Ömer ÇİFTÇİ


ARTI GERÇEK- İlkokul yıllarında, öğretmenimiz sınıfa girerken, koltukaltına sıkıştırdığı dünya haritasını görünce çok mutlu olurdum. Ders anlatırken arada bir cetvelini dünya haritasında gezdirmesi ilgimi daha da cezbettiriyordu. Bazen içimde küçük fırtınalar kopardı. İç sesim: “Teneffüs olsa da şu dünya haritasını daha yakından görsem" diyordu.

Teneffüs aralarında, tahtada asılı olan haritanın karşısına geçince, gözlerim direkt haritanın ortasına, Afrika’ya ilişiyordu. Afrika’nın kuzeyde kalan ülkeleri ve sahra altı ülkelerinin sınırları çok düzgün bir biçimde ayrılmış görünüyordu. Klasikleşmiş tabiriyle, sınırlar cetvelle çizilmişti. Mısır, Sudan, Libya, Cezayir, Mali, Moritanya, Çad…

Afrika’nın batısını dikizlediğim zaman aklım iyice bulanıklaşıyordu. Mağriblerin aksine, minik minik devletler vardı. Gerginleşirdim. Gana, Gine, Gine Bissau, Gambiya, Gabon, Ekvator Ginesi, iki Kongo devleti, Nijer, Nijerya ülke adlarının benzerliği beynimi bulanıklaştırıyordu. Küçük yaşımla, Afrika kıtasına olan ilgim sorularla cevap bulmasını dilerdim hep. “Afrikalılar, çikolatalı renklidir, neden tek bir ülkede bir araya gelmemişler” gibi tuhaf ve saçma sorular gelirdi aklıma.

İflah olmaz bir Afrika meraklısı olup çıkmıştım. Bayraklarını merak edip, tüm Afrika ülkelerinin bayraklarını teker teker incelemiştim. Şu sonuca varıyordum: “Bu çikolatalıların bayraklarında kullandıkları renkler hep aynı renkler, kesin akrabadır bu insanlar. Bu yüzden tek bayrak altında yaşamaları daha uygundur.”

Gel zaman, git zaman... İnsan büyüdükçe bazı gerçeklerin farkına varıyor. İnsanları korkunç bir şekilde ayrıştıran  ideolojileri, etnik kökenleri ve inançları yaşayarak öğreniyorsun. Afrika insanları da bu sıraladıklarımın kurbanı oldu. Çok öldü Afrika insanları; başka milletler için çok köle oldular. Yetmedi birbirini boğazladılar. Palalarla, kalaşnikoflarla...

AFROAMERİKALILARIN AFRİKA’YA GELİŞİ

Afrika’yla ilgili anılarımı tazeledikten sonra kölelerin kurduğu Liberya’dan bahsetmek istiyorum. Liberya, Afrika içinde zoraki bir devlet olarak kurulduğunu söylesek yeridir. Liberya ABD’nin, Senegal’i bölerek kurduğu kolonilerden biridir. İngiliz hükümeti yüzyıllar sonra gelen geç bir kararla köleliği kaldırmıştı. Sonrasında ABD de atağa geçerek köle tacirlerin elinde tuttuğu köleleri ABD’den Sierra Leone’ye sınır dışı etmeye başladı. Tıpkı İngilizlerin yaptığı gibi…

ABD işi daha da ilerleterek Kongre kararıyla kölelerin geri yollanmasını amaçladı. İlk köle kafilesi Sierra Leone’ye gönderildi. Fakat geminin yolcularını Sierra Leone'ye indirmesi, İngilizleri rahatsız ediyordu. Buna rağmen ABD, ikinci üçüncü kafileyi de gönderdi. Bu sefer İngilizlerin engellemesiyle başarılı olamadı. ABD yönetimi farklı bir eğilime yönelmek zorunda kaldı. Liberya’yı müsait bir merkez haline getirerek köleleri buraya yerleştirmek istiyordu. Bunu içeriden sağlamak için yerli kabilelerden Bassa’nın şefleriyle anlaşma sağlandı. Liberya, yani “özgür toprak” olarak adlandırılan bu kolonideki ilk yerleşimin adı önce Christopolis olarak konsa da, daha sonra dönemin ABD Başkanı Monroe’ya ithafen, Monrovia olarak değiştirildi. Günümüzde Liberya’nın başkentliğini yapıyor.

