Meclis Genel Kurulu’nda, “Türkiye ile Libya Arasında Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasına Dair Kanun Teklifi” görüşüldü. Görüşmelerin ardından Anlaşma AKP ve MHP’nin oylarıyla kabul edildi. Oylamada 269 kabul 125 ret verildi. Genel Kurul’da ise HDP, CHP ve İYİ Parti Libya Mutabakatı ile girilmek istenen “Libya iç savaşına” karşı çıktı.

Meclis Genel Kurulu’nda yapılan Libya mutabakatına dair İYİ Parti Grubu adına söz alan Aydın Milletvekili Aydın Adnan Sezgin, Libya ile imzalanan anlaşmanın doğrudan millî güvenlikle ilgili olmadığını, bunun fevkalade riskli bir girişim olduğunu söyledi. Sezgin, “Bu Muhtıra, Libya'daki iç savaşın tam anlamıyla bir tarafı haline gelmemize neden olabilecek, milli güvenliğimize zarar verebilecek, ulusal çıkarlarımıza aykırı bir teşebbüstür” dedi.

'SADAT KULLANILACAK'

Sezgin şu eleştirilerde bulundu: "SADAT adlı şirketin Libya'da aktif rol alacağı yönünde malum iddialar ve işaretler de bellidir. Ayrıca mutabakat hükümleri, Libya'ya uygulanan silah ambargosuna da aykırıdır. Ayrıca İdlib'den cihatçı militanların Libya'ya Türkiye aracılığıyla gönderilmekte olduğu iddiaları da vahimdir. Doğru olsun ya da olmasın, Türkiye böyle bir zan altında bırakılmamalıdır. Son olarak yayınlanan BM Libya uzmanları raporu Türkiye'nin silah ambargosunu ihlal ettiğini çok açık bir şekilde belirtmektedir. Biz, Türkiye'nin güvenliğiyle, milli güvenliğiyle doğrudan ilişkili olmayan bir meselede silah ambargosunu da delerek iç savaşın asli tarafı olunmasına karşı net bir karşı duruş sergiliyoruz” dedi.

MHP Grubu adına söz alan Erzurum Milletvekili Kamil Aydın ise Mustafa Kemal Atatürk’ün Trablus ziyaretlerine atıfta bulunarak, Libya’ya asker gönderilmesi gerektiğini savundu.

HDP: YENİ OSMANLICILIĞIN HAYALLERİNİ KURANLAR VAR

HDP Dış İlişkilerden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Hişyar Özsoy da, Libya mutabakatı üzerine, “Bakın, Ortadoğu coğrafyası Kuzey Afrika'yla birlikte kan revan içerisinde. 2011 yılında aslında herkesin heyecanla beklediği yani birtakım şeylerin Arap Baharı'yla birlikte Ortadoğu'da değişeceğini düşündüğü, işte Bahreyn'den tutun, Tunus, Mısır, Libya, Suriye, Irak her taraf kan revan içerisinde. ‘Biz böyle bir fetih ruhuyla Ortadoğu'ya tekrar gireceğiz…’ Hatta yeni Osmanlıcılığın hayallerini kuranlar var. Yüz yıllık bir Arap milliyetçiliğinden bahsediyoruz hani reel bile düşünürseniz kimse, Türkiye orayı yedirmez bir defa” diye konuştu. 

'SURİYE SONUÇLARINI BU ÜLKE YAŞADI'

“Türkiye 82 milyon ülke, 80 milyonun bu meseleden ve detaylarından haberi yok” diyen Özsoy devamla şunları ifade etti: “Suriye'de yapılan hataların Türkiye'ye faturası ortada. Bakın, o hatalar yüzünden Türkiye kaç defa Suriye'ye müdahil olmak zorunda kaldı. Rojava meselesine bugün girmeyeceğim, çok fazla girdik. 4 milyon mülteciden bahsediliyor, bu arada rakam 2 milyon 700 bin. O rakamlar şişirilerek biraz daha politik baskı artırılmaya çalışılıyor.

Bunun dışında, savaşçılar söz konusu, ne olacakları belli değil. Esad orada kalacak yani tam bir allak bullak olmuş bir durum ortada. Suriye'deki bütün o 'gideceğiz, bir koyup üç alacağız’ siyasetinin sonuçlarını bu ülke yaşadı bakın. Şimdi, sonra ‘Efendim biz bilmiyorduk’ gibi bir noktaya girmeyin. Evet, Türkiye'nin, Doğu Akdeniz'de bu gerilimler, enerji politikaları bağlamında kaygıları söz konusu. Fakat bunu gidermenin yolu şu mudur: ‘Efendim bizi Doğu Akdeniz masasından attılar. Biz de Libya'ya girerek fiiliyatta bu deniz alanlarını sınırlandırıp, Trablus Hükumetiyle askeri anlamda bir ittifakın içerisine girip hatta mümkünse Hafter'i biraz daha geriletip dışlandığımız Doğu Akdeniz masasına geri dönmek istiyoruz.

