Dolar kuru bugün 7,66 TL seviyesini, euro da dün 9 TL seviyesini geçerek, tarihinin en yüksek seviyesini görmüş oldu. 

Kurdaki bu yükselişe bağlı olarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) bu hafta düzenleyeceği Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında faizlere müdahale edip etmeyeceği merakla bekleniyor.

Analistler, yatırımcıların politika yapıcıların enflasyonu durdurmak ve kredi büyümesini yavaşlatmak konusunda ciddi olduklarına ikna olmaları için faiz artırımı gerektiğini düşünüyor. Merkez Bankası şimdiye dek Türk Lirası'nı desteklemek için likiditeyi kıstı ve bu yolla ortalama fonlama maliyetini temmuz ortasından bu yana 320 baz puan artırarak yüzde 10.61'e yükseltti.

Rabobank Stratejisti Piotr Matys, "Faizin artırılması TL'ye güvenin geri gelmesi için ilk adım olacak. Uygun bir faiz artırımı çok daha verimli olacaktır" ifadesini kullandı.

TCMB'nin 24 Eylül Perşembe günkü toplantısında faizleri artırıp artırmayacağına yönelik vereceği karar bu açıdan önem taşıyor.

Piyasa beklentisi TCMB'nin politika faizini sabit tutarak ortalama fonlama maliyetini artırması yönünde.

Reuters'ın da Bloomberg HT ekonomi kanalının da ekonomistlerle yaptığı anketlere göre TCMB'nin politika faizini sabit tutması ancak geç likidite penceresi faizini yükseltmesi bekleniyor.

ABD merkezli uluslararası yatırım bankası JP Morgan, paylaştığı piyasa notunda bir haftalık repo faizi olan politika faizinin yüzde 8,25'te sabit tutulmasını, ancak faiz koridorunun üst bandı olan yüzde 11,25 seviyesindeki geç likidite penceresinin yükseltilmesini beklediklerini aktardı.

Geç likidite penceresinin de en az 100 baz puan yükseltilmesi gerektiği savunuldu.

Bunun politika faizini yükseltmek kadar etkili olmayacağı, ancak en azından TCMB'ye nefes alma alanı sağlayacağı ifade edildi.

Politika faizinin yalnızca Türk Lirası'nın daha fazla baskı altında kalması takdirinde yükseltileceği kaydedildi.

MAHFİ EĞİLMEZ: KUR, FAİZ YERİNE REZERVLERLE KONTROL EDİLİYOR

Ekonomist Mahfi Eğilmez ise ortalama fonlama faizini pazartesi günü yazdığı blog yazısında şu şekilde açıkladı:

"Merkez Bankası'nın bankaları fonlamakta kullandığı üç temel faiz oranı var: Politika faizi ya da haftalık repo ihalesi yoluyla fonlama faizi (yüzde 8,25), gecelik fonlama faizi (yüzde 9,75) ve normalde sıkıntılı bankalara kullandırılması gereken ama bizde politika faizi gibi kullanılan geç likidite penceresi (yüzde 11,25.) Bu fonlama yöntemlerinin birlikte kullanılmasından doğan ve borç verilen miktarlarla ağırlıklandırılarak bulunan bir de TCMB Ortalama Fonlama Maliyeti var.

"TCMB'nin geçtiğimiz haftanın son günü yaptığı fonlamalarda uyguladığı OFM yüzde 10,39 oldu. Yaklaşık bir aydan beri TCMB, geç likidite penceresi fonlamasını yine normal fonlama yerine kullanmaya ve bu yolla faizi yükseltmeye başladı."

Mahfi Eğilmez, "Faizi yükseltmiyor gibi yaparak yükseltmek, doğrudan yükseltmek gibi etki yaratamadığı için, faizle kontrol edilebilecek kuru, rezervleri harcayarak kontrol etmeye çalışıyoruz" diyerek risk arttığı için dolarizasyonun arttığını, bunun da riski yine yükselttiğini belirtiyor.

