TÜSİAD: Destek paketleri milli gelirin yüzde 10'u kadar olmalı

TÜSİAD: Destek paketleri milli gelirin yüzde 10'u kadar olmalı
TÜSİAD Başkanı Kaslowski, salgın durumunda devletin herkese elini uzatması, hane halkına doğrudan desteklerin gündeme gelmesi gerektiğini söyledi.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Simone Kaslowski, "Ülkemizin kaynakları maalesef daha sınırlı ve enflasyon tehlikesi büyük, ancak etkileri nedeniyle neredeyse savaş durumuna benzetilen böyle bir dönemde istihdamın ve ekonomik sistemin korunması zorunlu. İstihdamın ve işletmelerin devamlılığını sağlama hedefi doğrultusunda destek paketlerinin milli gelirin yüzde 10'u seviyesinde bir büyüklüğe ulaşmasını beklemek daha gerçekçi olacaktır" dedi.

Kaslowski, koronavirüs salgınının yayıldığı her ülkede ekonomi üzerinde benzer etkiler yaptığını, Türkiye ekonomisinin de finansal piyasalar, dış ticaret ve iç talep olmak üzere üç farklı kanaldan etkilendiğini anlattı.

Bu yıl hem turizm hem de ihracat gelirlerinde önemli bir gerileme görüleceğini aktaran Kaslowski, diğer taraftan iç talepte bir daralma yaşandığını, pek çok sektörün hizmetlerini salgının yayılım hızını azaltmak için durdurduğunu söyledi.

DENGELİ BÜYÜME ÇOK MÜMKÜN GÖRÜNMÜYOR

Kaslowski, dış talebin zayıf olduğu, turizm gelirlerinin önemli ölçüde azaldığı bir ortamda dengeli büyümenin çok mümkün görünmediğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Bu yıl büyümenin oldukça cüzi oranlarda gerçekleşmesi beklenmeli. İkinci çeyrekte iç ve dış talep aynı anda duracak, ekonomide büyük ölçüde daralma yaşanacak. Salgının seyri eğer tahmin edildiği gibi yaz aylarında azalacaksa iç talep üçüncü çeyrekte geri dönecektir ama küresel ekonomide özellikle Avrupa'da ekonomik kriz çok daha uzun sürecek. Bu nedenle yılın ikinci yarısında dış talepten büyük bir katkı beklememek gerekir. 2020 iç talep ağırlıklı büyüyeceğimiz bir yıl olacak. Biz olumlu düşünerek küçük de olsa pozitif bir büyüme yakalayacağımıza inanıyoruz. Enflasyon üzerinde petrol başta olmak üzere emtia fiyatlarındaki düşüş olumlu etki yapıyor, ancak döviz kurunda artış sürüyor. Enflasyon yıl sonunda yüzde 9-10 civarında kalabilir. Turizm ve ihracat gelirlerindeki kayıplar nedeniyle çok sınırlı bir cari açık bu yıl görebiliriz."

Merkez Bankası döviz rezervinde son aylarda hızlı bir gerileme olduğuna işaret eden Kaslowski, döviz likiditesine özellikle dikkat edilmesi gereken bir döneme girildiğini dile getirdi.

Kaslowski, uluslararası kurumlarla iş birliğine her zamankinden daha fazla önem verilmesi gerektiğine dikkati çekerek, "Küresel finansal risklerle mücadele uluslararası iş birliği içerisinde yürütülmeli. Bu amaçla pek çok uluslararası kurum şimdiden önemli fonlar ayırdı. Fed pek çok ülkeyle döviz swap hattı açtı. Türkiye de bu sorunlarla mücadelede yalnız kalmamalı" ifadelerini kullandı.

PAKETİN GENEL BÜYÜKLÜĞÜ EKONOMİNİN BÜYÜKLÜĞÜ İLE ORANTILI OLMALI

Kaslowski, destek programının temel amacının istihdamı korumak ve işletmelerin devamlılığını sağlamak olması gerektiğini, mevcut ekonomik yapının korunamadığı durumda, salgın geçtikten sonra ekonomiyi ayağa kaldırmak için çok daha uzun bir süreye ve daha fazla kaynağa ihtiyaç duyulacağını dile getirdi.

