Esra Çiftçi 


2 Ocak’tan bu yana tüm dünyanın gözü, kulağı Kazakistan’a çevrilmiş durumda. Yeni yılla birlikte doğalgaz, petrol ve birçok ürüne gelen zamlar sonucu halk sokaklara döküldü. Birçok insan hayatını kaybetti, çok fazla insan tutuklandı, yine birçok işyeri kullanılamaz hale geldi.

Peki neydi bu isyan?

Kazakistan, Sovyetler Birliği içerisindeki cumhuriyetlerden çok farklı değil. Kazakistan’da 1991 yılındaki dağılma sonrasında diğer (eski) Sovyetler Cumhuriyetleri gibi orta sınıf hızlı bir şekilde erimeye başladı. Sosyalizmin kazanımlarından olan okulların bedava olması, ulaşımın ucuz olması, evlerinde kullandıkları su, doğalgaz, elektrik gibi hakların bedava ya da ucuz olması, yine sağlık, tatil gibi haklar sosyalizmin dağılmasıyla birlikte ellerinden alındı ve yerine bir şey konulmadı.

Kazakistan petrol ve doğalgaz bakımından zengin bir ülke. Bu zenginleşme daha çok bir sınıfın elinde toplandı. Bu sınıf yani otoriter rejim 30 yıldır bu ülkeyi yönetiyor. Kazakistan’da artan zamlarla başlayan olaylar aslında asıl meselenin zamlardan ziyade halkın genel anlamda yönetimden rahatsız olduğunu, halkın daha fazla özgürlük ve demokrasi isteklerini de içeren birtakım taleplerde bulunduklarını da görüyoruz. Yaşananlar karşısında Kazakistan yönetimi Rusya’dan güvenlik talebinde bulundu, bu durum Rusya ile batı arasındaki çatışmanın bir başka yansıması mı? Rusya yönetimi Kazakistan’da yaşananlara ilişkin neler söylüyor? Tüm bunları Siyaset Bilimci Sezin Öney ile konuştuk.

Kazakistan’daki son gelişmeler, Rusya-ABD arasındaki ilişkiler açısından nasıl gelişir?

Daha bir hafta önce, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Batı’yı Ukrayna üzerinden nasıl sıkıştırdığını konuşuyorduk. Şimdi ise, Kazakistan’da yaşananlarla beraber, Kremlin’in bölgede ve Rusya’nın kendi içinde zayıfladığından bahsediyoruz. Bir haftada ne değişti?

Her şeyden önce, Rusya’nın kendi içinde ekonomik ve siyasi dengeler sağlam gitmediği için, ülke dışında olan bitene kırılgan kalıyor. Putin, 2000’den beri başbakan veya devlet başkanı olarak iktidarda ve Kremlin, uzatmalı bu iktidardan ötürü “metal yorgunluğu” yaşıyor.

Ukrayna’da ve Kazakistan’da iki krizi birden idare edemeyeceği; bu dönemde Ukrayna Krizi’ni tırmandırmaktan kaçınacağı iddia ediliyor. Ancak, diğer yandan Kremlin için krizler, bir varoluş biçimi. Eğer, Kazakistan’da krizi kullanarak gücünü arttırabilirse, tıpkı Belarus gibi orada da otokrasinin ömrünü uzatıp kendi nüfuz alanını da sağlamlaştırabilir.

“Kremlin’in otokratik yönetimin güçlenmesine ön ayak olması mümkün olabilir”

Tıpkı Belarus’taki ayaklanmalarda olduğu gibi, Kazakistan’da da Kremlin’in otokratik yönetimin güçlenmesine ön ayak olması da mümkün olabilir. Avrupa'nın son diktatörü olarak adlandırılan Alexander Lukaşenko, Rusya’nın da desteğiyle hala iş başında. Belaruslu protestocular da sonunda, 2000'lerin başında Ukrayna ve Gürcistan’da olduğu gibi; NATO ve Avrupa Birliği üyeliği gibi “Batılı kurumlarla” yaklaşma arayışında oldukları, “renkli devrimler” olarak adlandırılan ayaklanmalarına rağmen, rejimleriyle baş başa kaldılar. Değil ABD, Avrupa Birliği de Belarus’un kaderini değiştirecek hiçbir şey yapmadı. Kazakistan’da da benzer bir durum söz konusu olacağa benzer.

