OHAL'in ardından akademide durum: Hocalar ihbar edilme korkusuyla ders anlatıyor



Artı Gerçek

Üniversitelerde hocalar ‘güvercin ürkekliğinde’ ders anlatıyor. Çünkü ‘muhbir öğrenci’ baskısı, hassas/sakıncalı konular, işini kaybetme korkusu Demokles'in kılıcı gibi üzerlerinde.


Derya OKATAN

ARTI GERÇEK- Türkiye’de OHAL sürecinde en büyük yaralardan birisini de akademi aldı. Binlerce akademisyenin ihraç edildiği üniversitelerde geride kalanlar ise “güvercin tedirginliği”nde bilimsel çalışmalarını sürdürmeye çalışıyor. Akademisyenler, “muhbir öğrenciler”, “sakıncalı ve hassas konular”, “sosyal dışlanma”, “yalnızlık”, “soruşturma tehdidi”, “otosansür” gibi sorunlarla baş etmek zorunda. Bilimsel çalışmalar ise giderek daralıyor.

Türkiye’de iki yıl süren ancak etkileri hala devam eden OHAL’in sosyal bilimler alanında akademik özgürlüklerin durumuna etkisini araştıran iki ayrı rapor çarpıcı veriler sunuyor.

İnsan Hakları Okulu’nun hazırladığı raporlar bugün Best Hotel’de düzenlenen basın toplantısı ile açıklandı.

İnsan Hakları Okulu Koordinatörü Dr. Elçin Aktoprak, akademideki ihraçların sadece kendilerine yönelik bir hak ihlali olmadığını, aynı zamanda akademinin büyük zarar gördüğünü söyledi.

Aydın Ördek ile birlikte “OHAL Döneminde Türkiye’de Akademik Özgürlükler Araştırması Raporu”nu hazırlayan Dr. İnan Özdemir Taştan, rapora dair bir sunum yaptı.  

13 ilde bulunan 54 devlet ve vakıf üniversitesinde, 331 akademisyen ve 91 lisansüstü öğrencisi olmak üzere 422 anket ve sadece akademisyenlerle 30 yarı-yapılandırılmış derinlemesine görüşme yöntemiyle raporu hazırladıklarını söyleyen Taştan, OHAL koşullarında sorulara yanıt verecek akademisyen bulmakta güçlük çektiklerini, akademisyenlerin çekinerek soruları yanıtladığını söyledi. Taştan, bunun bile başlı başına tabloyu ortaya koyduğuna işaret etti.

ÜNİVERSİTELER AKADEMİK ÖZGÜRLÜĞÜ TANIMIYOR

Taştan’ın özetlediği 181 sayfalık rapora göre, Türkiye’de üniversiteler akademik özgürlük belgelerine ya taraf olmuyor, olsalar da üzerlerine düşen görevleri yerine getirmiyor. Akademisyen ve öğrencilerin yaşadıkları hak ihlalleri karşısında gidebilecekleri merciler de çok sınırlı. 

AKADEMİSYENLER DERS VERİRKEN ÖZGÜR DEĞİL

Rapor, akademisyenlerin ders verirken özgür olmadıklarını da ortaya koyuyor.

Buna göre, akademisyenlerin yüzde 34’ü ders içeriğini oluştururken ya da ders anlatırken kendisini tehdit/baskı altında hissediyor. Yine yüzde 34’ü aynı başlıkta hassas/sakıncalı kabul edilen konulara girmemeye çalıştığını söylüyor. Bu durumu oto-sansür olarak değerlendiren Dr. Taştan, akademisyenlerin BİMER-CİMER şikâyetleri ve öğrenci ihbarlarıyla da sıkı bir kontrol ve baskı altında tutulduğuna dikkat çekiyor.

 ‘MUHBİR ÖĞRENCİ’ BASKISI

“Muhbir öğrencilerin” çok ciddi bir baskı unsuru haline geldiğine işaret eden Taştan, hoca-öğrenci arasındaki güvenin kırıldığını ifade ederek, “Hocalar güvercin ürkekliğinde ders anlatıyor” dedi.

BİMER-CİMER’e şikâyetlerin yanı sıra akademisyenlerin derste ses kaydı alma, bunları basına servis etme, hedef gösterme, provoke etme, doğrudan tehdit etme, kapısına çarpı işareti koyma gibi baskılarla karşı karşıya kaldığını aktardı.

Rapora göre de görüşülen her on akademisyenden biri (yüzde 10) ders içerikleri, sınav soruları veya diğer akademik etkinlikleri nedeniyle hakkında BİMER-CİMER şikâyeti olduğunu belirtiyor.

CAN GÜVENLİKLERİNDEN ENDİŞE EDİYORLAR

Akademisyenler akademik faaliyetleri nedeniyle de hedef gösteriliyor ve bu nedenle can güvenliklerinden endişeliler.

Rapora göre, görüşülen akademisyenlerin yüzde 13’ü OHAL öncesinde, yüzde 9’u da OHAL döneminde basında veya sosyal medyada kişisel olarak hedef gösterildiğini belirtti. Yüzde 8’i politik veya akademik görüşleri nedeniyle OHAL döneminde bizzat tehdit edildiğini söyledi.

Araştırmaya katılan her on akademisyenden biri (yüzde 11) OHAL döneminde politik görüşleri veya akademik çalışmalarının içeriğinin hassas ya da sakıncalı kabul edilmesi nedeniyle can güvenliği endişesi yaşadığını belirtti. Bu oranın OHAL öncesinde de yüzde 10 olduğunu aktaran Dr. Taştan, “Dolayısıyla Türkiye’de OHAL öncesinde de OHAL döneminde de üniversiteler akademisyenler için güvenli çalışma alanları olmaktan uzak görünmektedir” dedi.