BU SİYASET YANLIŞ

Geçen gün söyledim, tekrar etmekte fayda var. Arkadaşlar, bütün bu tartışmaların göbeğinde çok konuşulmayan mesele, aslında odadaki fil, Kıbrıs meselesidir yani önemli oranda Kıbrıs'ta yaşayan Türk vatandaşlarının, Kuzey Kıbrıs'ta yaşayanların bu durumdan nasıl faydalanıp faydalanamayacağı meselesidir. Biz HDP olarak bunu ifade ettik, biz o adanın hem güneyinde hem kuzeyinde olan halkların eşit şekilde bu kaynaklardan faydalanması gerektiğini düşünüyoruz, sonuna kadar, yani orada bir adaletsizliğin olmaması lazım. Fakat Doğu Akdeniz'de herkes kılıçları çekmiş kuşanmış, bu gerilimin içerisinde biz de bu ülkeyi alacağız, o savaşın içerisine çekeceğiz, orada pozisyon kazanacağız falan. Tercih sizin, nasıl olsa buradan geçecek. Biz HDP olarak bu siyasetin yanlış olduğunu düşüyoruz.

LİBYA’DAKİ İÇ SAVAŞ DEĞİL

Türkiye, küresel güçlerin, bölgesel güçlerin olduğu bir savaşın içerisinde açıktan taraf olacaktır. Bu bir iç savaş değildir, Suriye bir iç savaş değildir, Suriye küresel bir savaştır, bölgesel bir savaştır. Suriye halklarından ziyade, Ortadoğu'da, dünyada ne kadar emperyal niyeti olan güç varsa orada çatışıyor. Şimdi ‘Libya iç savaşı’ diyoruz. Ya, ne iç savaşı, içinde bütün küresel ve bölgesel aktörlerin olduğu, vesayet savaşlarının üretildiği bir noktada iç savaş değil, bu başka bir şey. Dolayısıyla Türkiye'nin kaygıları olmakla birlikte, bu kaygıların Ortadoğu'da yeni bir savaş cephesini, daha doğrusu, olan bir savaş cephesini derinleştirmek değil, mümkün mertebe modeller üreterek bir uzlaşma zemini oluşturarak bu meseleleri siyasi diplomatik diyaloğa doğru evriltmek gerekiyor diyoruz.

CHP: TÜRKİYE DÜNYANIN EN YALNIZ ÜLKESİ HALİNE GELDİ

CHP Grubu adına söz alan İstanbul Milletvekili Ahmet Ünal Çeviköz de, eleştirilerini şu sözlerle sıraladı: “Şimdi soruyorum: Bir yandan uluslararası hukuka dayalı meşruiyet tezleri ileri sürerek ‘Libya'nın Birleşmiş Milletler tarafından tanınan hükumetiyle anlaşma imzaladık, ne var bunda?’ diye soracaksınız ve hükumetle anlaşmalar imzalamayı haklı göstermeye çalışacaksınız, öte yandan aynı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kararlarına aykırı hareket ederek Libya'ya silah ambargosunu delip silah göndereceksiniz. Bu nasıl bir uluslararası hukuk anlayışıdır? Bu keyfî uygulamalara dayalı dış politika anlayışı ülkemizi ne yazık ki dünyanın neredeyse en yalnız ülkelerinden biri hâline getirmiştir.

HATİMOĞULLARI: BU ÜLKEDE DAMATLARIN, DÜNÜRLERİN SİLAH ŞİRKETİ VAR

HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları da, “Libya'nın iç işlerine karışılmasını doğru görmediğimizi ifade ediyoruz. Tıpkı Suriye'de ‘Suriye'nin iç işlerine karışmayın’ dediğimiz gibi, Libya'da da ‘Libya'nın iç işlerine karışmayın’ diyoruz; bu kadar basit. Çünkü oraya karışmak istiyorsunuz, İhvancılık kemerini savunuyorsunuz. Suriye'den Fas'a kadar önünüze gelen her İhvancı akımı desteklediniz. Bugün Rusya'nın Wagner güçlerini oraya sevk etmesine karşı, siz Türkiye'den SADAT güçlerini sevk etmeyi planlıyorsunuz. Buradan ben şunu sormak istiyorum: Türkiye ‘Kim savaşırsa ben ona asker gönderirim’ diye şirket mi kurmaya başladı? Bugün Nijerya derse ki ‘Boko Haram’la ben mücadele edemiyorum, buyurun gelin’ siz şirketinizi mi oraya göndereceksiniz? Taliban karşıtı şirketinizi mi oraya göndereceksiniz? Şirketlerin savaşları yönettiği dönemler Türkiye'de çok açık, ayan beyan bir biçimde hayata geçmiş durumdadır. Sadece bu mudur? Elbette sadece bu değildir. Bakın, aynı zamanda oralara silah satmak, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerini Türkiye'den silah alabilecek bir pazar oluşturmak bakımından da adımlar atıyorsunuz. Çünkü bu ülkede damatların, dünürlerin silah şirketi var ve artık silah sanayisine özel olarak ağırlık veren bir iktidar var. Bunu neden yapmaktadır? Daha fazla SİHA'yı, daha fazla İHA'yı satmak ve aile çevresinde zenginlikleri, ganimetleri daha da arttırmayı hedefliyorsunuz” diye konuştu. (MA)