Ne kadar erken ve yaygın destek verilirse yapıyı muhafaza etmenin o kadar mümkün olacağını vurgulayan Kaslowski, şunları ifade etti:

"Bu nedenle destek programının odağı işletmelerin nakit akışlarındaki bozulmanın zincirleme iflaslara neden olmasını engellemek ve istihdam kayıplarını en aza indirmek olmalı. Bunun yanında genel makroekonomik dengelerin sarsılmaması ve finansal bir krize neden olmaması için de tedbirler alınmalı. Döviz likiditesinde sorun yaşanmaması için Fed ile swap hattı açılması ya da alternatif dış kaynak bulunması için girişimlerde bulunulması bu anlamda önemli olacaktır. Paketin genel büyüklüğü ise ekonominin büyüklüğü ile orantılı olmalı. Yurt dışı örnekler verilen desteklerin Avrupa'da milli gelirin yüzde 20'leri civarında olduğunu gösteriyor. Ülkemizin kaynakları maalesef daha sınırlı ve enflasyon tehlikesi büyük, ancak etkileri nedeniyle neredeyse savaş durumuna benzetilen böyle bir dönemde istihdamın ve ekonomik sistemin korunması zorunlu. İstihdamın ve işletmelerin devamlılığını sağlama hedefi doğrultusunda destek paketlerinin milli gelirin yüzde 10'u seviyesinde bir büyüklüğe ulaşmasını beklemek daha gerçekçi olacaktır. Elbette öncelik ve birincil koşul ise Bilim Kurulu'nun virüsün yayılım hızını azaltmak için tavsiyelerine uymak olmalı. Çünkü insan hayatı her şeyden kıymetli ve sağlık sistemimizin devamlılığı esastır."

Artık bilim insanlarının uyarılarını hem devletlerin hem de iş dünyasının daha da fazla dikkate almasının önemine işaret eden Kaslowski, küresel risklere bu gözle bakılması gerektiğini vurguladı.

Kaslowski, salgının etkileri ile mücadele ederken iklim değişikliğiyle, plastik kirliliğiyle uzun vadeli mücadelenin de zayıflatılmaması gerektiğini vurgulayarak, "Aksine daha güçlü adımları kararlılıkla atmalıyız. Kurumların yetersiz olması onlara ihtiyaç olmadığını değil, uygulamada yetersiz kaldıklarını gösterdi. Küresel koordinasyon ve iş birliğini hızlı ve verimli şekilde sağlamak, yeni dönemde üzerinde çalışmak zorunda olduğumuz bir gerçek. Sınırların içine kendimizi kapatmanın çare olmadığı bir kez daha görüldü. Pek çok ülke birbirlerine bilimsel veri aktarımı, test kitleri, sağlık ekipmanları, hatta sağlık personeli göndererek destek verdi. Bence bunlar gelecek yeni döneme ilişkin umutlu olmamız için iyi işaretler" diye konuştu.

HANE HALKINA DOĞRUDAN DESTEKLER GÜNDEME GELMELİ

Kaslowski, krizle mücadelenin, tüm ülkelerde bir süreç yönetimini ve pek çok alanda etkili adımların hayata geçirilmesini gerektirdiğini belirterek, "Ülkemizde istihdamı korumak ve özellikle küçük işletmeleri, esnafı, ticaret erbabını, kendi işinde çalışan kişileri desteklemek açısından yeni adımlara ihtiyaç var. Her ne kadar vergi ertelemeleri ve finansmana erişim açısından kolaylıklar sağlansa da burada bankacılık sektörü kaynakları tek başına herkese yetemeyecektir" diye konuştu.

Merkez Bankası'nın bankalara çok ciddi likidite sağladığını, işsizlik fonuna likidite sağlamak için tahvil alımlarına da başladığını anımsatan Kaslowski, ancak bu kadar riskli bir ortamda kredibilitesi iyi olan firmaların öne çıkacağını söyledi.

