu. Kolluk güçlerinin mahkeme başkanını bahane ederek girişlerin engellediğini söyleyen Kırkazak, “Siz de böyle bir talep vermediğinizi söylüyorsunuz” diyerek, bu duruma dair bir ara karar oluşturulmasını istedi. Kırkazak sözlerine şöyle devam etti:

“Müvekkillerimizle görüştürülmesinde cübbe dayatılmasının yasal bir durumu yoktur. Kürsünün yüksekliği ve mikrofon avantajı ile bana karşı sesinizi yükselttiniz. Her gün sizinle görüşme çabası içine giriyoruz. Siz ‘salonda görüşürüz’ diyorsunuz ama salonda bizi dinlemeden sırtınızı dönüyorsunuz. Kolluk bize sizi adres olarak gösteriyor. Bu noktada sizin daha sakin olmanız gerekirken bizden daha sert davranıyorsunuz.”

‘YARGILAMANIN ALENİYETİNE MÜDAHALE VAR’

HDP önceki dönem milletvekili Emine Beyza Üstün’ün avukatı Nuray Özdoğan da gelen giden evraklara dair aleyhte olan evrakların hiçbirini kabul etmediklerini belirtti. Dava dosyasına bir dosyanın yanlış geldiğini aktaran Özdoğan, kolluk güçlerinin mahkeme salonuna girişleri engellemesine ilişkin konuştu. Özdoğan, yargılamanın duruşma salonunda başlamadığını belirterek, sözlerine şöyle devam etti:

“Yargılama süreci bir bütün olarak sizin bu yargılama sürecine dahil olduğumuz süreçten başlar, duruşma salonunda başlamaz. Bu konudaki bizim CMK’daki bir değişiklik olduysa duruşmanın aleniyeti denilen şey yargılamanın aleniyetidir. Buraya girdiğimizde yaşadığımız her türlü engelleme yargılamanın aleyhine engeldir. Herkes davasının bağımsız ve tarafsız mahkeme tarafından açık olarak görülmesinin isteme hakkına sahiptir. Bu duruşma salonuna girmeye çalıştığımız süreç de bunun içindedir” dedi.

‘BUGÜN YAŞANANLAR BİR DAHA YAŞATILMASIN’

Özdoğan, duruşmaya girerken, bugün yaşananların bir daha yaşatılmamasını istedi. “Bizim fotoğraflarımızı çekmelerine ne hakları var” diyerek, “Ben hangi güvenle gelip, duruşmada savunma yapacağım. Bu konuda duruşmanın girişinde bize böyle davranamazlar. Katılımcılara böyle davranamazlar. Buna sizin müdahale etmeniz gerekiyor” dedi.

POLİS: BAŞKANIN TALİMATI YOK, AMİR TALİMATI VAR

Daha sonra ÖHD Ankara Şube Eş Başkanı Şevin Kaya söz aldı. Kaya, “Burada ısrarla hukuk diyorsunuz biz de hukuk diyoruz. Talimat dahi olmadan kullandığı güçten faydalanan polislerin duruşma salonuna almamalarına dair kendi aralarında konuşmasına şahit olduk. Polisler, ‘Başkanın böyle bir talimatı yok. Biz içeri almayalım zaten, Mahkeme Başkanı içeri alın diyecek o zaman da alırız’ dedi. Biz size ihbarda bulunuyoruz. Bu yargılamaları biz bu şartlarda yapmaya çalışıyoruz. Avukatların dahi içeri giremediği bir yerde yargılamanın yapılması mümkün değil. Eğer hukuk diyorsanız içeri alındıklarını avukatların fotoğraflarını çeken, izleyicileri de içeri almayan kolluk görevleri hakkında görevi kötüye kullanmak suç duyurusunda bulunmasını istiyoruz” dedi.

Mahkemeye Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi salonundan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katılan HDP eski Milletvekili Altan Tan savunma yaptı. Tan, yasa dışı bir örgütle hiçbir şekilde bir bağlantısı olmadığını söyleyerek, “Sahip olduğum fikri İslami düşünce çerçevesinde, demokratik kimliğimle, Kürt halkının meşru, insani, vicdani, tüm değerlere, Avrupa değerlerine göre savundum” dedi. Sempatizan düzeyinde dahi bir örgütle bağlantısını olmadığını söyleyen Tan, sözlerini şöyle sürdürdü:

TAN: GÖRÜŞLERİM AÇIK VE NET

“Bunun içinde uzun uzadıya belge ve doküman koymama gerek yok. Bu yaklaşık 30 yıl içinde 400 tane canlı yayına çıktım, 8 kitabım var sayısını hatırlayamadığım çok sayıda gazete ve dergide yazılarım var. Kürt halkının meşru talepleriyle ilgili görüşlerim açık ve net. Bunların dışında gizli kapaklı bir işim yok.”

