Can DÜNDAR


Netflix’te “Crown” dizisini bitirdim. İngiliz Sarayı’nın dışarıya gülümseyen çehrelerinin ardındaki iç çatışmayı, nefreti, entrikaları görünce, Ankara’daki kaçak sarayı düşündüm.

Saray’ın odalarında, özellikle de bu çöküş döneminde neler yaşandığını henüz tam bilmiyoruz, ama dışarıya yansıyanlardan, iç çatışmanın şiddetini hissedebiliyoruz.

İçerde ve dışarda köşeye sıkışan Erdoğan, çaresizce reform vaat edince, üstüne Saray’ın istişare kurulu üyesi Bülent Arınç, Demirtaş’ın kitabından, Kavala’nın iddianamesinden söz edince, “Acaba bir göz boyama hamlesi mi geliyor” denilmişti. Ama Bahçeli, "terörist Demirtaş ve Soros tetikçisi Kavala"  tweetiyle kırmızı çizgisini çekti.

Bu, Erdoğan’a “Aklından bile geçirme” mesajıydı. Nitekim o da, dün Bahçeli’ye teşekkür ederken, Kavala’dan “Gezi’nin finansörü” diye söz etti. Böylece Kavala’yı, beraat ettiği bir suçlamayla itham ve infaz ederken, Bahçeli’ye “Kan kardeşiyiz” mesajı yolladı.

Bahçeli ve giderek polisi, yargısı, mafyasıyla büyük ölçüde onun kontrolüne giren devlet aygıtı, Saray’a göstermelik dahi olsa reform anlamına gelecek adım attırmamakta kararlı…

2012’ye kadar Fetullah Gülen’in oynadığı role şimdi Devlet Bahçeli’nin yerleştiğini ve Saray’ı kendisine mecbur hale getirip istediğini dayatabildiğini görüyoruz. 

Erdoğan, köprüden önceki son çıkışı çoktan kaçırdı. En ufak geri adımında, eliyle beslediği kurtlara yem olacağını gördü.

Fabrika ayarlarına dönmesi imkânsız... Dönüşü olmayan bu yolda, maziden kalan ve hala acı söyleyebilen son birkaç dostunu da harcayacak.

Dünkü konuşmasında asıl önemli olan, tam da 2053 vizyonundan söz ederken salondaki heyecansızlığı fark edip, "Eskiden bu salonlar alkışlarla inlerdi" demesiydi. 

Evet, o günler geride kaldı. Artık salonlar alkıştan değil, açlıktan inliyor. Ve Erdoğan’ın eski yol arkadaşları bile, gerçek reformun ancak Erdoğan’sız bir Türkiye’de mümkün olduğunu görüyor. Yarın Saray’ın iç yüzünü anlatan dizinin senaryo kadrosunda onlar da olacak.