Kaslowski, bu nedenle Kredi Garanti Fonu'nun teminat gösteremeyecek durumda olan küçük işletmeler için kritik olduğunu vurgulayarak, "Burada maliyet avantajı olduğu için şimdiden firmalar arasında bir yarış başladı, limitler yetmiyor" dedi.

Salgın nedeniyle ücretleri ödeme zorluğu yaşayan firmaların kısa çalışma ödeneğinden faydalandığını, bu ödeneğin ücreti belli bir tavana kadar karşılayabildiğini aktaran Kaslowski, "Ödeneğe başvuru koşulları bir miktar kolaylaştırıldıysa da bu imkandan son üç yılda en az 450 gün SGK primi ödemiş olma koşuluna uyabilen çalışanlar yararlanabilecek. Bu dönemin koşulları dikkate alınarak, süre şartlarının daha fazla çalışanı kapsayacak şekilde hafifletilmesi düşünülebilir" ifadelerini kullandı.

Kaslowski, halen önemli bir oranı temsil eden kayıt dışı çalışanların bu desteklerden yararlanma şansına hiç sahip olamadığına işaret ederek, salgın durumunda devletin herkese elini uzatması, dolayısıyla hane halkına doğrudan desteklerin de gündeme gelmesi gerektiğini söyledi.

SALGIN SONRASI NORMALE DÖNÜŞÜN PLANLANMASI GEREKLİ

Kaslowski, vergi kolaylıklarının tüm sektörlere değil sadece "mücbir sebep" tanımındakilere sağlandığına dikkati çekerek, şunları ifade etti:

"Bu yeterli değil. Desteklerin işletmelerimizin olağan faaliyetlerinin sürdürülebilirliği anlayışıyla formüle edilmesi gerek. Çünkü salgının etkisi geçtiğinde üretime hızla ve sorunsuz geri dönebilmemiz lazım. Bu işletmelerimiz istihdam, vergi, inovasyon, katma değer ve ihracatı sürdürülebilir kılan unsurlardır. Cirosu belli bir oranın üzerinde düşen herkese kolaylık sağlanmalı. Ayrıca seçilen sektörlerin tedarik zincirlerinin nasıl etkilendiği de mutlaka hesaba katılmalı. Destekler tasarlanırken kısa vadede ekonomiye can suyu vermek ne kadar önemliyse, salgın sonrası normale dönüşün de planlanması gerekir. Bu nedenle uzun vadede yatırım ortamına zarar verebilecek serbest piyasa uygulamalarından uzak bazı düzenlemelerden de kaçınılmalıdır. Örneğin bankacılıkta yapılacak düzenlemeler Basel kriterlerinden fazla uzaklaşmamalı, ticaret kanunu ve şirketlerin sermaye yapılarına ilişkin kararlar alınacaksa yatırımcı beklentilerini olumsuz etkilememesine dikkat edilmeli."

HEM İSTİHDAMI KORUMAYA, HEM BORÇLARI DÖNDÜRMEYE ÇALIŞIYORUZ

Üyeleri için finansmana erişim, vergi ve istihdamın en öncelikli konular olduğunu belirten Kaslowski, gelirlerin ciddi oranda düşmesine rağmen hem istihdamı korumaya hem de borçlarını döndürmeye çalıştıklarını söyledi.

Kaslowski, tam anlamıyla bir kriz yönetimi durumunda olduklarını vurgulayarak, "Tüm dünyada hayatın alıştığımız gibi gitmeyeceğini biliyoruz. Dijital teknolojilerin daha da ön plana çıkacağı, zaten hızla dönüşmekte olan dünyada dönüşümün daha da hızlanacağını tahmin etmek zor değil. Şirketler açısından risk yönetimine bakış da fazlasıyla değişecek." diye konuştu.

