Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) yaptığı bombardıman sonucu Şengal’de bir hastanede görev yapan 4’ü sağlık emekçisi 8 kişi hayatını kaybetti.

TSK'nin Şengal'e yöenlik operasyonları uzun zamandır demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler ve kamuoyu tarafından eleştirilirken, kadınlar bu duruma tepkisini saldırıda katledilen Doktor Muhlise Sidar için çeşitli kentlerde eylem ve açıklamalarda bulunarak dile getirdi.

Jinnews'ten Öznur Değer'in haberine göre Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Kadın Sekreteri Gönül Adıbelli, saldırıda katledilen Muhlise Sidar ve diğer sağılık emekçilerinin katledilmesini savaş suçu olarak değerlendirdi.

7 yıl önce IŞİD tarafından Şengal’e yönelik yapılan katliamı anımsatan Gönül Adıbelli, Ortadoğu’nun binlerce yıllık kadim halkı olan Êzidî halkının inançlarından dolayı çete saldırısına uğradığını söyledi. 

'SALDIRIDA SİVİLLER HEDEF ALINDI'

Bu saldırılarda Êzidîlerin kutsal mekanlarının yıkıldığı ve yaşam alanlarının ortadan kaldırılmaya çalışıldığını vurgulayan Gönül, “Şengal halkı gerekli olan direnişini sergilemiş ve DAİŞ çetelerini yenilgiye uğratmıştı. AKP-MHP siyasi iktidarının da DAİŞ’in yapmak isteyip de başaramadığını ve Şengal halkının direnişini kırmak adına saldırıyı gerçekleştirdiğini söyleyebiliriz. Burada yine uluslararası sözleşmelere ve Cenevre Sözleşmesine aykırı davranılmıştır. Çünkü saldırıda siviller hedef alındı. Savaş koşullarında bile dokunulmazlığı olan hastane ve sivil yerleşim yerleri açık bir şekilde bombalanarak savaş suçu işlenmiştir. DAİŞ’in bıraktığı yerden siyasi iktidar direnişi kırmak için saldırıyı gerçekleştirdi” sözlerine yer verdi.

Türkiye’nin gerçekleştirdiği bombalı saldırı sonucunda 4 sağlık emekçisi ve 4 sivil insanın yaşamını yitirdiğini dile getiren Gönül, sağlık emekçileri ve sağlık merkezlerinin çok önemli olduğu Kovid-19 döneminde bile siyasi iktidarların ve emperyalist ülkelerin pay elde edebilmek için savaş mantığıyla hareket etmeleri sonucunda imzaladıkları veya dahil oldukları sözleşmeleri bile hiçe sayarak suç işlediklerinin altını çizdi: "Burada ya da savaş alanlarında ne yazık ki hak ihlalleri bitmiyor. Biz bunun da karşısındayız. Bu noktada gerekli olan çalışmayı gerekli olan yer ve platformlarda yürüteceğiz, gerekli hassasiyeti göstereceğiz. Koymamız gereken tavrı da her halükarda koyuyoruz ama bugün belki sesimiz biraz daha cılız çıkıyor. O kadar çok sorun var ki hepsini bir arada çözmek biraz sıkıntılı ve çözümsüz kalabiliyor.” 

‘KADINLAR SAVAŞ GANİMETİ OLARAK GÖRÜLÜYOR’

“Dün Şengal’de bugün Afganistan’da, Türkiye’de kadın katliamları, tacizleri ve tecavüzlerinin dini, dili ve ırkı olmuyor” diyen Gönül, kadınların savaşta ganimet olarak görüldüğünü vurguladı. Dünyada yaşayan farklı halklar, inançlar ve kültürlerden gelen kadınların erkek egemen zihniyete ve sisteme karşı durmak zorunda olduklarını kaydeden Gönül, sözlerini şöyle sonlandırdı: 

“DAİŞ zorbalığı olabilir, Taliban zorbalığı olabilir, İstanbul Sözleşmesi’ne tahammül edemeyen bir anlayışa karşı olabilir her halükarda bu konuda kadınlar olarak sözümüzü söylememiz gerekiyor. Kadınlar birbirinin ana yurdu olmak zorunda. Çünkü böyle bir tarihi zorunluluğumuz var. Tarihi bir süreçten geçiyoruz. Katliamlar ya da savaşta kadınların durumları bir cinsiyet kırılması olduğunu gösteriyor. Kadınlar dünyanın her yerinde bir şiddete maruz kalıyor. Kim olursa olsun, hangi ülkede hangi, şartlarda olursa olsun her kadının kendine bu misyonu ve sorumluluğu yükleyen tüm sivil toplum örgütleri içerisindeki kadınların söyleyecek sözü ve duruşu olması gerektiğini düşünüyorum.”