ABD eliyle yerleştirilen siyahiler, yerlilerin topraklarını kah satın alıp, kah zorla sahip çıkarak sömürgeci devletlerin icraatlarına taş çıkardı. Amerikan siyahileri Liberya topraklarına kendilerine aitmiş hissine kapılarak yaklaşık 17 civarı kabile topraklarını Liberya’ya dahil ederek yerli kabilelerin öfkesini aldı. Tam da bu dönemde yerli siyahiler ile ABD’den gelen siyahiler arasında husumetlerin başlangıcı olmuş. Beyaz insan ile siyah insanın çatışması sahnede gibiydi.

Liberya’nın yerlileri, ABD’den gelen yeni kölelikten kurtulan siyahilere, beyazlara taktıkları “kwi” ismiyle çağırmaya başladılar. Liberya’ya yerleşen siyahiler de oranın yerli halkına “aborijinler, vahşiler” olarak tanımlıyordu. Liberya, böyle bir ortamda çeşitli sınıflar ve ötekileştirme evrelerinin filizlendiği sırada temeli sağlam olmayan bir ülke olarak kuruluyordu.

AFRİKA’DA BİR İLK

Kızgınlık, husumet, bir arada yaşama kaygısı derken, bir referandumla kıl payı çoğunlukla alınan bağımsızlık kararıyla Liberya bağımsız oldu. Bu karar Afrika için bir anlam taşıyordu. Çünkü Afrika insanları, topraklarında ilk kez bir cumhuriyete tanık oluyordu.

Liberya, Afrika kıtasının ilk bağımsız cumhuriyeti olmuştu. Birleşik Krallık Liberya’yı tanıyan ilk ülke oldu.

ABD’nin ülkesinde köleleri bir sorun olarak görmeye başladığı andan itibaren, Liberya’nın kurulmasında acısıyla, tuzlusuyla işin içinde bulunuyordu. Liberya’yı bir cumhuriyet olarak görmemesi oldukça duygusal bir düzlemdeydi. ABD, Washington’da siyah bir diplomat istemediği için onlarca yıl Liberya’yı bir Afrika cumhuriyeti olarak tanımak istemedi.

ABD’nin tavırlarına rağmen, Liberya bayrağı ABD’nin bayrağıyla birebir olmasa da şekil ve renk seçimi bakımından benzerlik taşıyordu. Ayrıca yönetim şeklini ABD’den model alarak; başkanlık sistemi, senato yapısı, seçimlerde iki partili sistemin benimsenmesi (sonraki dönemlerde ABD’nin baskısıyla çok partili sisteme geçildi) gibi modelleri kendine uyarladı.

BİTMEYEN ACI

Bu anlattıklarımız elbette Liberya’da toz pembe bir hayatın yaşandığı söylemek mümkün değil. Bu küçücük ülke birçok badireler atlattı. Uzun iç savaşların kasıp kavurduğu insanları ve yıkılan şehirleri gördük. Ülke birçok kez darbe yönetimlerle el değiştirdi.  Ölene kadar iktidarda kalan William Tubman, ülkede siyasi birlik ve beraberlik sağlamaya çalıştı. Tubman ölünce iktidara gelen başkan yardımcısı William Tolbert  (Güney Carolinalı eski bir kölenin oğlu) ilk işi parti ve ülke içinde kendi patronluğunu kurmaya çalıştı. Tam bir aile şirketi gibi bir yönetim sergiledi. Tolbert’in bir kardeşi senatör biri de maliye bakanı ve başkanlık danışmanıydı. Böyle uzayıp gidiyor işte.

Afrika kıtasının sömürge yönetimi görmeyen tek ülkesi ve en eski cumhuriyeti olan Liberya’nın büyük mühründe şu yazılıdır: “Bizi buraya özgürlük aşkı getirdi - Liberya Cumhuriyeti.”

Gerçek ise, Afrika asıllı Amerikalıların özgür çocukları tarafından kurulan Liberya özgürlüğün bir damlasını hiç tadamadı.

Daha düne kadar iki iç savaş (1989-1996, 1999-2003) yaşamış; binlerce insan ölmüş, yüz binlercesinin de göçe sürüklendiği tarihin kirli sayfalarında kayıtlıdır.

Bir dünya haritasını önünüze koysunlar... Parmağınızı haritanın hangi noktasına getirirseniz getirin, parmağınızın işaret ettiği o yerin acı bir mazisi vardır. Biraz daha özele inersek, hiçbir kıta ya da hiç bir ülke kansız ve savaşsız kalmamıştır. Hep acı, hep kan, hep zulüm, hep zorba olmuştur.

İşte her ülkenin acı bir öyküsü ve savaşın acılarıyla yoğrulmuş yorgun insanları var! Sözde özgürlük var, ama özgürlüğün gölgesinde kaçı huzurlu, kaçı mutlu bir yaşam sürüyor. Orası muallakta kalıyor.