AKADEMİK YAYINLAR VE ETKİNLİKLER SANSÜR VE OTO-SANSÜR KISKANCINDA!

Rapora göre, araştırmaya katılan akademisyenlerin yarıdan fazlası (yüzde 55) yayınlarında görüş ve bilgi paylaşırken kendisini özgür hissetmiyor. Her üç akademisyenden biri de (yüzde 31) akademik yayınlarında bir tür oto-sansür uyguluyor. Oto-sansür, “hassas/sakıncalı kabul edilen konulara girmeyerek, bazı şeyleri dile getirmeyerek” yapılıyor. Hassas/sakıncalı konuların akademik yayınlardan kaldırılmasının istendiği ya da yayınların reddedildiği örnekler de yaşanıyor.

Akademisyenler konferans, panel, seminer gibi akademik etkinliklerde de kendilerini özgür hissetmiyor. Rapora göre bu oran yüzde 57. Etkinliklerde hassas konulara girmemeye çalışan akademisyenlerin oranı ise yüzde 32.

AKADEMİK ALAN DARALIYOR

Tüm bu baskılar araştırma alanlarının daralmasına da yol açıyor.

Rapora göre, akademisyenlerin yüzde 4’ü OHAL öncesinde, yüzde 6’sı da OHAL döneminde, yürütmekte oldukları araştırma projelerinin politik görüşleri veya çalışmalarının eleştirel, hassas ya da sakıncalı bulunması nedeniyle durdurulduğunu, iptal edildiğini veya reddedildiğini bildirdi. Her on akademisyenden biri (yüzde 11) araştırma projelerine bile başvuramadı. Yüzde 3’ü ise arşiv, kütüphane veya bilgiye erişim konusunda zorluk yaşadı. Akademisyenlerin yüzde 29’u ise OHAL döneminde istediği konuda akademik çalışma yürütemediğini belirtirken, bu soruya “kararsızım” diyenlerin oranı yüzde 25 oldu.

HASSAS/SAKINCALI KONULAR

Raporda sık sık karşılaşılan “hassas/sakıncalı” konular ise “Ermeni meselesi, Kürt sorunu, LGBTİ+, din, hükümet ve cumhurbaşkanı eleştirisi, evrim teorisi, Kemalizm ve Atatürk” olarak sıralanıyor. Bu konuda yaşanan sorunlardan örnekler de aktaran Taştan, matematik formülünün evriminden bahseden bir hocanın “evrim teorisinin propagandasını yaptığı” gerekçesiyle şikâyet edildiğini söyledi. Taştan, siyasal bilgiler fakültelerinde hocaların artık güncel konulara giremediğini de sözlerine ekledi.

Akademisyenlerin ayrıca ifade özgürlüğünün ağır baskı altında olduğunu belirten Dr. Taştan, iş güvencesinin azaldığını ve işini kaybetme korkusunun arttığını ifade etti.

Taştan, akademisyenlerin aynı zamanda yöneticilerin keyfi uygulamaları, mobbing, performans ve proje baskısı, sendikal hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesiyle de mücadele etmek zorunda kaldığını söyledi.

‘ORAYI AKADEMİ YAPAN SANSÜRSÜZLÜKTÜR’

Prof. Dr. Ülkü Doğanay ise Ozan Değer ile birlikte hazırladığı “OHAL’de İnsan Hakları Alanında Akademisyen Olmak” başlıklı raporu sundu.

İnsan hakları alanında çalışan 103 kişiyle anket yaparak raporu hazırladıklarını belirten Doğanay, OHAL’in insan hakları çalışma alanına etkilerini şöyle sıraladı:

-KHK'larla ihraçlar

-Barış Bildirisi imzacılarına yönelik baskılar

-Öğrencilere yönelik soruşturmalar

-İnsan hakları alanında çalışma yapan sivil toplum örgütlerinin üniversitelere girişinin yasaklanması

-Üniversitelerde OHAL'i ve OHAL döneminde ortaya çıkan hak ihlallerini konu edinen çalışmaların yapılamaz hale gelmesi

-"Sakıncalı" kabul edilen kimi konuların çalışılmasının önündeki fiili veya psikolojik engellerin doğması

-Akademisyenlerin hem öğrencileri hem de meslektaşları tarafından ihbar edilme endişesi yaşamaya başlaması

-Genel olarak üniversitelerde bir korku ortamının hâkim olması.

Yüz yüze görüştükleri bir akademisyenin “Orayı akademi yapan şey çatışmadır, muhalif olmaktır, sınırlarını genişletmektir, her şeyi duymaktır, sansürsüzlüktür” sözlerini aktaran Doğanay, insan hakları alanında çalışan akademisyenlerin ifade özgürlüğünün olmadığına da dikkat çekti. Doğanay, “Akademik yayın yaparken baskı hissediyor. İmza kampanyalarına destek vermiyor. Gazetelerde hedef haline gelmemek için daha temkinli hareket ediyor. İşini kaybetmemek için daha temkinli hareket ediyor. Derslerinde otosansür uyguluyor” diye konuştu.

BİR TEK DURUŞMAYA KATILIM ARTTI

Raporda, “Katılım Hakkının Kullanılması” başlığında aktarılan veriler de çarpıcı.

Buna göre, protesto eylemleri ve sokak gösterileri, basın açıklamaları ve dayanışma etkinliklerine katılım OHAL döneminde düşüyor. OHAL öncesine göre artan tek katılım hakkı, duruşmalara izleyici olarak katılmak.