Can DÜNDAR


ARTI GERÇEK - “Türkiye tarihi” kitabının sayfalarını çevirdiğinizde “Keşke” diyeceğiniz yüzlerce örnek bulursunuz.

Mesela 1959’da Başbakan Menderes, partinin ileri gelenlerinin sözünü dinleyip erken seçime gitse, belki yine Başbakanlığı kaybederdi, ama Türkiye, darbe geleneğiyle tanışmamış olurdu.

Mesela 1979’da Demirel ve Ecevit, birbirleriyle ilgili önyargıları aşıp geniş tabanlı bir koalisyonda buluşabilse, belki de 12 Eylül önlenebilirdi.

1994 yerel seçiminde İstanbul için merkez soldaki anlaşmazlık yüzünden yarışa üç ayrı aday girdi: Zülfü Livaneli, Necdet Özkan ve Ertuğrul Günay. Toplamda aldıkları yüzde 34 oy bölündüğü için Erdoğan yüzde 25’le aradan sıyrıldı ve İstanbul’u aldı.

1995’te aynısı genel seçimde tekrarlandı: Merkez sağda Çiller ve Yılmaz, oyların yüzde 40’ını, merkez solda Ecevit ve Baykal yüzde 25’ini paylaştı. Ama ayrı yarıştıkları için Erbakan’ın Refah’ı yüzde 21’le önce birinci parti, sonra iktidar oldu. Akıl almaz bir gaflet…

Kimse “tarihin akışı”, “askerin dayatması”, “siyasal İslamcıların başarısı” filan demesin; bu tarihte damgası olan 5-10 kişinin biraz akıllı davranması, biraz sağduyu göstermesi ile 27 Mayıs’ı, 12 Eylül’ü, Erbakan’ın, Erdoğan’ın iktidarını yaşamayabilirdik.

Bunları neden anlattım:

Çünkü bugün de muhalefet, aynı tuzakla karşı karşıya… Muhalefeti temsil eden 5-6 isim, ülkenin bir kez daha aynı tuzağa düşmemesini sağlamak gibi tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıya…

Diyalog geleneği olmaması, uzlaşmanın teslimiyet sayılması, “Küçük olsun benim olsun” saplantısı, çok ağır bedellere maloldu.

Son HDP operasyonu da gösterdi ki, orada durmayacaklar. Biraraya gelmedikçe bütün muhalifleri tek tek hapsedecekler. Bakalım yarın tarih kitabı, Kılıçdaroğlu, Akşener, Babacan, Davutoğlu, Karamollaoğlu için “Göz göre göre gelen tehlikeyi fark edemediler” diye mi yazacak; “Biraraya gelip baskıyı püskürttüler“ diye mi?

Dileyelim de hiç değilse bu kez akıl ve sağduyu galip gelsin.