'Rusya ile Türkiye arasındaki temel çelişki ortaya çıktı'



Artı Gerçek

ARTI TV'de yayınlanan Söz Sırası programında konuşan gazeteci Can Dündar, Türkiye Rusya ilişkilerinde gelinen kritik aşamayı konuştu.


Can DÜNDAR


ARTI GERÇEK-Son 5 yılda Erdoğan'la Putin'in ilişkisinin neredeyse bir bağımlılık ilişkisi dönüştüğünü belirten Gazeteci Can Dündar, "Sonunda iş geldi bir bataklığa saplandı" dedi.

ARTI TV'de yayınlanan Söz Sırası programına katılan gazeteci Can Dündar'ın konuşmasının devamı şöyle:

"26 Kasım 2015, benim için çok özel bir gündü. Çünkü o gün bir arabada Silivri'ye doğru gidiyordum. Yeni tutuklanmıştım. Arabada biri şoför 3 polis vardı. Ben arkada oturuyordum, Yanımda oturan polis o sessizliği bozdu ve "Ne diyorsunuz bu düşürülen Rus uçağına" dedi. Türkiye biliyorsunuz 24 Kasım 2015 de bir Rus uçağını düşürmüştü. Henüz 2 gün olmuştu ve çok sıcaktı olay. Ben dedim ki Putin'in iddiasını duydunuz mu? Putin diyor ki "Türkiye IŞİD'in çıkardığı petrolü, Suriye ve Irak'ta çıkardığı petrolü illegal yollarla satın alıyor" . Çok ciddi bir iddiaydı. Erdoğan "Biz almıyoruz Şam rejimi alıyor" ded, ama Putin'in elinde önemli kozlar olduğu belliydi. Ben de bunu belirttim. Dedim ki "bu iş büyüyecek gibi" Sonra Erdoğan özür diledi. Kendisi özür dilemediğini üzüntülerini bildirdiğini söyledi. Ama Haziran'da özür dilediği anda ilişkiler bir anda yumuşamaya başladı. Hemen ardından 15 Temmuz geldi ve 15 Temmuz'da Rusya'nın, Putin'in Erdoğan'ı darbe girişiminden birkaç saat önce haberdar ettiği ve bu yöntemle onun aslında hayatını kurtardığı iddiasını işittik. Bundan sonra ilişkiler iyice ısınmaya başladı. 

PUTİN 'GİTMEYİN' UYARISI YAPMIŞTI

Halbuki uçak düşürdükten sonra ticari sınırlamalar getirilmişti. Putin "Türkiye'ye gitmeyin" uyarısı yapmıştı. Hepsi bir anda kalktı ve birden ilişkilerde bir büyük  balayı havası doğdu. Putin'in amacı Türkiye'yi NATO'dan biraz uzaklaştrmak, kendi safına çekmek ve yeni bir müttefik kazanmaktı. Erdoğan aslında ABD ve Avrupa Birliği'ne ben alternatifsiz değilim mesajı vermeye çalışıyordu. Nitekim Putin'le ilişkisi Amerika ve Avrupa ile, özellikle Avrupa ile ilişkisinden çok farklıydı. Çünkü insan hakları basın özgürlüğü gibi konuları kendisine sormayan, kendisine benzeyen bir lider bulmuştu. Üstelik Suriye'de kendisine masada yer vadeden bir liderdi bu. Dolaysıyla ikisi gayet iyi anlaştılar. Yola çıktılar. Bu işbirliği Aslında Erdoğan'ın blöfleriyle devam etti. Erdoğan, bu blöfleri o kadar abarttı ki, sonunda Amerika'dan istediği füzeleri alamayınca Rusya'dan S-400 almak durumuna kadar geldi. Bu bağımlılık daha da büyüdü. Çünkü S-400'leri kullanacak teknolojiye sahip değildi Türkiye. Hala değil. Bu teknoloji Rusların elinde.

Herkesin kazandığı bir ilişki gibi görünüyordu başta. Amerika Suriye'den çekildi, ABD'nin olduğu yerlerde Ruslarla Türklerde devriye gezmeye başladı. Astana süreci anlaşmaları, ortak yatırımlarla işler gerçekten yeni bir işbirliğinin doğduğu izlenimi edinildi. Fakat, bütün bunların arkasında temel çelişki orada duruyordu. Temel çelişki Suriye'de özellikle İdlib'te orataya çıkan bir çelişki: Rusya rejimi destekliyor, Türkiye ise oradaki cihatçıları destekliyor. Bu çözülmüş bir şey gibi orada duruyordu. Görüşmeler yoluyla bu çelişki unutturulmaya çalışılıyordu. Araya tampon bölgeler, silahsızlandırılmış bölgeler, ateşkes antlaşmaları vesaire. Ama bir noktada şu çok belliydi ki Rusya, Türkiye'yi Suriye rejimiyle işbirliğine zorlayacak. Bu kaçınılmaz hale gelecek. Nitekim kısa zamanda o noktaya geldik. Temel çelişki ortaya çıktı. Erdoğan şimdi ya oradan tamamen çekilmek, giderken yanında cihatçıların da götürmek zorunda ya da Rusya ile bir işbirliğine girmek. Daha doğrusu Şam rejimiyle işbirliğine girmek zorunda. 

BEDELİ AĞIR OLDU

İşte geldiğimiz nokta bu. Silivri'ye giden arabadaki sohbetten 5 yıl sonra geldiğimiz nokta bu. Evet o uçağı düşürmenin bedeli çok ağır oldu. Türkiye'ye çok ağır oldu. İsmet Paşanın önemli bir lafını hatırlatalım, "Büyük devletlerle işbirliği yapmak, pazarlık yapmak ayıyla yatağa girmek gibidir". Ayının Rusya'nın simgesi olduğunu hatırlatalım. Şimdi o yataktan nasıl çıkılacak? Türkiye'nin oturup bunu kara kara düşünmesi lazım. Diyelim ki Erdoğan kendi girdiği bu bataklıkta belki iktidarını batıracak, ama Türkiye'yi batırmasın."

BAĞLANTILI HABERLER