AİHM Demirtaş kararının 6-8 Ekim Kobanê Davası’na gerekçe gösterilen tweetlere dair kararı okuyan Tan, “AİHM, tweetlerin siyasi ifade sınırları kapsamında kaldığı ve şiddet çağrısı içermediği ve yaşanan şiddetle bir bağının olmadığını belirtmiştir. AİHM kararları bağlayıcı olduğundan büyük daire kararında sonra 30 Aralık 2020 tarihinde iddianamenin bu tweetlerin binaen hazırlanması da hukuka aykırı olduğunu belirtilmiştir. 6 Ekim 2014 tarihinde yapılan MYK toplantısına katılmadım. O tarihte Diyarbakır'daydım. Uçak biletleriyle ilgili olan kısmı da sayın mahkemenize ibraz edilmiştir. O toplantının genel muhtevası ile ilgili de bir bilgi sahibi değilim. Ama bu tweetlerin bir suç işlediğini düşünmüyorum. Şiddeti teşvik anlamında bir çağrı değil” diye belirtti.

Tan şöyle devam etti:

“İddianameye eklenen bazı belgelere gelirsek, bunlardan bir tanesi Kandil’de Murat Karayılan’ında olduğu bir fotoğraf. Abdullah Öcalan'la görüşme sırasında MİT’in bize verdiği Öcalan mektubunu Kandile götürdüğümüzde çekilen fotoğraftır. 1 Mart 2013’te Kandile götürülmüş ve Murat Karayılan’a teslim edilmiş ve onlardan gelen cevaplar da MİT ve devlet yetkililerine iletilmiştir. Bu resim devlet tarafından görevlendirilen heyetin Kandile Murat Karayılan’ın isteği üzerine mektubun teslim edildiğini göstermeye yönelik çekilen bir fotoğraftır. Bu resmi bir görev sırasında çekilmiştir ve bir suçlamaya tabi tutulamaz. Diğer fotoğraflar ise Erbil’de 25 Eylül 2017 tarihinde Kürdistan Bölgesel  yönetimin yaptığı referandum  esnasında görevlilerle çekilen bir resimdir. Bunların kimler olduğu yine Erbil’den sorulabilir. Bunların  YPG ya da PKK ile bir bağlantıları yoktur.”

ARA KARAR AÇIKLANDI

Tan, adli kontrol tedbiri kapsamında imza atma yükümlülüğü ve yurt dışı yasağının  kaldırılmasını talep etti ve duruşmalardan vareste tutulmayı  talep etti.

Mütalaa ardından mahkeme başkanı ara kararını açıkladı: “Bu celse savunma yapacağını söyleyen sanık Meryem Adıbelli’nin Kürtçe savunma  yapacak olması ve salonda tercüman bulunmaması nedeniyle duruşmanın belirtildiği üzere 21 Eylül 2021 günü saat 9:30’ a bırakılmasına, tercüman hazır edilmesi için müzakere  yazılmasına, sanık Can Memiş’in öğrenim nedeniyle sanık Altan Tan ve İbrahim Binici’nin savunmaları alınmış olmasına ve eski milletvekili  olmaları ve yaşları nazara alınarak duruşmalardan vareste tutulmasına, bir kısım sanıkların müdafilerinin duruşmaya girmeden önce sıkıntı yaşadıklarını belirtmeleri karşısında her ne kadar duruşma salonun açık olması ve aleniyetin sağlanması noktasında herhangi  bir sıkıntı bulunmasa bile ileri sürülen sıkıntıların giderilmesi amacıyla cezaevi yönetimine ve Sincan Emniyet Müdürlüğü’ne ayrı ayrı müzakere yazırlarak, dosyamızın duruşmasına girmek isteyenlerle ilgili daha dikkatli davranmalarının istenilmesine oy birliğiyle karar verildi. Diğer taleplerle ilgili duruşmanın sonunda karar verilecek” 

Duruşma yarın sabah saat 10:00’da görülmek üzere ara verildi.