TCMB'NİN AZALAN REZERV SORUNU

Mahfi Eğilmez'in de işaret ettiği gibi TCMB'nin uzun zamamdır Dolar/TL kurunun yükselişini önlemek için rezervlerini eritmesi piyasada endişe yaratıyor.

Eriyen rezervler, dolarizasyonu artırırken kurun daha da yükselmesine neden oluyor.

Reuters haber ajansı, para piyasası traderlarının yaptığı hesaplamalara göre Merkez Bankası ve kamu bankalarının 2019'un başından bu yana TL'yi desteklemek için piyasaya yaklaşık 110 milyar dolar sattığını aktardı.

Diğer yandan, 12 Eylül'de Türkiye'nin kredi notunu B2 seviyesine düşüren uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's de bu kararının gerekçelerini açıkladığı pazartesi günküraporunda da bu konuya değindi

MOODY'S: ÖDEMELER DENGESİ KRİZİ OLASILIĞI ARTTI

Moody's TCMB'nin azalan rezervlerine rağmen kurdaki düşüşün önüne geçemediğini aktardı.

Döviz rezervlerinin 20 yılın en düşük seviyesine inmesine rağmen liranın yıl başından bu yana ABD doları karşısında yüzde 25 civarında değer kaybettiğini kaydeden Moody's, hükümetin olası bir ödemeler dengesi krizini savuşturmasına olanak verecek imkanlarını tükettiğini belirtti.

Ödemeler dengesi krizi ve hükümetin bilançosunun kötüye gitmesi olasılığının arttığını belirten kurum, bu yüzden TL'nin değer kaybının tetiklenebileceğini, bunun da ciddi ekonomik ve mali sonuçlarının olabileceğini kaydetti.

Moody's, "Faiz dışı bütçe açığı ve lirada değer kaybının hükümetin borç yükünü gelecek yıl GSYH'nın yüzde 42'si seviyesine yükseltmesini bekliyoruz" dedi.

ATİLLA YEŞİLADA: İCRA VE İFLAS PATLAMASI OLABİLİR

Kurun değer kaybını tetikleyen diğer etmenler arasında TCMB'nin faizleri indirmesi de gösteriliyor.

Enflasyonun çift hanelerde kalmaya devam etmesine karşın Merkez Bankası'nın son bir yıl içerisinde politika faizini yüzde 24 seviyesinden yüzde 8,25'e kadar indirmesinin TL'nin cazibesini ve yatırımcıların TL varlıklara olan ilgisini azalttığı belirtiliyor.

Enflasyonun yüksek seyretmesine karşın faiz indirimlerinin sürmesi sonucunda Türkiye negatif reel faiz veren bir ülke konumuna geldi.

Fonlama maliyetleri yükselmiş olsa da ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti halen yıllık enflasyonun altında bulunuyor.

Ekonomist Atilla Yeşilada, içinde bulunduğumuz günleri "kader haftası" olarak nitelendirerek Merkez Bankası'nın politika faizini artırmak zorunda olmadığını, geç likidite penceresi faizini yüzde 11,25'ten yüzde 13'e çıkarılmasının yeterli olacağını savundu.

Yeşilada, TCMB'nin faizlerde hiçbir değişikliğe gitmemesi takdirinde ise ekim ayından itibaren dolar/TL'de yaşanacak hızlı değer kaybına paralel olarak enflasyonda yükseliş gerçekleşeceğini, bunun da ekim itibarıyla icra ve iflas patlamasına yol açabileceğini söyledi.

Reuters'a konuşan Merkez Bankası'nın eski Başkanı Bülent Gültekin de, "Merkez Bankası tek başına ekonomide reform yapamaz; ancak şimdilik faizleri artırarak panik oluşmaması için zaman kazanılmasını sağlayabilir" dedi.