Seda TAŞKIN


ARTI GERÇEK- Ankara'da çok sayıda sığınmacı ve Suriyelinin yaşadığı Önder mahallesinde çıkan kavga sonucu bir kişinin hayatının kaybetmesinin ardından, ilçede gerginlik artmış, akşam saatlerinde ise binlerce kişi Suriyelilerin evlerini, araçlarını ve dükkânlarını taşlamaya başladı.

Olayı duyar duymaz mahalleye gittiğimde ise her taraf savaş alanına dönmüştü. Taşlanan dükkanlardan dağılan camlar sokaklara saçılmış, evlerinin camları taşlarla kırılmış mülteciler lambalarını kapatarak kendilerini evlere kilitlemişlerdi. Sokaklarda sadece tekbir sesleri ve “Suriyeli istemiyoruz” sesleri yükseliyordu. Bazı Suriyeliler, kendilerini korumak için kapılarına Türk bayrakları asmışlardı...

‘SURİYELİLER GİTMEZSE GEREKENİ BİZ YAPARIZ’ 

Polis, kitleyi biber gazı ve plastik mermi ile durdurmaya çalışsa da kısa sürede dağılan gruplar artarak büyüyordu. Her sokakta gruplar halinde insanlar küfürler ederek, mülteci arayışına çıkmıştı. Gazeteci olduğumu anlayan herkes bir şeyler söylemek istiyordu. Bir kişi büyük bir öfkeyle, “Bu mültecileri başımıza bela ettiler. Tayyip başına bela mı aldı? Suriyelileri istemiyoruz, gönderin bir an önce. Ya da bizi başka memlekete gönderin. Türkiye’de Afgan da Suriyeli de istemiyoruz” diyerek mülteciler gönderilmediği takdirde ‘kendilerinin meseleyi çözeceğini’ söyledi. Kısa sürede birçok kameranın önüne onlarca kişi gelerek hep bir ağızdan aynı sözleri yinelediler. 

‘AK PARTİ'YE OY VERDİK AMA BUNLAR BETER OLDULAR’  

Bir başka kişi ise ‘ırkçı’ olmadığını söyleyerek, “Biz ümmeti de biliyoruz, ümmetçiyiz ama böyle ümmet olmaz. Bunlara Ensar diyorlar ama bunlar Ensar değil. Bunlar sansar bunlar… Bunlar vatan haini bunlar…” diyor.  Bir başkası ise AKP'ye oy verdiğini söyleyerek, “Oy verdik ama bunlar beter oldular. Yeter” diyerek 'tepkisini gösteriyor.'

‘BUNLAR GİDENE KADAR BİZE RAHAT YOK’ 

Bir mahallelinin aktardığına göre tepki gösteren ırkçı saldırganlar çevre mahallelerin yanı sıra Ankara’nın birçok yerinden bölgeye akın etmiş. Sosyal medya üzerinden yapılan çağrılar sonucu kısa sürede sayı katlanarak artmış. Ara sokaklara girdiğimizde ise çok sayıda ters dönmüş araçla karşılaştık. Camları kırılmış araçların hepsinin Suriyeli mültecilere ait olduğunu öğrendik. Aracı taşlayan bir kişi yaptığı işten büyük zevk duyarak, “Bunları buradan gönderene kadar bize rahat yok” dedi. Hatta taşladığı evi de gösterip, evlerin mültecilere ait olduğunu da belirtti.

‘NASIL ÇIKACAĞIZ EVLERİMİZDEN?’ 

Ara mahallelerden birinde Suriyeli bir mülteci pencereden seslenerek, “Evde hamile var. Ne yapacağım ben? Şimdi nefes alamıyor, nasıl çıkacağız evden abla? Yüzlerce insan var dışarıda. Her tarafı kırdılar. Bir insan bir hata yaptı diye hepimize mi sıkıntı yaşatılacak? Böyle daha kötü oldu her şey. Doğum yaparsa biz ne yapacağız?” diye soruyor. 