Bu krizde de uluslararası kurumların yetersiz kaldığını bir kez daha gördüklerini, ancak bu sefer uluslararası iş birliğinin ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunun hatırlandığını anlatan Kaslowski, kendilerinin de yurt dışındaki muadilleriyle krizle mücadele konusunda sürekli iletişim kurduklarını bildirdi.

Kaslowski, kolay bir ortamda çalışmadıklarına işaret ederek, "Her gün, değişen mevzuatı ve açıklanan düzenlemeleri takip ediyoruz, üyelerimizi bilgilendiriyoruz. Bize en çok mevzuattaki değişikliklerin iş hukuku ve sözleşmeler üzerindeki etkileriyle ilgili sorular geliyor. Uzmanlarla webinarlar düzenleyerek üyeleri sürekli bu konularda bilgilendiriyoruz. Ayrıca kurduğumuz online Covid-19 portalı yoluyla yaşadıkları sorunları ve önerilerini topluyor, ilgili kamu kuruluşlarına, bakanlıklara iletiyoruz. Tabii çalışmaya devam eden yerlerde de sağlık tedbirlerine ilişkin yapılması gerekenler ön planda. Üyeler kendi iyi uygulamalarını birbirleriyle paylaşıyor, resmi kurumlarca yayınlanan rehberlere uyumu sağlamaya çalışıyorlar" bilgilerini verdi.

Kaslowski, bu süreç bittiğinde vatandaşların yönetimlerin krizle iyi mücadele edip edemediklerini ciddi bir sorgulamadan geçireceğini belirterek, hem devlet sistemlerinin hem de hükümetlerin ciddi biçimde sorgulanacağı bir dönemin beklediğini, şirketler için de risk yönetiminin odağa oturduğu bir yönetim anlayışının devreye gireceğini dile getirdi.

SALGININ YARATTIĞI EKONOMİK YÜKLE SADECE TEK BİR KESİMİN BAŞ ETMESİ MÜMKÜN DEĞİ

Kaslowski, salgının yarattığı ekonomik yükle hiçbir ülkede sadece tek bir kesimin baş etmesinin mümkün olmadığını vurguladı.

Ulusal boyuttaki afetlerde öncelikle kamu kaynakları ve politikalarının kapsayıcı şekilde harekete geçirilmesinin sağlandığı takdirde, iş dünyası ve toplumun tüm kesimlerinin dayanışması ile ekonominin kalıcı hasara uğramasının engellenebileceğinden bahseden Kaslowski, "İnsanlığın karşılaştığı bu önemli sınavda sorumluluğumuzun bilincinde olarak, küresel gelişmeleri takip etmeyi ve ülkemizin işvereniyle, çalışanıyla ve tüm toplumuyla en az hasarla etkilenmesi için katkımızı sunmayı sürdüreceğiz" dedi.

HER TÜRLÜ SENARYOYA HAZIRLIKLI OLMALIYIZ

Kaslowski, sürecin başından bu yana Bilim Kurulu'nun çeşitli tavsiyeler verdiğine de değinerek, şunları söyledi:

"Salgının seyrine göre, bazı ülke örneklerinde de görüldüğü gibi, zorunlu iş alanları hariç çalışma hayatının ve sokağa çıkmanın kısıtlandığı tedbirlere ihtiyaç elbette duyulabilir. Güney Kore ve Almanya örneğindeki gibi başından itibaren çok test yapıp her vakayı ve o vaka ile temas edenleri izole etme stratejisi salgını kontrol altında tutmak için başarılı bir yöntem. Son dönemde alınan daha sıkı kararlarla ülkemizde bölgesel yayılımın önüne geçilmeye çalışılıyor. Pek çok ülkede daha sıkı tedbirlere mecbur kalındığını da biliyoruz. Bu salgınla mücadele için her türlü senaryoya hazırlıklı olmak zorundayız. Bu durumda ekonomik açıdan da daha büyük destekler gerekebilir. Buna da eşzamanlı olarak hazırlıklı olunması gerekiyor."

İlgili Haberler
Öne Çıkanlar