Can DÜNDAR


ARTI GERÇEK - İktidar öyle sıkıştı ki, Saadet Partisi’nin yüzde 1’lik oyunun peşine düştü. Zafer sarhoşluğu içinde, “Yüzde 50 artı 1’i alan Türkiye’yi alır” sistemi getirmişlerdi. Şimdi o yüzde 50 tehlikeye girince, 1 puan kıymete bindi. Erdoğan’ın Oğuzhan Asiltürk’ü ziyareti, hem Saadet’i ittifak değiştirmeye zorlama ve hem de AKP’nin eriyen siyasi zeminini tahkim etme çabası... 

Dün Saadet lideri Karamollaoğlu, bu konu sorulduğunda, ziyaretin küçümsenmemesi ve abartılmaması gerektiğini söyledi. Yani aslında cevap vermedi. “Bugün durduğumuz yer belli” dedi. Yarını belirsiz bıraktı. Oysa Saadet, iktidara en ağır eleştirileri yönelten partilerden biriydi.

Sağ siyasetin duruşunda, güvensizlik yaratan bir muğlaklık var. Bugüne özgü de değil bu… Demirel’in “Dün dündür, bugün bugündür” yaklaşımında ifadesini bulan bir pragmatist tavır; daha doğrusu tavırsızlık… Her an saf değiştirebilecek, anında iktidara yamanabilecek gibi duruyorlar.  Dün söylediklerini bugün külliyen yalanlayacak bir esnekliğe sahipler… Ben “esneklik” diyeyim, siz anlayın.

Devlet Bahçeli değil miydi, “Erdoğan milletin değil, AKP’nin Cumhurbaşkanıdır. Benim Cumhurbaşkanım değildir” diyen? Şimdi Bahçeli’nin haline bakın…

Süleyman Soylu, “Erdoğan’ın paçalarından yolsuzluk akıyor, kendini padişah sanıyor” diyordu. Ne olduysa oldu; “bedenim kan gölüne dönse de Erdoğan’dan ayrılmayacağım” noktasına geldi.

Bütün AKP kadroları gözümüzün önünde, bir günde Gülen güzellemelerinden Gülen lanetlemesine dönüvermedi mi?

Bütün bu eski laflarını nasıl yutuyorlar, onları söylediklerini bile bile bugün nasıl insan içine çıkıp siyaset yapıyorlar bilemiyorum; ama bu ilkesizlikle, bu kaypaklıkla ve dönmek için Erdoğan’ın bir işaretini bekliyorlarmış görüntüsüyle, siyasette güven yaratmaları çok zor.

Saadet, İYİ Parti, DEVA, Gelecek Partisi yöneticileri, yaratılmasına katkı sundukları AKP rejiminin değişmesini samimiyetle istiyorlarsa, önce içtenlikle bir özeleştiri yapmak, sonra da bir daha aynı tuzağa düşmeyeceklerine toplumu inandırmak zorundalar.