Sedat Peker dahi Kürtleri, sol muhalifleri, demokratları anmak zorunda kalıyorsa, iktidarın sessiz onayıyla ‘kanlarında duş alacak’ken iktidarın yine gizli onayıyla yurt dışına gitmek zorunda kalıyorsa yurt içinde kalan milyonlarca HDP’li 2030’lara nasıl çıkar? 90’lardan faili meçhullerden bügüne büyüyerek gelen bir parti yarın bir kez daha kapatılsa da küçülür mü, yok olur mu?

Yüzde 3-5’lerden bugünlere gelenler yarınlara çıkamaz mı?

Şimdilik parantez içinde bi dakka…

(İktidarlar eskiden beri aynı şeyi yapıyorsa muhalifler de yine aynı şeyi mi yapacak, farklı bir durum var mı bu sefer gerçekten?)

Cumhurbaşkanı Erdoğan kendi partisine ‘Biz dava partisiyiz!’ hatırlatması yapıyor olsa da dava partisinde (iktidar olmak ayrı bir konu) bir kişinin daha davaya katılması pek önemlidir. Ki HDP geleneği oyunu yüzde 3’ten 4’e, 5’e çıkardığında dahi kutlamalar yapardı bu nedenle. Dava partisi olduğunuzda adınız yolsuzlukla anılamaz mesela. Dava ile yol güçlü bir metafordur. Yolsuz bir dava olamaz. Yolsuzun da dava ile ilişkisi olmaz. Ama günlerdir içeriden birinin, Sedat Peker’in yolsuzlukları anlattığı bir yerde dava parisi dendiğinde dava ne olabilir?

Bi dakka ama…

Bu sıralar AKP’ye katılım mı oluyor yoksa onun için mitingler yapan, tehditlerde bulunan Sedat Peker dahi terk mi ediyor? Böyle durumlarda terk edenin genelde sadece bir kişi olmadığını tüm dava partileri iyi bilir. Terk eden bir akıldır, bir davranış biçimidir. Ki Sedat Peker’in ifşaatlarıyla etkisinin de biraz da bu olduğunu pekala söyleyebiliriz. Etkili olduğu için görmezden gelindiğini de söyleyebiliriz. Oysa küçük çocuklar kısa sürede öğrenir gözlerini kapatınca görünmez olmadıklarını. Fakat ustalık dönemi değil miydi AKP’nin? Benjamin Button gibi yaşlandıkça bilnçsizleşiyorlar mı yoksa?

Bazen böyle olabilir gerçekten de. Hep kazanıyor olmanın rehavetiyle zora düştüğünüzde tüm tecrübesizliğinizle yahut terk ettiğiniz-ettirdiğiniz tecrübelerinizle ne yapacağınızı bilemeyebilir kendinizi daha da berbat bir duruma sokuyor olabilirsiniz. AKP’nin bırakın konsolide olmayı iktidarını sürdürmek için muhalefete kayan eski kendi seçmenlerini de geriye döndürmeye ihtiyacı olduğu açıkken müziyenler için mesela tüm müzisyenleri hedef alarak hepsini muhalefete iterek ‘kusura bakmasınlar ben rahatsız oluyorum!’ diye açıklama yapar mıydı yahut ‘Madem artık benden uzaklaşıyorlar o zaman içimde tuttuğum ne varsa açığa çıkartmalıyım!’ konuşması mıydı?

Bi dakka ama kimi yorumcular ‘siyaset ustası’ demiyor muydu Cumhurbaşkanı Erdoğan için? Kazanıyorken usta olmak kolaydır ama ya kaybediyorken? Daha doğrusu insanın ustalığı, kaybediyorken belli olmaz mı?

Şimdi müzisyenler için edilen sözlerin en çok intiharın yaşandığı, yaşamak için müzik aletlerini sattığı bir dönemde bu açıklamayı nasıl izah ederler?

Bi dakka bi dakka…

‘Kültür ve sanatta istediğimiz yerde değiliz!’ diye ne çok açıklama yapmışlardı bir yandan da. Kültür ve sanatta olmak istedikleri yer saat 24.00’e kadar. Oysa sanat üretimi genellikle 'herkes uyurken' yapılandır zaten...

Şimdi öyle sanırız ki İbrahim Kalın tekrar paylaşabilir Ahmet Kaya’nın bestesini ‘Suçu saz çalmakmış öğrendiğim kadar’. Serdar Ortaç ne kadar anlayarak Pink Floyd’un The Wall’unu söylediyse (The Wall’u anladığına dair bir itiraz mesela ‘kusura bakmasınlar açıklaması’ için olmaz mıydı?) İbrahim Kalın da  o kadar mı anlamış olmalı Ahmet Kaya’yı… Şimdi paylaşır mısınız yine anlamadan Deniz Poyraz’ın elinde keman çalarken fotoğrafını? Kemal Kurkut’un elinde keman olan fotoğrafını?

Kültür ve sanat nasıl yaratılıyormuş, bedeli neymiş… Bir dava partisi olmak neymiş…

Dün yolculuk esnasında HDP’li olduğunu söyleyen taksi esnafı, HDP kapatılır mı, kapatılırsa ne olur sorusuna: ‘Hiçbir şey olmaz, halkı nasıl kapatacaksın…’ dedi.

Nazım  Hikmet yıllar önceden yazmıştı

'Ben artık şarkı dinlemek değil
Şarkı söylemek istiyorum'

Şimdi muhalifler, kültürü ve geleceği yaratanlar 24 saat şarkı söylediği için yasaklanmış olmalı