POLİSLER TARAFINDAN BİNDİRİLDİĞİMİZ EKİP ARACI İLE MAHALLEDEN ATILIYORUZ 

Ara sokaklarda ilerlemeye devam ediyoruz ve yukarıdaki mahallelerde evlerin ateşe verildiği yönünde duyum alıyoruz. Olay yerine gitmeye çalışırken, polisler tarafından yolumuz kesiliyor. Basın kartlarımızı göstermemize rağmen çekim yapmamıza izin verilmiyor. Çekilecek bir şey olmadığını grubun dağıldığını söylüyorlar ancak sesler gelmeye devam ediyor. Çekim yapma konusunda ısrarlı davranmamız üzerine polisler, gazeteci arkadaşımla birlikte beni bir ekip aracına bindirip mahalleden çıkarılmamızı söylüyorlar. Bindirildiğimiz araç ile mahalleden çıkarılıyoruz. Ancak araçtan indirildikten sonra yeniden olayların olduğu yöne doğru ilerlemeye devam ediyoruz. 

‘TAYYİP'İN ASKERİ ONLAR’ 

Çekim yapmak için bu defa daha temkinli olmamız gerekiyor. Ara sokaklarda ilerledikçe insan sayısının daha da arttığına tanıklık ediyoruz. Bir kişi, “Bizim suçumuz Türk mü olmak, kim bilir onları şimdi en iyi otellere yerleştirmişlerdir” diye bağırarak “Ama Tayyip'in askerleri onlar” ifadelerini kullanıyor. 

EVİN HER YANINA SAÇILAN CAM KIRIKLARI 

Daha sonra mülteci bir ailenin evine gidiyoruz, kapıyı açar açmaz kırılan camların her yana dağıldığını görüyoruz. İri yarı bir sürü taşın olduğu odada ailenin hazırladığı sofra öylece yerinde duruyor.

Nur Ubeyd, 6 yıl önce eşini Suriye’de kaybettikten sonra Türkiye’ye geldi. 4 sene önce kaçak şekilde Türkiye’ye girdiğini söyleyen Ubeyd o sürede hamile olduğunu anlatıyor: 

“Türkiye’de çok zor şartlar altında bir düzen kurabilmiştim. Ama son yaşanan olaylar bizi çok korkuttu. Odada sofra kurdum ve çocuklarla birlikte tam yemek yiyeceğimiz esnada bir tekbir sesleri duymaya başladım. ‘Bu ev Suriyelilerin mi?' diye bağırıyorlardı insanlar.

Olayı anlayamadan evin salonuna taşlar gelmeye başladı. Çocuğum korkudan anne diye çığlık atmaya başladı. Hemen kucağıma alarak koridorda tuvaletin önüne koydum. Hiçbirimiz yerimizden kıpırdayamıyorduk. Kırılan camlar her yana dağıldı.” 

‘POLİS SADECE İZLEDİ’ 

 Çocuğunu hastaneye götürdüğünü ve ilaçlarını alması gerektiğini söyleyen Ubeyd, hasta çocukları ile birlikte evde rehin kaldığını anlatıyor. “Biz kimseye bir şey yapmadık. Biz dışarı çıkamıyoruz. Olaylar yaşandığında polis geldi ama hiçbir şey yapmadı. Çok kalabalıktı ve polis sadece izledi.” 

‘ÇOCUKLARIMA SÜT ALMAM GEREKİYOR’ 

Hasta iki çocuğunu tuvaletin kapısının önünde yatıran Ubeyd, markete giderek ekmek ve süt alması gerektiğini söylüyor. Ubeyd, “Nasıl çocuklarıma yemek yapacağımı bilmiyorum. Kızımın sütü bitti. Olayların bir an önce durmasını istiyoruz ama ne fayda. Hiçbir şey olmayacağını biliyorum. Olayların daha da büyümesinden çok korkuyorum. Sadece biz korkmadık, taş atılan odada kuşlarımız da vardı onlarda çok korktu. Çocuklarımla bir başıma kaldık ve elimizden bir şey gelmiyor” diyor. 

‘BUNLAR GİDENE KADAR NE VARSA YAKACAĞIZ’ 

Mülteci ailenin yanından ayrıldıktan sonra ara sokaklarda yürümeye devam ediyoruz ama olaylar pek durulacağa benzemiyor. Oradan geçen bir grup bu düşüncemi teyit edercesine, “Bitmeyecek, bunlar buradan gidene kadar ne varsa yakacağız” diyor. Gece 4 sularında eve dönmeye karar veriyorum; Ubeyd, çocuklar ve kuşlarını düşünüyorum...