ABD, Joe Biden başkanlığında Rusya ile fazla uğraşmak istemiyordu; tüm dikkatini Kuzey Asya ve özellikle de Çin’e yöneltmek niyetindeydi. Ancak, perde arkasında Putin ile epey uğraşmak zorunda kaldılar.

Şu ana kadar da ekonomik yaptırım tehditleri Rusya’yı pek korkutmuşa benzemiyor. Beyaz Saray’ın Rusya’ya karşı uygulayabileceğini söylediği en sert ekonomik yaptırımlar arasında, ülkeyi uluslararası bankacılıkta kullanılan SWIFT sisteminden çıkarmak da vardı. Bu yapılsa bile, Rusya’nın SWIFT’e alternatif bir sisteme geçebileceği; Çin ile ortaklaşarak alternatif sistemler kurmaya gidebileceği de söyleniyor.

“Durum dış mihrakların oyunu değil”

Rusya yönetimi Kazakistan’da yaşananlara ilişkin neler söylüyor?

Rusya Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Dost bir ülkede son dönemde yaşanan olayları, dışarıdan ilham alarak, eğitimli ve organize silahlı oluşumlar kullanarak, devletin güvenlik ve bütünlüğünü güç kullanarak baltalamaya yönelik bir girişim olarak görüyoruz" denilmişti. Yani, Kazakistan’daki ayaklanma da Rusya’nın yönetimine göre, “dış mihrakların işi”.

Kazak yöneticiler de Kremlin’in bu söylemini hemen kabul edip benimsiyor; çünkü, suçu ülke dışına atmak işin kolay yolu. Durum hiç “dış güçlerin oyunu” kaynaklı değil oysa: Kazakistan’ın halkı, yıllardır süregelen otokratik ve kötü yönetimden bunalmış durumdalar. Ekonomik sorunlar sonucu bıçak kemiğe dayanınca da kaybedecek bir şeyi kalmayan halk, demokratik yollarla değiştiremeyeceği otokrasiye karşı isyan ediyor. Yağmalama olayları bir yandan, gösteri yapanlara uyarı olmadan ateş edilmesi emri ve göstericilerin, “terörist” olarak adlandırılması diğer yandan, Kazakistan’da sular kolay durulacağa benzemiyor. Devlet Başkanı Kasım Cömert Tokayev’in “düzen sağlandı” demesine rağmen...

“Tokayev Pekin ile iyi ilişkiler kurma konusunda daha hevesli olabilir”

Kremlin yönetimin güçlenmesine destek veriyor mu?

Aslında, Kazakistan’da da Rusya’nın önünde Belarus’ta yaşadığı aynı sorun var. Ülke üzerindeki etkisi, tamamen yönetici zümreye bağlı. Buna karşılık, yönetici kliklerin içinden Kremlin ile fazla yakınlaşanlar da tasfiye ediliyor.

Tokayev’in devlet başkanı olarak güçte kalmasını sağlamak, şu an için Moskova için öncelik. Tokayev’in tamamen Kremlin’e sadık olduğunu veya öyle olacağını söylemek zor. “O giderse, yerine Kazak milliyetçiler gelir” endişesi, Tokayev’i tüm bu badireleri atlatana kadar desteklemeye niyetliler. Bu arada, Tokayev’in 1980’leri Çin’de geçirdiğini ve çok iyi Çince konuştuğunu anımsatalım. Dolayısıyla, Pekin ile iyi ilişkiler kurma konusunda daha hevesli olabilir.