Türkiye’nin, Federe Kürdistan Bölgesi’nde bulunan Garê’ye yönelik 10 Şubat’ta yaptığı ve 13’ü esir 16 askerin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan operasyonun ardından 23 Nisan’da Metîna, Avaşîn ve Zap bölgelerine yönelik başlattığı operasyon 6’ncı ayına girdi. Operasyonlara Kürdistan Demokrat Partisi’ne (KDP) bağlı özel güçleri de dahil olmuştu.

Fakat bu operasyonlardan Türkiye adına istenilen sonuç alınmadı. Farklı arayışlara giren Türkiye, Fransa öncülüğünde 28 Temmuz’da Bağdat’ta yapılan “Komşu ve Bölge Ülkeler İşbirliği ve Dayanışma Zirvesi”nin katılımcılardan Kürtlere yönelik yapılan tüm operasyonlara destek vermelerini ya da sessizliklerini sürdürmelerini istedi. Ancak yansıyan bilgilere göre, Türkiye’nin bu talebi karşılık bulmadı. 

YAPILAN ASKERİ VE DİPLOMATİK HAZIRLIKLAR
 
Ardından MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Suriyeli mevkidaşı Ali Memlük ile Türkiye-Suriye ile Irak-Suriye’nin “sınır güvenlikleri” konusunda Bağdat’ta görüşme gerçekleştirdi. Fidan, bu görüşmede Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik planlanan kapsamlı bir operasyon için Şam rejiminden destek istedi. Operasyona destek sağlamak üzere başlatılan bu diplomasi trafiğine Hewlêr ve Bağdat’a yapılan ziyaretlerle halen devam edildiği yönünde de bilgiler verildi.

Mezopotamya Ajansı'ndan Erdoğan Altan'ın haberine göre, Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik kapsamlı operasyon amaçlayan Türkiye, son aylarda Antep’te ve Cerablus’ta yapılan toplantılarda paramiliter güçleri tek bir çatı altında birleştirme çabasında. Türkiye’nin bu planına Rusya ve Amerika’nın da onay verdiği öne sürülüyor. Her iki ülke yetkililerinin son günlerde Özerk Yönetim temsilcileri ile yaptıkları görüşmeler perde arkasında Türkiye’ye verilen onayı gizleme çabası olarak yorumlanıyor.

Türkiye planladığı bu operasyonla Kuzey ve Doğu Suriye ile Federe Kürdistan Bölgesi’nin bağlantısını tamamen kesmek istiyor. ABD’nin Afganistan’dan çekilişini fırsata çevirmek isteyen Türkiye, Ağustos ayından itibaren hem SİHA’larla hem top atışlarıyla Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırılarını arttırdı. Özellikle Til Temir’e saldırılar bir yandan prova, diğer yandan nabız yoklaması olarak değerlendiriliyor.

OPERASYONA 'DAMARLARIN KESİLMESİ' ADI VERİLDİ İDDİASI

Türkiye’nin, tank başta olmak üzere çok sayıda zırhlı aracını Dirbêsiyê ve Amudê’nin sınır hattına gönderidiği, askeri birliklerin sevk edildiği bölgedeki köylerin boşaltıldığı da bölgeden gelen bilgiler arasında. Türkiye’nin tarım yapamadıkları için buradaki köylülere zararlarının karşılanacağını yönünde taahhütte bulunduğu ifade ediliyor. 

Türkiye’nin Federe Kürdistan ile Özerk Yönetim parçalarını birbirinden ayırmayı hedefleyen bu operasyona “Damarların Kesilmesi” adı verildiği ve hazırlıklarının son hızla yürütüldüğü ulaştığı öne sürüldü.

ABD'DEN DESTEK VE ONAY ARAYIŞI

Türkiye, öncellikle ABD’den azami destek bulma arayışında. Öyle ki Hulusi Akar, Rojava sınırından doğrudan ABD’ye de mesaj verdi. Yapılan açıklamanın alt metninde bir yandan Ortadoğu’da ABD adına rol oynamaya hazır olunduğu gösterilirken, diğer yandan Türkiye olmadan Ortadoğu’da sürekli gerileyeceği ve yenileceği iddia edilerek örtük bir şekilde ABD’ye tehditler bulunuldu. Akar, yine ABD ve Türkiye arasındaki temel zıtlaşma noktalarından birini oluşturan Rusya’dan alınan S-400 savunma sistemi konusunda ne kadar pahalı olursa olsun Patriot sistemini almaya hazır olduklarını beyan ederek bir bakıma rüşvet de teklif etti.

RUSYA’NIN HESAPLARI

Öte tarafta Rusya’nın durumu da Özerk Yönetime ne ABD’den daha yakın ne de daha uzak. Rojava’ya benzer menfaatler doğrultusunda yaklaşan Rusya’nın Türkiye ile hem tarihi hem de güncel olarak Kafkasya’dan Kırım’a kadar birçok alanda köklü uzlaşmazlık ve çelişkilerinin bulunduğu biliniyor Fakat bu hakikat, Rusya’nın özellikle Kuzey ve Doğu Suriye düzleminde Türkiye’ye tavizler karşılığında olanaklar sunmayacağı anlamına gelmez. Bu perspektiften hareketle Rusya’nın tavrını tahmin edebilmek için bakılması gereken en önemli yer ise İdlib.

29 Eylül'de yapılacak Erdoğan-Putin görüşmesinde de bu konu ana gündem maddelerinden biri olacak.