Mehmet ALTAN


1995’in Ocak ayında Yaşar Kemal’in Der Spiegel dergisinde yayınlanan bir yazısı nedeniyle DGM’ye çağrılmasına tepki olarak başlayan imza kampanyası, sonuçta bir “Sivil İtaatsizlik”eylemine dönüştü.

***
Hareketin başını Şanar Yurdatapan çekiyordu:
“1995’te Yaşar Kemal DGM’de yargılanırken mahkeme avlusunda oluştuk.
‘Her kim ki düşüncelerinde ötürü başı belaya girerse, onun düşüncelerine katılmasak da dediklerinin altına imzamızı atarak bu suç(!?)a katılacağız. Düşünce açıklamak suç ise hepimize ceza verin diyeceğiz’ diyerek çıktık yola.”

***
Çoğu toplumca tanınan 1080 kişi, Yaşar Kemal’inki de aralarında olmak üzere 10 yasaklanmış metni içeren bir kitaba yayıncı olarak adlarını yazdılar ve içlerinden sembolik bir heyet DGM savcısını ziyaret ederek kendilerini ihbar etti.
Sonra gruplar halinde savcının kapısı önünde “ifade kuyrukları” oluşturdular.

***
Düşünceye Özgürlük adlı kitabın yayın sorumluluğunu üstlenen 1080 kişiden, ilk ağızda 99’u hakkında dava açıldı.
O 99 kişinin bir kısmı maalesef artık hayatta değil...
Geride kalanlar açısından ise...
O günden bugüne yaşam serüvenlerini büyüteç altına almak ilginç bir Türkiye topografyası veriyor...
Bunu taliplisine bırakıp devam edelim... Haklarında dava açılan 99 kişinin isimleri şöyleydi:
"Ahmet Altan, Erdal Öz, Şanar Yurdatapan, Saruhan Oluç, Ali Rıza Dizdar, Uğur Günyüz, Ergun Gümrah, Ahmet Şık, Musa Ağacık/ Mahir Mete Günşiray, Seyit Soydan, Adnan Bostancıoğlu, Orhan Alkaya, Minu İnkaya, Münir Ceylan, Vicdan Baykara, Ertuğrul Kürkçü, Tuğrul Eryılmaz, Aylin Çevik, Cezmi Ersöz, Hasan Basri Çıplak, Yurdaer Erkoca, Ayşe Günşiray, Asaf Gürsel Akseven, Uğur İsa Doğan, Behzât Şahin, Uğur Cankoçak , Şahika Yüksel, Ragıp Duran, Mehmet Ali Tutak , Ömer Faruk Farsakoğlu, Yahya Koçoğlu, Hasan Ömer Erzeren, Julide Kural, Semra Somersan, Munzur Pekgüleç, Beril Eyüboğlu, Bülent Savaş Tanır, EsraKoç, Tayfun Mater, Halil Ergün, Serap Aksoy, Zeynep Tül Sualp ,Vahit Genç, Tahsin Yeşil dere, İrfan Erdemoğlu, Deniz Demirkan, İsmail Çınar, Cenk Koray, Gencay Gürsoy, Mehmet Demirkaya, Orhan Aydın, Nadire Mater, İlhan İrem, Erhan Kayılı, Cengiz Gündoğdu, Suna Aras, Aslan Başer Kafaoğlu, İlter Sayın, Nurten Tuç, Şule Necef, Çiğdem Şahin, Mustafa Cengiz Arı, Metin Özek, Eyüp Murat Özyüksek , Kuvvet İhsan Lordoğlu , Mehmet Ufuk Uras, Hamit Öner Bilgin. Emine Sevgi Yöney, Leyla Sanlı, Serdar Yalçın, Uğur Selçuk Akalın, Tekin Akın, Yalçın Pekşen, Ömer Çavuşoğlu, Fatma Güresin, Can Dündar, Zihni Anadol, Aziz Nesin, Demirtaş Ceyhun, Arif Damar, Yasemin Esen, Bülent Denli, Musa Kart, Gülsüm Akyüz, Adalet Ağaoğlu, Ataol Behramoğlu, Orhan Pamuk, Burçak Evren, Doğu Perinçek, Nilüfer Akat, Asaf Savaş Akat, Rıza Şalım, Fatma Oran, Ahmet Soner, Tuncay Konuk, Serap Mutlu, Emcet Olcaytu ve Ülkü Sağır.”

***
İstanbul DGM Savcılığı tarafından Mayıs ayında açılan davada, “bölücülük propagandası yaptıkları ve halkı suç işlemek için kışkırttıkları” öne sürülen 99 kişinin “Terörle Mücadele Yasası’nın 8. maddesi ile Türk Ceza Yasası’nın 162. ve 312. maddeleri uyarınca” 4 yıldan az olmamak üzere hapis cezasına mahkûm edilmeleri istendi.
Ancak iddianamede pek sık rastlanmayan ilginç bir talep de vardı:
“Terörle Mücadele Yasasının 8. maddesi ile Türk Ceza Yasası’nın 162. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu belirtilerek, bu maddelerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması istendi.”

***
Davaya 24 Ağustos günü İstanbul DGM’de başlandı.
İlk duruşmada, duruşmaya katılan 44 kişinin kimlik saptaması yapıldı.
Bu 99 kişinin yanı sıra, söz konusu kitabın yayın sorumluluğunu üstlenenlerden 86'sı hakkında da daha sonra aynı suçlamalarla dava açıldı.
185 kişinin yargılandığı iki dava 1996 yılı sonuna değin karara bağlanmadı.
Kendilerini DGM savcılığına ihbar ederek açtırdıkları davanın “kimlik tespiti ve ilk sorgu” dönemi bile 2,5 yıl sürdü.
Sonunda, Mesut Yılmaz hükümetinin yaptığı basit bir yasal makyajla dava 3 yıl için askıya alındı.

***
Bu eylem, bugüne kadar sürecek olan “Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim”i başlattı.
Şanar Yurdatapan Girişim’i şöyle anlatıyor:
“Ne bir derneğiz, ne vakıf, ne oda, ne sendika. Yani devletin tanımladığı yapılardan hiç birine kayıtlı değiliz.
Olabilirdik de mi olmadık? Tabii ki hayır.
Kuruluş amacı yasaları çiğnemek olan ve herkesi de bu işe katılmaya çağıran bir dernek olabilir mi? Tabii ki hayır.
Ama ‘Sözle, yazı ile müzikle, tiyatro ile şiddet önermeyen düşünceleri açıklamak’ suç olabilir mi. Ona da tabii ki hayır.
Girişimi başlatan ve şu anda da tüm yasal sorumluluğu üstlenen benim.
Ama ‘Başkan’ filan değilim.
Zaten böyle bir makam yok.
Üyelik yok, yönetim kurulu yok.
Kongre yok, alışılmış hiçbir şey yok.
Ama Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim var. 26 yıldır var. Bu konudaki uluslararası çatı örgütü IFEX’in de aktif bir üyesi.

***
"Defalarca gözaltına alındım, tutuklandım, bir kez de hüküm giyerek hapis yattım.
Ama Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim varlığını hep sürdürdü.
Çünkü onu oluşturan çok sayıda insan, her biri kendi yaşamında, işinde-gücünde ama bilgisayarlarının başında birbirleriyle bağlantı halindeydi, hiçbir çalışma aksamadı.
Gelip kapatacak, kapısını mühürleyecek bir merkez de bulamadılar, çünkü yoktu.’’

***
‘’Girişimin çeyrek yüzyılı devirmesinin  sırrı da tam bu noktada yatıyor:
Herkes bir eylem önerebilir, herkes uygun bulduğu eyleme katılır, kimler hangi eyleme katılıyorsa Girişim, o eylem için o kişiler olur, sorumluluğu da onlara ait.
İşte bu kadar basit, ya da bu kadar karışık. Ama hak temelli örgütler arasında bunca yıldır var olabilen az sayıda kurumdan biriyiz.’’

***
‘’Bu hareket 1995’den beri sürüyor.
Bu süre zarfında 80 bini aşkın kişi 7 kitap ve 48 kitapçığa imza vererek başkalarının suç(!)larına katıldılar.
Belki şaşırtıcı ama daha çok ülkemizin geleceği açısından sevindirici olan, gerek yazıları yeniden yayınlanan, gerekse 7 kitap ve 48 kitapçığa yayıncı olmayı kabul eden 80 bini aşkın insan içinde hemen her tür düşüncede ve kimlikte insanlar yan yanaydı.
Yeniden yayınlanan suçlu(!?) görüşlerin sahipleri arasında Kürtler hakkındaki düşüncelerinden dolayı suçlananlar da vardı, bu konuya sıcak yaklaşmayan Atatürkçüler de. 
Dini kesimden insanlar da vardı, ateistler de. 
Şarkı da vardı, karikatür de...’’

***
Bu kadar gevşek bir yapıyı bir arada tutan ortak düşünce nedir?
Voltaire’in 250 yıl önce söylediği şu sözler:
“Görüşlerinizin hiçbirine katılmıyorum. Ama bunları açıklayabilme özgürlüğünüz için sonuna kadar yanınızda mücadele vermeye hazırım.” 

*Bu yazı ilk olarak P24 sitesinde yayımlanmıştır